Ana Sayfa Köşe Yazısı 17.03.2020 Array Görüntüleme

Bu Pıtıraklı Diyar – Asya Ceylan

Biz Cennet-i Âlâ’da yaşar iken, bu pıtıraklı diyara sürgün yedik. Ve yine oraya dönecektik. Ya da hatalarımızın bedelini ödemeye…

Biz bilemedik geldiğimiz yerin kıymetini. Hep korkmadık (!) ölümden ama, hiç de ayrılmak istemedik bu pıtıraklı diyardan. Sevdik onu, ona tutulduk, ona tutunduk. Hiç ölmeyecek gibi yığdık yığınlarımızı. Bu pıtıraklı diyara bir daha mı gelecektik sanki, ne tür haram varsa yaşamalıydık her türlüsünü dibine kadar.

BİR KERE GELMİŞTİK NEDE OLSA, BİR DAHA MI GELECEKTİK SANKİ….

İşin püf noktasını bile tersten okuduk.

BİR KERE GİDECEKTİK ÖBÜR DÜNYAYA, BİR DAHA MI GİDECEĞİZ SANKİ…

Bu sürgün yerine ikinci kez gelme şansımızın olmadığını biliyorken bile, kendi kafamıza sıktık tabiri caizse..

İki kez gelinebilecek olsa, ilkinde dilediği gibi yaşamak isteyen insan bi mantıkla anlaşılabilirdi belki. Ölür, gider, görür, gelir, ve gördüklerinin karşısında, bir daha geldiği zaman, insanca, müslümanca yaşardı. Ama bir kez gelmiştik dediğimiz gibi, bir kere gidecektik. Bir daha gelmemecesine.. Azaba bile gözü karartmıştık.

Hata yapma payını bize veren Allah’tı elbette. Bilmiyorduk bize ne kadar düştü ordan. Ama biz hatalarımıza müptela yaşadık. O kadar BEN olmuştuk ki, BEN’liğimizin kendimize ilah olduğunu, kendimizin kendimize cellat olduğunu dahi fark edemedik.

Hırslandık ENN olmak için.. Esfel-i safilînde dibe dalarken, zirvelerde oluyoruz sandık kendimizi. Daha da zirvelerde olmalıydık hatta, yukarda gördüğümüz herkesin paçasından tutup, aşağılara çekmeliydik, ayaklarını kaydırmalıydık. Bize başardığımızın rüyasını gösteren şeytana da hemen inandık ahmaklar gibi, oysa kimseyi aşağıya çekememiş, daha çok kendimiz dibe vurmuştuk.

Adımız anılmalıydı, şanımız yürümeliydi, hatta yetmez, sadece biz olmalıydık, başka hiç kimse değil. Bunu sağlamak için bile ne yalakalıklar yaparak, daha da küçüldüğümüzü göremeyecek kadar düşmüştük oysa. İnsanların alkışları arasında kıs kıs güldüklerini bile duyamayacak kadar sağırdık. Gül sunanların güllerini koklamak yerine, yiyecek kadar da aç.. Doymak bilmedik bir türlü..

Haklı olmayı beceremediğimiz gibi, haksızlığın karşısında da dilsiz şeytanlara dönüştük. O yılan bana dokunmuyordu ne de olsa, bin yaşasa da olurdu. Hesap edemedik, bin yıllık ömrü içindeki o yılanın, bilmem kaçıncı sırasında olduğumuzu…

Pek çok uyarılar verdi Hak Teâlâ, ama anlamamakta ısrar ettik. Gelen musibetlerin dahi kendimizden doğan sebeplerini öteledik.

En güncelinden örnekleyecek olursak; Corona virüsü mesela, öldürülen çocukların ahıydı, ne de olsa biz öldürmediğimiz için bunu söyleyebiliyorduk rahatça. Ama şunu diyemedik; “Bu benim günahlarımın bedeliydi, benim kılmadığım namazlarımdan oldu, benim tutmadığım oruçlarımdan, benim işlediğim zinadan, benim yediğim faizden oldu. Benim dünyanın zulmüne sessiz bakışımdan oldu, benim benliğimi zirvelere taşıma arzumdan oldu” diyemedik. Ondan dolayı bile, kendimizin dışındakilerde aradık kabahati.

Çünkü biz, sürgünümüzü sevdik. Aşık olduk bu pıtıraklı diyara, ve o çöplükteki yerimize… Ölümden korkmamaktan bahsetsekte, hiç gitmek istemedik bu yangın yerinden, ana yurdumuza…

Yazımı, İsmet Özel’in beni çok etkileyen bir şiiriyle noktalıyorum. Biraz ağır bir şiirdir ancak, lütfen sebatla sonuna kadar okuyun…
…………………….

Bu yaşa erdirdin beni,
Gençtim almadın canımı,
Ölmedim genç olarak…
Ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde…

Bir zamandı,

Heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye

Ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.

Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi..
Genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için,
Halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti..
Demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
Vay ki gençtim,
Ölümle paslanmış buldum sesimi.

Hata yapmak fırsatını Adem’e veren sendin
Bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
Gençtim ben, ve neden hata payı yok diyordum hayatımda…

Gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi..
Haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne..
Bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak..
Bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini..
Tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş..
Ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

Çeşme var, kurnası murdar..
Yazgım;
Kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi..
Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim..
Nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da..
Gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem..
Ne fark eder demişim..
Bilmeden farkı istemişim..

Vay benii leylak kokusundan çoban çevgenine
Arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!

Yola madem;
Çöllerdeki satrabıı yalvartmak için çıkmıştım;
Hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine..
Yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar, yola devam ederdim.

Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
Gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
Onunla ben;
Hep sevişecek gibi baktık birbirimize..
Bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık..

Oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar..
Ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde..
Hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
Bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için,
Kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık..
Eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce..
Alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık..
Ah, bir olaydı diyorduk, vakar da yoksanaydı
Doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız..
Ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık

Gönendi dünya bundan istifade,
dünya bayındırladı:
Bir yakış, bir yanış tasarımı beride
Öte yakada bir benî adem,
Her gün küsülü kaldık…
Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan..

Artık bu yaşa erdirdin beni,anladım..
Gençken almadın canımı,
Bilmedim..
Demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş..
Çünkü;
Hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer..
Çiğ tanesi sanmak ne cüret,
Gözyaşıymış insanın insana raptolduğu cevher..

Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Yârab..
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu..
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde..
Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin..
Tütmesi gereken ocak, nerde?

Münacaat – İsmet Özel

Yorumlar

Yorumlar (3 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

  • Meçhul :

    18 Mart 2020-16:50

    Eline kalemine sağlık can dost yine çok güzel bir yazı olmuş

  • Meçhul :

    18 Mart 2020-16:51

    Kalemine sağlık can dost yine çok güzel bir yazı olmuş

  • Babulla Quluzade :

    19 Mart 2020-00:23

    Dusundurucu ama guzel bi yazi olmus. Cok iyi bi mevzuya deyinmissin basarilarinin devamini beklerim Asyacan

İlginizi çekebilir

Şeytanın Hilesi

Şeytanın Hilesi

Tema Tasarım | Osgaka.com