Ana Sayfa İktibas 12 Nisan 2019 Array Görüntüleme

Cinsiyet Ayrımcılığı Projesi Nedir?

“Cinsiyet Ayrımcılığı” ve “Cinsiyet Eşitliği” kavramı “Kadın-Erkek Eşitliği” kavramı gibi ne kadim ne makbul ve ne de meşru bir kavramdır. “Cinsiyet Ayrımcılığı” ve “Cinsiyet Eşitliği” kavramlarının kod ve motiflerinin tohumları 1990’lı yıllarda atılmıştır. Bu kavram baba ve oğul Bush krallığının akıl hocalığını yapan ve Amerikalı senatörler arasında “Şeytan Tüylü Kadın” olarak tanınan Karen Hughes bu konuda büyük emek vermiştir.

Cinsiyet Ayrımcılığı Projesi Nedir?

“Cinsiyet Ayrımcılığı” toplumdaki makbul ve makul olan iki cins olan kadın ve erkek için kullanılmamıştır. “Cinsiyet Ayrımcılığı” Amerika ve Avrupa’daki toplumdaki politik, askeri ve ekonomik dengelerin sahiplerinin tatmin olmayan arzu arayışlarının meşrulaştırılması için kurgulanılan bir kavramdır.

Cinsel yönden farklı tercihler sebebiyle haklarında adli ve idari birçok soruşturma geçirdikleri dünya medyasından saklanan bir gerçek değildir. Saklanılan bir gerçek olmasa da çok dillendirilemiyordu. Artık özellikle 2010 yılından sonra bu içlerinde sakladıkları kendi aralarında gündem ettikleri “Cinsel yönelimlere saygı duymalıyız!” taleplerini küresel organizasyonlar üzerinden dillendirmeye başladılar…

Kadın hakları resmi anlamda ilk kez 1986 yıllarda resmi sözleşmelerde kendine yer bulabildi. Burada şunu da belirtelim 18 tane uluslararası sözleşmelerden Amerika sadece 5 tane sözleşmeye imza atarken Türkiye 16 tane sözleşmeye imza atmıştır. Tüm bu somut ve hukuki gerçekliğe rağmen  “Türkiye ayrımcılık yapıyor!” algısı karşısında buna inanan bizim diplomatlarımız bile var… Konunun bu boyutunu burada noktalayalım ve esas dile getireceğimiz konuya giriş yapalım.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-Ki Moon Ne Başardı?

2010 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-Ki Moon tarafından ilk kez kadın-erkek cinsinin dışında cinsiyetler yönelimleri tanınmış hatta bu tercihte bulunan kişilere yönelik sosyal ve hukuki pozitif düzenleme yapan ülkeler taltif ve takdir edilmiştir. Bugün LGBTIQ olarak sınıflandırılan cinsel tercihler BM tarafından 2010 yılında meşrulaştırılmıştır.2010 yılından 2013 yılına kadar “Cinsiyet Ayrımcılığı” kavramının etkinliği ya kâğıtlar üzerinde ya da bu amaçla düzenlenen özel etkinliklerle sınırlı kalmıştır.

2013 yılından sonra 1983 yılından beri “Demokrasi” kod ve motifleri ile rejim dizaynları yapan “Uluslararası Demokrasi Vakfı” nın (NED)  çalışmaları bir çok ülkede  “Demokrasi denktir Kan” tepkisi ile birlikte bu küresel vakıf 30 yıllık süreçten sonra hem “Demokrasi Götüreceğiz!” sloganını sonlandırmış hem de küresel ofislerini birer birer kapatmaya başlamıştır.

2013 yılından sonra küresel rejim dizaynları  “Demokrasi” ile değil  “Cinsiyet Ayrımcılığı” kodlamasıyla yapılmaya başlandı. Artık kitleleri harekete geçiren tarihte hepsini kahraman diye okuduğumuz erkeklerin yerini kadınlar alacaktı. “Cinsiyet Ayrımcılığı” kavramı ile aslında toplumda kaybedecek bir şeyleri olmayan kitleler toplumların meydanlara toplanması için kullanılacaktı. “Kadın-Erkek Ayrımcılığı” kodlaması ile yapılan çağrılar bir çıkar boyutu olan iş sektöründe karşılık bulmadığı tecrübe edildiği için özellikle bu kavram kullanılmayacaktı. Zaten amaçta erkek ve kadınlar arasındaki farklılıklar ya da haksızlıklar değildi.

Özgürlükler Ülkesi Amerika Tarih Oluyor…

“Cinsiyet Ayrımcılığı” kavramı ile kitleleri eylemlere davet edenler özellikle ilk dönemlerde erkeklerdi. Yine şöyle bir kara mizah vardı. Cinsiyet Ayrımcılığını dillendiren dev kuruluşlar firmalarında sadece  % 10 oranında kadına üst düzey yöneticilik hakkı veriyordu. “Cinsiyet Ayrımcılığı Projesi” ABD ve İngiltere çıkışlıydı. Bu projeye İngiltere Krallığı sponsorluk yaptı. Bunun sebeplerinden biri  “Özgürlükler Ülkesi Amerika” artık geçmişte kalmıştı. Vizyon olarak “Özgürlükler Ülkesi İngiltere” kullanılacaktı…

Cinsiyet Ayrımcılığı İngiltere’de elit kesimler tarafından dillendirilirken Amerika’da genellikle iş hayatı olmayan, düzenli geliri olmayan gençler ya da toplumun içinde yapa yalnız kalmış 50 yaş üzeri insanlar tarafından dile getiriliyordu.

“Cinsiyet Ayrımcılığı” bir kültür ve inançların yozlaştırılması ve rejimlerin dizaynı için kullanılacaktı. Yoksa farklı cinsel yönelimleri olan insanların kendilerini toplumun kabullenmesini istemek gibi bir beklentileri yoktu. “Cinsiyet Ayrımcılığı” kavramıyla insanların inançlarını tanımamak vardı. Sahip oldukları dinlerin kutsal metinlerinin doğruluğu önemli değildi. Bu neden isteniyordu? Çünkü kutsal metinlere göre hayat yaşayan insanlar buna izin vermeyecek ve bir çatışma ortamı oluşacaktı. Ve aranan da buydu…

Dini tanıyan insanlar ve toplumlar uluslararası hukuku tanımayan asiler olarak pazarlanmak için vitrine konulacaktı. Sosyal devlet göstergesi olduğunu ifade eden sivil toplum kuruluşları toplumun inanç ve kültür dokuları ile uyuşmayan hizmetlere vermek için kurumlara girmek için teşebbüs edecekler taleplerini karşılamayanları hedefe koyacaktı küresel medya…

Rejimler farklı cinsel yönelimde bulunanların temsil hakkına engel olamayacak hatta nasıl kurumlarda ve mecliste belli oranda engelli kişilerin istihdam edilmesi kanuni bir zorunluluk ise farklı cinsel tercihlerde bulunanların temsil edilme hakları da hukuki bir zorunluluk olacak.

Cinsiyet Ayrımcılığı Projesi’nin Pilot Ülkesi Türkiye Mi?

Ve ne kadar ilginçtir ki Türkiye küresel güçler tarafından “Cinsiyet Ayrımcılığı Projesi” için pilot ülke ve toplum seçildi. Amerika’da kızlar ya da toplumun bazı kesimleri ücretsiz eğitim ve öğretim hakkına sahip değildir. Amerika uluslararası sözleşmelerin yarsısını imzalamamışken… Küresel medyanın ve astronomik hibelerle sözleşme yapılan sivil toplum kuruluşlarının etkisi ve tahrik gücü ile…

Türkiye “Cinsiyet Ayrımcılık” yapıyor…

Türkiye “Cinsiyet Ayrımcılığı”  konusunda gerekli hukuki düzenlemeleri yapmıyor…

Türkiye “Cinsiyet Ayrımcılığı” konusunda ifade özgürlüğüne izin vermiyor…

Türkiye’de aileler çocuklarının cinsel yönelim tercihlerine saygılı davranmıyor…

Türkiye’de “Cinsiyet Ayrımcılığı” ve cinsel yönelim tercihlerini farklı yapan öğrencilere rehberlik edilmiyor…

Ve aslında vizyon meselesi olarak dillendirilen “İstanbul Sözleşmesi” sadece aysbergin görünen kısmı da değil görünen sivri ucu… Yazılacak çok şey var susmak için nefes almak adına burada susalım…

Rabbim, bizi ıslah et… İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme” diye dua edip bu yazıyı burada noktalayalım… Sonra ki yazılarımızda dibe bir dalış yapabiliriz okumak isteyenler okurken dalış malzemelerini yanına almayı unutmasın…

Sosyolog -Medya ve İletişimci

Ercan Harmancı

Kaynak: ercanharmanci.com

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com