Ana Sayfa Köşe Yazısı 16.03.2019 Array Görüntüleme

Değil bir Çamlıca, bin Çamlıca biraraya gelse bir Ayasofya etmez!

“Demek ki, Ayasofya, ne taş, ne çizgi, ne renk, ne cisim, ne de madde senfonisi; sadece mâna, yalnız mâna…”
Böyle der Üstad Necip Fazıl o meşhur Ayasofya Konferansı’nda…
Ayasofya’daki mânâ; Türk’ün İslam ile tanışması ve at üstünde bütün cihanı fethe çıkmasıdır..
Ayasofya’daki mânâ; Müslüman Türk’ün, Anadolu’yu kendine ilelebet yurt edinmesidir…
Ayasofya’daki mânâ; Nizamı Alem için İlay-ı Kelimetullah davasının sembolü olmasıdır…
Ayasofya’daki mânâ; Müslüman Türk’ün Peygamber övgüsüne mazhar olmasıdır…
Ayasofya’daki mânâ; Konstantinopolis’in İslambol’a dönüşmesidir…
Ayasofya’daki mânâ; Anadolu’yu Müslüman Türk yurdu yapan milyon şehid ve gazinin kanındaki cevherdir…
Şimdi bunların hangi birini Çamlıca camisinde bulacaksınız?
Evet; Müslüman kamuoyunun Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması istediğine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği cevap, gaftan öte bir anlam taşıyor maalesef…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tekirdağ’da düzenlediği mitingte konuşurken “Ayasofya Camii olarak açılsın” diye seslenen vatandaşa tepki göstererek “Önce Sultanahmet’i doldurun sonra bakarız” diye cevap verdi.

Erdoğan’ın yaptığı açıklama şu şekilde:

“Sultanahmet’i bir doldurun ondan sonra ona bakarız. Sultanahmet’i bir doldurun ondan sonra ona bakarız. Bak şimdi Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık. 4 tane 5 tane Ayasofya eder. O kadar büyük. 60.000 kişiyi alabilecek kapasitede. Ve Anadolu Yakası’nda tüm İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük camii oldu. Buyrun mesele o değil. Bu işin siyasi boyu var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah.”

Şimdi sayı ve beton hesabına vurursak eğer, bir Kâbe de, Suudların yaptığı Zemzem Tower etmez o zaman. Veya Mescidi Aksa’ya ne gerek var, zaten yanında Kubbetus Sahra var demez mi Yahudi sonra bize?

PEYGAMBER TÜKÜRÜĞÜ İLE AYAKTA DURAN AYASOFYA

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Ayasofya camii ile ilgili ilginç bir rivayet anlatır.

Allah Resulü 571 yılında doğar. O mübarek gecede büyük bir deprem olur ve Bağdat’taki Kisra Sarayının Sütunları, Kızılelma Kilisesi’nin kubbesi ve Ayasofya’nın kubbesi yıkılır. Birçok defa tamir etmeye çalışırlar ama tamir edilemez. Sonunda Hz. Hızır yaşlı bir şeyh kılığında bütün rahiplere görünür: “Eğer bu camiin kubbesini tamir etmek istiyorsanız, ahir zaman peygamberi’nin tükürüğünden alıp zemzem suyu ile birlikte burada kirece karıştırın, sonra kubbeyi tamir edin. Başka çare yoktur!” der ve kaybolur.

Rahipler bu kişinin Hz. Hızır olduğunu anlarlar. Hemen 300 patrik ve rahip önce Şam’a, oradan Busra’da Bahir’e Papaza varıp Allah Resulü’nü sorarlar. O da: “Amcasıyla Mekke’ye gitti. Fırsatı kaçırmayın, bir elinin izini alın” diye bu rahiplere akıl verir. Rahipler Mekke’de Ebû Tâlib’e gidip isteklerini söylerler. Ebû Tâlib fincan içine mürekkep koyup: “Ya M……d sağ elini mürekkebe batırıp bu ceylan derisi kâğıt üzere bas ki dünya durdukça senin ümmetin bu Hristiyan rahiplerden vergi almasınlar! Der. Sonra yine bütün rahipler “Ey M……d, senin dünyaya geldiğin gece bizim Kostantiniyye’de Ayasofya adlı bir kilisemizin kubbesi yıkıldı. Birçok defa tamir etmeye çalıştık, ama tamir edemedik. Mübarek tükürüğünden bu mücevher hokka içine biraz koyarsan, kirece karıştırıp mabedimizi tamir edelim” diye rica eder. Ricaları kabul edilip Hz. Risâlet hokka içine mübarek tükürüğünden bırakır. Onunla ayakta durup ümmetime nasip olsun diye dua eder. Sonra ruhbanlar sevinçle hokkadaki mübarek tükürük ile yetmiş deve yükü Mekke-i Mükerreme toprağı ve yetmiş deve yükü de zemzem suyu yüklenip hızlı bir şekilde İstanbul’a gelirler.

Aceleyle Ayasofya kubbesini tamire başlarlar. Kireç, mübarek tükürüğü, yetmiş deve yükü zemzem suyunu ve Mekke toprağını karıştırıp harç yaparak kubbeyi sağlam bir şekilde tamir ederler. Kubbenin Resûlullah’ın ağız suyu ile yapılan yeri günden ayan ve aydınlıktır.


Bu bir rivayet, doğru veya değil ama Ayasofya’daki mânâ budur ve bu mânâ bir değil bin Çamlıca’da bulacağın mânâ değildir.
Son sözü yine Üstad Necip Fazıl’dan verelim:

Çünkü Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler. Her mâna, her hikmet, her münasebet Ayasofya’ya bağlı…

Ayasofya açılmalıdır. Türk’ün bahtıyla beraber açılmalıdır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Yunanlıya “ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!” demekten farksızdır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletler’den Afrikalı yamyam devletlerine kadar aleyhimize rey verdirip kendileri müstenkif geçinen Batılılara “artık benim hayat hakkım kalmadı!” demektir.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk’ün semâları tutuşturan lanetine hedef olmaktır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Allah’a sövmeye, Kur’ana tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya denk bir suçtur.

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!

Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.

Ayasofya açılacak… Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek…

Ayasofya açılacak!… Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com