Haber Nida

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri
#BizBizeYeteriz Türkiyem! Korona yaz 8119'a gönder 10 TL bağışta bulun

Doğu Türkistan’da Ölüm Kurtuluş!

Doğu Türkistan’da Ölüm Kurtuluş!
Okundu
08 Ocak 2020 - 6:49
Doğu Türkistanlılara uyguladığı işkencelerle çağın en karanlık yüzünü temsil eden faşist Çin, sırf Müslüman ve Türk olduğu için yüz binlerce insana eziyet ediyor. Nazi zihniyetiyle kurulan kamplarda kimliksizleştirilen Uygur Türkleri, insanlık tarihinin görmediği işkencelerle asimilasyona maruz bırakılıyor.

Diriliş Postası Yayın Danışmanı Özcan Ünlü

İnsanlık tarihinin en büyük asimilasyon ve soykırımı modern dünyanın gözü önünde Çin’de yaşanıyor. Bu, dünya barbarlık tarihini ters yüz edecek cinsten asimilasyona karşı insanlığın ‘üç maymun’u oynaması ise tarihe kara bir leke olarak kaydediliyor.

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun geçen aylarda yayınladığı rapora göre Çin, yüz binlerce Doğu Türkistanlıyı toplama kamplarında akıl almaz işkencelerden geçiriyor. Kimliklerini unutmaları için özel bir ‘mankurtlaştırma’ operasyonu uyguluyor. Beyin yıkama faaliyetlerinden geçen uyuşturulmuş insanları da kendi toplumunu yok etmek üzere Doğu Türkistan’ın değişik bölgelerine salıyor.

Çin Komünist Partisi (ÇKP), bu bölgedeki asimilasyon politikalarını yönetmek üzere özel olarak yetiştirdiği Zhu Hailun’un pratiğiyle Doğu Türkistan’da kan kusturuyor. Uygur dilini mükemmel derecede kullanan ve 10 yıl önce Sincan’daki protesto eylemlerini yönetmek için ÇKP tarafından görevlendirilen Zhu Hailun, bir yıl önce emekliye ayrılmış olsa da Uygur Türkleri üzerindeki demir yumruğu ile bölge halkını ezmeyi sürdürüyor.

Doğu Türkistan Nazi kamplarının kuralları
Kamplarda fiziksel ve zihinsel kontrol sistemine harfiyen uyulmalıdır.
Koridorlar, koğuşlar, yatakhaneler, yemekhanelerde tek kilit yeterli değildir. Birden fazla kilitle kontrol sağlanmalıdır.
Her binanın etrafı dikenli tellerle çevrilmelidir.
Bütün kampların girişine karakollar yapılmalıdır. Kuleler ve gardiyanlar da kontrol altına alınmalıdır.
Çeşitli sebeplerle gözaltına alınmış olan mahkumlar da kamplarda tutulmalıdır. Beyin yıkama operasyonları tamamlananlar en erken bir yıl içinde serbest bırakılmalıdır.
Bütün kamplarda puantaj sistemi uygulanmalıdır. İdeolojik dönüşüm, disiplin ve eğitimler puana tabi tutulmalıdır. Bu puanlar krediye çevrilip durumu iyi olanlara haftada bir kez telefonla görüşme hakkı verilmelidir.
Kredisi daha yüksek olanlara ayda bir kez görüntülü konuşma hakkı verilmelidir. Gerektiğinde bu hak ceza olarak ellerinden alınmalıdır.
En önemli konu mahkumların kaçışını engellemektir. Kampta bulunanlar 24 saat boyunca kameralarla izlenmeli ve güvenlik tedbirleri en yüksek düzeyde olmalıdır. O yüzden kamp içerisinde hiçbir kör nokta olmamalıdır.

UYGUR’DAN DAHA TÜRK

Türkiye’nin ‘aydınlık’ yüzlü lideri (!) Doğu Perinçek tarafından “köy enstitüleri” benzeri yapılanma olarak tanıtılan kamplar, tıpkı İkinci Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler’in Almanya’da kurduğu kamplara benzer uygulamaları ile insan öğütmeye devam ediyor.

Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dışı drama Türkiye dışında hiçbir İslam ülkesinin ses çıkarmaması ise ayrı bir trajedi…

Kendini ‘Yarı Tanrı’ ilan eden ve bu doğrultuda yetkilerle donatan Çin lideri Şi Jinping’in “Doğu Türkistan’da taviz vermeyin, merhamet göstermeyin” emrini harfiyen yerine getiren Zhu Hailun tıpkı bir Uygur gibi girdiği kalabalıkları kısa sürede terörize etti. Sonrasında ortaya çıkan kargaşada rol üstlenen herkesi kamplarda topladı. Akıl almaz işkencelerden geçirdi.

HALEF-SELEF AYNI YOLDA

Bu kamplarda yakınları bulunan Doğu Türkistanlı mazlumlardan dinlediğimize göre, Zhu Hailun’u ‘dost’ olarak görmek için çok sebep vardı. Resmi toplantılarda Uygurca tercümanları düzeltebilecek mükemmellikte Uygurca konuşabiliyordu. Kimse onun Han Çinli olduğuna inanamazdı. 2014’ten itibaren gerçek yüzü görülmeye başlandı. Kendisinden nefret edildi ama iş işten geçmişti. Çünkü tilki kadar kurnazdı. 10 yıl önce Urumçi’de 200 şehit verilen protesto gösterilerinin baş mimarı o idi. Gözaltı merkezleri ve çalışma kampları adı verilen etnik temizlik hücreleri onun fikriydi. Bütün şehirlerin giriş çıkışlarına karakolları o kurdurdu. 60 yaşına gelip emekliye ayrıldığında yerine başka bir ‘şahin’ olan Chen Quanguo getirildi. Çin Komünist Partisi’nin bu faşist kuklası da göreve gelir gelmez toplu adam kaçırmalar, sorgusuz infazlar yapıldı. Bütün Uygurlar ‘olağan şüpheli’ görülmeye başlandı. Şüpheli görülenler ise Nazi kamplarına gönderildi.

Görüştüğümüz Doğu Türkistanlı mazlumlar, geçen Kasım ayında uluslararası basına sızan bu kamplarla ilgili gizli bilgileri doğruluyor ve ekliyorlar:

“Yazılanlar az bile. Yüksek güvenlikli kamplarda beyinlerimiz yıkanıyor. Ufacık hatalara bile büyük cezalar veriliyor. Yüzbinlerce insanımızın tutulduğu bu kampların yatakhane ve sınıfları kameralarla gözetleniyor. Çok sistematik bir asimilasyon uygulanıyor. Sokaklarda rahat yürüyemiyoruz. İbadetlerimizi yapamıyoruz. İki üç kişi bir araya gelip sohbet bile edemiyor. Genç kızlarımız sokağa çıkamıyor. Tecavüzler artık rutin hale gelmeye başladı. Doğu Türkistanlıların ticaret yapmaları neredeyse yasak. İstedikleri zaman gelip mallarımıza el koyabiliyorlar. Dilimizi konuşmamız yasak. Çince şartı yüzünden çocuklarımız ana dilimizi unutuyor. Cezaevlerinde tutulan insanlarımızdan haber alamıyoruz. İşkencelerde hayatını kaybedenlerimizi bize vermiyorlar. Bu Nazi kamplarında ve cezaevlerinde tutulanların sayısı yüzbinlerle ifade edilebilir. Hatta milyonu aştığını bile söyleyebiliriz.”

“GÖZ GÖRE GÖRE BİZİ YOK EDİYORLAR”

Dünya Uygur Türklerinin ata topraklarında yaşanan drama yeterince sahip çıkmadığını da belirten mazlumlar, güçlü bir lobi faaliyetine ihtiyaçları olduğunu söylüyor. CIA ve başka küresel istihbarat örgütlerinin kucağında olan bazı isimlerin Uygur halkı için lider olamayacağını ifade ediyorlar:

“Doğu Türkistan’ın asil evladı İsa Yusuf Alptekin’in mücadelesi ne yazık ki bugünkülerde yok. Herkes orada yaşananları bir televizyon filmi gibi seyrediyor. Yurt dışına çıkanlar ise arkalarına bile bakmıyor. İnsanlarımız kendi hallerine terk edilmiş durumda. Büyük ülkeler ise Çin’le olan iş birliği anlaşmaları yüzünden seslerini çıkaramıyor. Milyonlarca insanımız acı içinde var olma mücadelesi veriyor. Buzullardan kopan bir parça, karaya vurmuş bir balina kadar bile haber değerimiz yok. Onca belge ve görüntü olmasına rağmen bütün dünya ağız birliğine varmış gibi yaşananlara kör ve sağır. Kimimizin kardeşi, eşi, babası, akrabası, dostu; bazılarımızın kandaşı her sabaha korku içinde uyanıyor, her geceye korku ile yatıyor. Eğer uyuyabiliyorlarsa… Bir an önce Doğu Türkistan’ın yaraları sarılmalı. Soykırıma tepki gösterilmeli. Beyin yıkama ve mankurtlaşma operasyonunu son hızla sürdüren Çin’e ‘dur’ demeli. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri üzerlerine sorumluluk alıp sesimizi duymalı. Gereğini yerine getirmeli. Yoksa bir millet göz göre göre yok ediliyor.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.