Ana Sayfa Gündem 28 Mart 2020 Array Görüntüleme

Dünya “Ölüm Odası”na girdi – Ercan Çifçi

Ercan ÇİFCİ

“Ölüm Odası” tabiri mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’na ait. Kartal Cezaevi’nde Telegram seansları başladıktan sonra ele aldığı ve lügat ilmi başta olmak üzere, birçok ilim ve bilgi kaynağından beslenerek benzersiz bir kâinat muhasebesi yaptığı 10 ciltlik şaheserin adı. Üstad’ın “Cinnet Mustatili” eseri ve ilk adı ile “Yılanlı Kuyudan”. Yılanlı kuyu… Ölüm Odası aynı zamandan buradan mülhem. Diğer taraftan Salih Mirzabeyoğlu’nun 28 Şubat darbesine direnişinin neticesi olarak gözaltına alındığı 1999 ertesi başlayan, Bolu F-Tipi Cezaevi’nde devam eden ve şehadetine kadar bitmeyen TELEGRAM işkencesi ve fikir çilesinin sembolik ismi. Telegram O’nun ifadesiyle kısmen şu: “Bu, sanki bir modern büyücülük; ve robot insan imâl etme hayâl ve çalışmalarına mukabil, doğrudan doğruya insanı robotlaştırma işi…”

Salih Mirzabeyoğlu Bolu F Tipi Cezaevinde

Bugün deyim yerindeyse dünya bir telegram türbülansına girdi. Bir güç karşılaşması var; makine insan ile ruh. Makine yapmakta bir ruhi faaliyete bağlı olduğuna göre kendini tanrılaştırmak isteyen insan ile insan olarak kalıp yücelmek isteyen varlığın kapışması. İnsan Allah’ın en büyük Sırrı, Allah ise insanın. “Kader bir itikad mevzuu, amel değil” hikmetinden hareketle harikulade bir zincir halinde imtihan sırrı. İmtihan; tesbit, tercih, teşhis ve tecrid. Bu zincir bir zorunluk hâlinde Allah’ı bağlayıcı değil. Kâinat O’nun bir EMR’ine bakar. Dilediği an bir şey sebepsiz var olabildiği gibi yokta olabilir. İnsan bu imtihan sırrına muhatap en yüce varlık. Gayesi kendi hikmetini, kimliğini, varlık gayesini anlamak. Mirzabeyoğlu, “Ben Kimim?” sorusuna “ ‘ölüm nedir?’ diye sormakla birdir…” diyerek başlar ve ekler: “ ‘Ben’… Bütün hayat, bu soruya cevap vermek üzere yaşadığımız hadiseler dizisinden ibaret!..”

Salih Mirzabeyoğlu Metris cezaevinde

Dünya ölüm yeri; ölüm odası. İnsan ölüme kadar burada. Savaşlar, salgınlar, sel ve deprem gibi felaketler ölüme sebep. Ölmemek elde değil. Herkesin hesabının olduğu, herkesin kendi davasını güttüğü yer. Ölüm aynı zamanda kendini tanıma ve anlama süreci. Kendi için kâinatı anlama ve topluluk hakikati cihetinden hükümleştirme… İnce iş. Büyük kapı.  

Zaman idraki bu noktada oldukça mühim ve bu idrake bitişik olarak zevken idrak. Zevken idrak, “iman idraki” malum. Farklı adlandırmaları ile Kur’an idraki aynı zamanda Şiir idraki. Hayata bu gözle bakmak; toprağı, yağmuru, gökyüzünün maviliğini, nebat ve hayvanatı bu gözle görmek, beden ve ruh düalitesine sahip insanı bu gözle fark etmek. Şuur, farkında oluş; kendi dışında her şeyin kalben idraki. Aşk gibi, estetik isyan gibi. Ruhunu kaybetmiş insanın kaybettiği ilk özelliklerden biri aşktır, bir başkası hayret duygusu ve vecd hali. Diğerleri heyecan, sadakat, merhamet, hikmet, estetik idrak. Bunlar ruhun inceliklerinin görüldüğü yerde ortaya çıkan haller. Üstad Necip Fazıl, yarının İslâm inkılapçılarından estetik idraki başa almalarını ister; dışarıdaki zarafet ve ahlâkın, güzellik ve incelik idrakinin insan ruhunda doğurduğu zevk.

“Telegram” adlı eserinde “tanrılık oynamaya kalkan bu bücür beyinlerin” ruh karşısında, ölüm karşısında, varlıklarını izah karşısında ne kadar çaresiz olduğunu izah eden Mirzabeyoğlu, aslında son günlerde koronavirüs ile birlikte insanlığın girdiği türbülansın da çıkış yollarını, işaret noktalarını göstermiştir. Bugün gelinen nokta Mirzabeyoğlu’nun onca imkânsızlığa ve teknolojik veri eksikliğine rağmen 2003’te yayınlanan Telegram adlı eserinde tesbit ettiği şeylerdir. O gün söylenen şeylere burnunun ucu ile bakanlar bugün bilfiil hatta daha yeni bilgilerle donanmış olarak İsrail, AB-D ve ÇİN çok uluslu teknoloji merkezli insanlığını robotlaştırma, mankurtlaştırma, zihinleri esir alma projelerini tartışıyorlar. Ancak yine de -gizliden gizliye okumaları saymazsak- Mirzabeyoğlu’nun tesbit, teşhis ve tekliflerini ademe mahkum ediyorlar. Ekranlarda belli bir dünya görüşünden yoksun insanların liberalizm kıskacında, yapay zekâ, zihin kontrolü, transhümanizm, biyoteknoloji, hologram, robotlaşma, kuantumu tartışmasında tam da çok uluslu gelecek tasarımcısı şirket/örgütlerin dediklerine uygun davranıyorlar. Karşı oldukları düzeni kuvvetlendirdiklerini fark etmeden -belki de bilerek- tartışmaları sürdürüyorlar. Oysa ruhu mekanik bir dünya görüşü içerisine hapseden bu fikir örgüsü ve güce karşı, makineyi ruh emrine vermenin niçinini ve nasılını izah etmiş bir dünya görüşü ile karşı koymak kurtarıcı olur. 

16 yıllık mahpus hayatında 14 yılını tek başına hücrede geçiren Mirzabeyoğlu, içine konulduğu hücrede Ölüm Odası’nı yazarken kendisiyle röportaj yapan bir gazetecinin “Ölüm Odası’nda yapmaya çalıştığınız nedir?” sualine şöyle cevap veriyor: “Orada bir nevi, ‘kâinatta insan-insandaki kâinat’ sırrını kurcalar gibi, hâkim Batıcı düşüncenin ‘mekanik kâinat-mekanik hayat’ (robot insan) algısını yıkmak; bunu yıkarken de yerine, İslâm tefekkürünün ‘duygu ve düşünce’ alışkanlığını kazandırmak gibi âzim bir çaba ve niyet var…”. “‘Ölüm Odası’nda ne yapmaya çalışıyoruz?.. Aslında sadece bu esere mahsus değil, bütün eserlerimizi de içine katarak söyleyebilirim; bir bakıma kendi rönesansımızı başlatmanın heyecanını duyurmaya çalışıyoruz. Bu da kendi değerlerimizi yenilemek anlamına gelir. Beş yüz yıllık çöküş ve çürümeyi tersine çevirmek gibi, zorların zoru bir iş…”

İnsanlık son noktaya doğru ilerliyor; ya olacak yahut ölecek. Kim kazanacak, kendini yarı tanrı ilan etme gayretinde olan homo deus mu, yoksa mahlûkatın en şereflisi insan mı?  İnsan “BEN KİMİM?” sualine cevap vermek ve ölüm hakikatini kurcalamak zorunda. Bugün yaşanan hadise sadece biyolojik değil psikolojik, sosyolojik ve ekonomiktir. Yeni insan, yeni nizam derdinde olanlar kitlelerin zihnini, yaşadıkları coğrafyayı, bağlı oldukları devlet idarelerini, kullandıkları alt kültürü, geçimleri için var olan ekonomiyi, kişisel okumaları sağlayıcı veri analizlerini, her şeyi FORMATLIYOR. Müthiş bir yapıbozum gerçekleşiyor ve sosyolojik veriler kitlenin imhası ve yeniden inşası için kullanılıyor. Bu savaşta iradesi güçlü olan kazanacak. Bu da ancak güçlü bir irade olan Salih Mirzabeyoğlu’nu ve “telegram feylesofisi”nin verdiği hikmet örgüsünü anlamaktan geçer. O ise şehadeti öncesinde verdiği konferansta açıkça şu teklifte bulunmuştu: “Yeni dünya düzeni kurulacaksa biz de ‘Buradan başlasın’ diyoruz.” Mütefekkirin bu muradı bizim de muradımızdır.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com