Ana Sayfa İktibas 1 Ağustos 2019 Array Görüntüleme

İran Sosyalizminin Fikir Babası Ali Şeriati – Ercan Çifçi

Ercan Çifçi – Alperen Dergisi/Mayıs 2019

Ali Şeriati; İranlı sosyalist yazar. 23 Kasım 1933 Horasan Eyaleti Sebzivar kenti doğumlu. Baba, Farisi milliyetçi ve mutaassıp bir şii olan Muhammed Taki. 1950 Meşhed Öğretmen Kolejine giriş ve 1952 itibari ile Meşhed yakınlarında bulunan Ahmedâbâd köyünde öğretmenliğe başlayış. 1956’da Meşhed Üniversitesine kayıt ve aynı dönemlerde Ulusal Direniş Hareketi’ne üye olduğu gerekçesi ile babası ile birlikte tutuklanış. Altı aylık cezaevi sürecinden ve üniversiteyi bitirdikten sonra 1960 yılında Fransa’ya Sosyoloji çalışmaları için gidiş. Aynı dönemde Fransa’nın Cezayir Politikası ile ters düşme dolayısıyla kısa bir süre tutuklanış. 1962’de İran’a geri dönüş ve kısa bir cezaevi süreci ardından öğretmenliğe yeniden başlayış. 1965-77 arası İran’da çeşitli daha çok Marksist bir söylem üzerinden siyasi faaliyetlerde bulunuş ve örgütlenmelerde yer alış. 1977’de Avrupa’ya kaçış ve aynı yılın 16 Mayıs’ında İran istihbaratı SAVAK’ın öldürdüğü iddia edilse de gerçekte kalp krizinden ölüş. (Rahnema, 2016:528) 

Şeriati’nin yaşadığı dönem siyasi açıdan oldukça çalkantılı ve hızlı değişimlerin olduğu bir dönemdir. Çocukluk çağlarında yaşadıkları onu oldukça fazla etkilemiştir. Bunların başında da Şii İslam’ın geçerliliğini sorgulayan ve mollaların rolünü reddeden bir kitap yazan İranlı filozof-teolog Ahmet Kasravi’nin 1946 yılında öldürülmesidir. 1941 yılında sosyalist/komünist Tude(h) partisi kurulmuş ve 1947 yılında Ali Şeriati’nin babası Muhammed-Taki Şeriati “İslamî Hakikati Yayma Merkezi”nin kuruluşunda rol almıştı. Tude(h) Partisinin İran’ın sosyalistleri arasında giderek artan popülaritesi Şeriati’nin babasını onların marksist düşünceleriyle ilişkilenmeye zorlamıştı. Böylelikle, 1940’ların sonunda İslam ve Marx arasında diyalektik bir rabıta kuruldu. İslami dil ve kavramlara Marksist öğeler bu vesileyle aktarıldı. Şeriati, öğrencilik yıllarında, temelde “İslamî Sol”un ve bir dizi hizbin, gayri resmî uydu örgütlenmelerin içinde yer aldı. Muhammed Nahşeb öncülüğünde örgütlenmiş Hodâperestân-ı Sosyalist (Allahperest sosyalistler) adlı fikir kulübüne katıldı ve aktif faaliyetlerde bulundu. Bu dönemde basılan ilk eseri babasının yarım bıraktığı Abdülhamit Cevdet Etşar’ın “Ebu Zer-i Gifari” adlı kitabının çevirisiydi. Bu kitapta Hz. Ebu Zer inandıkları uğruna her şeyini fedaya hazır bir İslamî ultra-komünist olarak resmediliyordu. İslam büyükleri ile bu tür irtibat kurmalar Şeriati’nin Leninist eğiliminin neticesi ortaya çıkmış tahrik ve ucuz diyalektikle adam avlama tavrının neticesidir.

Şeriati’nin düşüncesinin merkezinde Marx olmakla beraber Katolik Kilisesi nezdinde İslam’ın daha iyi anlaşılmasını sağlamış olması ile bilinen, meşhur oryantalist Louis Massignon’un da etkisinde kalmıştır. Üniversitede, müfredatı, diğer birçoklarının yanı sıra, Marx, Weber ve Durkheim’ı içeren sosyoloji dersleri almıştır. Diğer taraftan Şeriati disipliner bir yazar yahut bilim adamı değildir. Eserlerinin büyük çoğunluğu konuşmalarından derlenmiştir. Düşünce dünyası oldukça karışık olan Şeriati’nin bu durumunu Ali Rehnama şöyle anlatır: “O birinci sınıf bir eklektiktir; kısmen Müslüman, kısmen Hristiyan, kısmen Yahudi, kısmen Budist, kısmen Mazdeki, kısmen Sufi, kısmen heretik, kısmen varoluşçu, kısmen hümanist, kısmen de şüphecidir. Onun politik İslam’ı, algımızı gölgeleyen tüm o kolaycı dikotomileri boşa çıkarır: kadınların tam eşitliğinden ve liberal bir hoşgörü ve saygı nizamının hizmetinde değil, aksine halk zümresi içinde, radikalizasyonun fitilini yakmanın vasıtası olarak, ruhban karşıtı ve Sufi ruhaniyetçilik yandaşı bir reformasyondan yanadır.” (Coombs, 2012:46)

Dine Karşı Din, Hacc, Bir Kez Daha Ebu Zer, Medeniyet ve Modernizm, Muhammed Kimdir, Sanat, Öze Dönüş, Toplumbilim Üzerine gibi birçok eseri bulunan Ali Şeriati ayrıca Martinikli Marksist düşünür ve şair Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” isimli eserini, Jacques Derrida’dan “Şiir Nedir” ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon’dan “Selman-ı Pak” adlı eserleri Farsçaya çevirdi.

Şeriati’nin Dünya Görüşü ve Sosyolojik Duruşu

Dünya görüşü, üzerinde yaşadığımız âlemin gayesini, hayatın anlamını, varoluşunu, amacını, değerini ve içerisinde bulunduğumuz çağı tanıyıp anlamamızı, kavramamızı sağlayan sistematik düşünme ve anlayıştır.  Dünya görüşü, dinî, felsefî, siyasî olsun insanın hayata bakış açısını gösterir; sağlıklı düşünme, yönetilme ve yaşama imkânının önünü açar. Bütün fikri şart koştuğu ve başıboşluktan uzak tuttuğu içinde rastgeleliğe ve fikirsizlik gibi malayani hastalıklara müsaade etmez. Çağın ihtiyacına göre ve içtimaî diyalektiğin işleyişine bağlı olarak gelişip büyür. Bu değerlendirmeye bağlı olarak gayeye ulaştırıcı “tatbik fikir” bizim açımızdan İslam’a nisbet edilerek BÜTÜN BİR ŞEMA ve YAPILMASI GEREKEN bir reçete olarak insanlığın idrakine sunulur. Ali Şeriati bu bütünlükten yoksun olduğundan bir dil geliştirememiş, yerli bir dünya görüşü örgüleştirememiş ve çağa nisbeten yenilenmiş bir anlayış ortaya koyamamıştır. Bu yönde ki boşluğu Marksist dünya görüşü ve yine aynı dünya görüşünün diyalektiği ile doldurmaya çalışmıştır. Bu ise ne o ne bu, ikisi de olmayan; dış yüzden karikatürü iç yüzden ise fosseptik çukurunu andıran bir yapının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ayrıca Şeriati, Batı ideolojileri içerisinde özellikle Marksizm’in dikkate alınması gerektiğini vurgulamakla kalmaz aynı zamanda Batılı “izm”ler arasında, dünya görüşü, insani faaliyetlerin tüm boyutlarını içeren en olgun ve en kapsamlı bir ideoloji olarak kabul eder. Hatta Marksizm’den haberdar olmaksızın, tarih ve toplumun idrak edilemeyeceğini söyleyecek kadar onun bilimselliğine inanır. (Abrahamian, 1998:353)

Sosyoloji alanında çalışanlar bu ifadelerin nasıl bir handikaba sebep olduğunu iyi bilir. Kendisi de bir sosyolog olan Ali Şeriati ideolojik olarak İslami İdrak’ten fersah fersah uzaktır. Nitekim o İslam’ı tıpkı “Marksizm” benzeri bir ideoloji olarak değerlendirir. Oysa Müslümanlar açısından ideoloji İslam’a Muhatap Anlayış zaviyesinden örgüleştirilen fikrin nizami, fikrin sistematize edilmiş hâlidir. Bir cephesiyle fikrin iktidarda tezahürüdür. Salt siyasi bir görüş değil ancak siyasi olanı da kuşatan olmak kaydıyla birbiri ile alakalı dünya görüşüdür. Diyalektik materyalizmin öncülerinden Karl Marx’a göre ise hakikatin düşmanıdır. İnanç sahibi şahsiyetlere göre ise olan ve olması gerekenin, tutarlı ve sağlam delillere dayalı olarak organize edilmiş doğrular manzumesidir. Şeriati burada büyük bir sosyolojik hata yapmakta, din ile dinden kaynaklanan anlayışı birbirine karıştırmaktadır. Kaldı ki sadece sosyolojik hata değil bağlısı olduğu din hakkında da –mücerred anlamda- yeterli bilgiye vakıf olmadığını göstermiş olmaktadır. Şöyle ki, İslâm’ı hâkim kılmak, eşya ve hadiselere tatbik etmek, insan ve toplum meselelerine çözüm üretmek, siyaset ve hukuk dünyasına İslâm’ın mührünü vurmak dendiğinde akla hemen “İslâm’a Muhatap Anlayış” gelir. Açıktır ki; Kur’an ve Hadis hiç kimsenin yapıp etmelerinin ürünü değildir. Kişi yahut kişiler “Bütün Fikir Şart” esasına bağlı olarak Edille-i Erbaa-Dört Delil (Kur’an-Sünnet-İcma-Kıyas) siyasetten hukuka, iktisattan edebiyata, cemiyet hayatından aile hayatına içtimaî kurumları düzenleyen, örgütleyen, fertleri bağlayan ve yetiştiren kuralları koyan ve bütün bunları İslâm ölçülerini zedelemeden yaparlar. Meselâ “Anayasa” denilen olgu… Bu, demokratik rejimlerde “toplumsal sözleşme” nevinden bir dünya görüşü, bir “muhatap anlayış” belirtir. Demokratik sistemlerde bu muhataplık “liberalizm, sosyalizm, kapitalizm, feminizm” gibi beşerî ve menfî fikir kaynakları üzerinden giderken, Müslümanların fikir ve idrak dünyasında “İslâm” üzerinden gider. Dolayısıyla Müslümanlar, bu dünyada Müslümanca yaşama adına “yaşanmaya değer hayat tarzı”nı “İslâm’a Muhatap Anlayış” zaviyesinden değerlendirir ve ortaya koyar. Oysa Ali Şeriati’nin teklif ettiği Marksist diyalektik süzgecinden geçmiş “İslam Soslu” bir yaşam tarzıdır. Ali Şeriati bu ideoloji üzerine kurguladığı dil ve anlayışını İran Şiiliğine giydirmeye çalışmış ancak ciddi tepkilerle karşılaşmıştır. Aynı şekilde Şiilikle harmanlanmış “Şeriati Marksizmi”ni Sünni bir topluma giydirmek isteyenlerde olmuş lâkin başarılı olamamışlardır.

Şeriati’nin Hz. Ebu Zer İstismarı ve Sosyalist Duruşu

Hem din hem felsefe, bir meseleye yaklaşırken “BÜTÜN FİKİR” sadedinde yaklaşır. Fikirde ucuzculuk ve küçük hesapçılık yapmaz. Tarihte bütünlük arar, ahlakta bütünlük arar, eşya ve hadiselerin tahlilinde bütünlük arar hatta tarifte ve izahta bile bütünlük arar. Ancak Ali Şeriati Hz. Ebu Zer’in bağlı olduğu dünya görüşünü hiçe sayarak onda gördüğü bir meseleyi kendi anlayış seviyesine çekerek istismar etmekte ve bu istismar üzerinden Hz. Ebu Zer’i zihinlerde yanlış konumlandırmaktadır. Allah Resulünün övgüsü ile gökteki yıldız hükmündeki Hz. Ebu Zer’in davası, Şeriati’ye göre yıllar sonra Marx’ta meydana çıkmıştı. Aşağıda ki satırlar Şeriati’ye ait:

“Ebuzer’in mahrum ve çaresiz sınıf lehine o günün toplumunda yükselttiği çabucak kesilen bu ses, bin yıl sonra yani 18. ve 19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ve kıvılcımları bütün halkların eteğini saran muazzam bir yanardağın ilk kükremesiydi.

Bu yanardağ şimdilik biraz dinmişse de henüz sönmemiştir ve öyle çabucak da sönmeyecektir. Sonraları büyük Fransız Devrimi’nin ardından farklı ekonomik ekoller şeklinde tüm dünyaya yayılan bu büyük yanardağın ilk kıvılcımları Ebuzer’in yiğit boğazından çıktı. Ne var ki Osman’ın sistemi onu geniş Rebeze çölünde söndürmeyi başardı.

Aristokratlar ve sermayeciler, mahrumların önderi ve ezilenlerin savunucusu Ebuzer’in ölümüyle, bu sınıfın tehdit edici tehlikesinin sonsuza kadar ortadan kalktığını sanıyorlardı. Ancak son ekonomik devrimler Osman’ın rejiminin mi yoksa Ebuzer’in sosyalizminin mi kazandığını ispatladı.

Yeni sosyalistler diyorlar ki:

Dünya sosyalist olmalıdır

Ki yaşanmaya lâyık olsun

Yağmacılık, haydutluk, aristokratlık

Kaybolsun, mahvolsun, yok olsun!

Biz de bu düşünce tarzını Ebuzer’in bütün hayatında açıkça görüyoruz. Eğer sosyalizmin sloganı: “Herkesten yeteneğine göre ve herkese emeğine göre” ise, biz bunu on üç yüzyıl önce Ebuzer’in yiğitçe mücadelesinde daha görkemli bir şekilde müşahede ediyoruz.” (Şeriati, 2011b:20)

Şeriati’nin savunduğu sosyalizm nedir? Bakalım!

Sosyalizm, sosyal ve ekonomik alanda toplumsal refahı devlet kararlarının getireceğini ve üretim araçlarının hâkimiyetinin toplumlara ait olduğunu savunan, işçilerin yönetime katılmalarına ağırlık veren, telkin ve propagandalarını eğitim, tarım ve vergi reformları üzerinde yoğunlaştıran ekonomik ve siyasi teori. Ancak tatbik sahasına çıktığı günden bu yana milletlere kan, gözyaşı ve açlıktan başka bir şey verememiş ve sözde ezilenlerin hakkını savunma refleksi ile hareket ederken sömürgeci kapitalist sermayenin karşısına benzer bir sömürgeci anlayışı getirmiştir. Lenin, Stalin, Mao gibi pratisyenleri ile cemiyet sahasında etkin bir güç hâline getirilmeye çalışılmış, kapitalizmin farklı tecellisi olarak bir müddet devletleşmiş zaman içinde de çöküp gitmiştir.

Şeriati’nin mülkiyet anlayışına dair küçük bir anekdot “Bu bakımdan, kişisel iş ile üretilememiş olan, Allah’ın yarattığı doğal kaynaklar ve madenlerin genel mülkiyeti vardır. Dolayısıyla mülkiyet yalnızca iş temelinde gerçekleşir ve yalnızca çalışan insanlar mülkiyete hak kazanırlar. Bu nedenle, esasen, işin hizmete sokulması için sermaye üzerine mülkiyet olmasının bir anlamı yoktur. Mülkiyet bu şekilde, insanın kendi kazandığı üzerindeki hakkı anlamına gelmektedir. Şu halde mülkiyet sahibi işçidir.” (A. Şeriati, İslâm Ekonomisi, s.143)

Bir başka eserinde günümüz kapitalizmini, dünyayı talan ve yağma eden emperyalizmi ve onların savunucularını getirip Hazreti Osman’la ve Sahabelerin kurduğu İSLÂM DEVLETİ ile özdeşleştirir: “Çünkü bu, Ali’nin İslâm’ı değildir. Gitmesi gereken Osman’ın İslâm’ıdır; bir makinesi de olan Osman’ın İslâm’ı. Makinesi ve arabası olan, talan eden, tüm dünyanın kaynaklarını yağmalayan, üstelik ilmi de olan bir Abdurrahman’ın İslâm’ı…” (Şeriati, 2012:42)

Şeriati’nin Din Anlayışı ve Mezhebçi Duruşu

Ali Şeriati’nin mutaassıp bir Şii olması ve dini kavramları kullanması onu dindar yapmaz. Çünkü o sadece ekonomik yahut siyasi kavramları Marx’tan ödünç almamış aynı zamanda dinle ilgili görüşlerini hatta tarih anlayışını bile ödünç almış ve kullanmıştır. Bu ödünç alma fikrin bünyeleştirilmesi ve dönüştürülmesi değil süzgeçvari metod olarak kullanmak içindir. Nitekim Marx’ın “Din Afyondur” sözü ufak tefek uyarlamalarla Ali Şeriati’de bir ileri aşamaya geçmiştir. 

Marx’ın yabancılaşma kavramından yola çıkarak “Dine Karşı Din” adlı eserinde tevhidi din ve şirk dini ayrımı yapar. Ardından sömürgecilerin din üzerinden ferdi hem topluma hem dinine yabancılaştırdığını söyler ve bunu ifade ederken Marksist bir sloganı “Din, halk kütlelerinin afyonudur. Böylece halk, ahiret ümidi ile dünyada ki mutsuzluk ve yoksulluğa katlanır.” tabirini kullanır. Hatta daha ileri gider ve şöyle der: “Tarih boyunca din, dinsizliğe karşı değil; bilakis her zaman dine karşı savaşmıştır.”(Şeriati, 2011:36) Şeriati yukarıda adı geçen eserinde muhakeme kabiliyetinin ve yine terkibi hükümler ortaya koymaktaki yetersizliğinin birçok örneğini sergiler.17. ve 18. Yüzyıl Avrupası’nda yetişen Batılı aydınların Ortaçağı kasıp kavuran Kilise merkezli otoriter ve engizisyon kültürlü din anlayışına karşı başkaldırısını ve o yönde geliştirdiği dili ayniyle İslam Dünyasına tatbik etmek ister. Oysa İslâm; çağlar üstü nizâm. Ona bağlı ortaya çıkmış bütün nizamlar, onun yürüyen hâli olduğu ve yaşatıcı muhatabı olduğu müddetçe değerli. Ne benzerlik ne kıyas kabul değil. Ancak mezhepte Şii dünya görüşünde Marksist olunca böylesi bir manzara mümkün oluyor.

Şeriati din konusunda oldukça cahil, mezhep konusunda ise inanılmaz mutaassıptır. Birkaç misal iddiamızı delillendirmek için yeterli olacaktır.

İslâm’ın temel şartlarından ve varlıklı olanların yapması kat’i farz olan hac hakkında: “Nihayet Müslümanlar arasında her yıl tekrar edilen en çirkin ve en mantıksız eylem olarak görülen hac!” (Şeriati, 2015:16) “Kâbe etrafında yapılan tavaf da bir cahiliye geleneği, hatta putperestlerden kalma bir dinî törendir.” (Şeriati, 2011d:114)

Yunan Mitolojisinin sembolize ettiği ve ikiyüzlü bir put olan Janus’u, İslâm inancının kastettiği ALLAH ile aynı değerlendiriyor: “Allah gerçek bir Janus’tur.” (Şeriati, 2011d:573)

Allah Resulüne hakaret ediş: “Abdullah’ın oğlu sadece güvenilir kişidir, başka hiçbir şey değil. Ondan öne çıkan şey ne beyin, ne bilim, ne okul eğitimi, ne sanatçı tabiat, ne filozofça mantık, ne de olağanüstü zekâdır. Onda yalnızca koyu bir vicdandır.” (Şeriati, 2011:473) “Özetle, onda vicdan akıldan daha güçlüdür. Beyni ümmî bir Arab erkeğinin beyni kadar basittir.” (Şeriati, 2011d:474)

Ehli Sünnet Ve’l Cemaati tekfir edişi: “Aynı yöntemle, İslâm mezhebleri arasında bir karşılaştırma ve değerlendirme yapsak, Şia’nın İslâm içindeki yerinin, tıpkı İslâm’ın dinler arasındaki yeri gibi olduğunu görürüz.” (Şeriati, 2015:13)

Sünni Türklere hakaret: “Türkler’in egemen olmasından sonra, düşünce ve din bakımından taassub ve dar görüşlülük şiddetlendi. Toplumsal bakımdan tımar ve zeâmet sisteminin ortaya çıkmasıyla halkın ve özellikle köylülerin sömürülmesi korkunç ve bıktırıcı bir hâl aldı. Bu durum, halka hâkim olan rejimin, siyasette salt kırbaç zoruyla ve işkenceyle, kelle kesme ve göz oyma kuleleriyle yönetimi gerçekleştirmesine; ruhaniyetteyse, başlangıçtan beri “devlet İslâm’ı olan Ehli Sünnet mezhebinin, en geri inançlar, sert ve bağnaz hükümler hâline gelmesine; hâkim olan insanlık dışı durumun açıklanabilmesi ve Gazneli, Selçuklu ve Moğol Türkleri’nin şeytanca rejimlerince uygulanabilmesi için bir araç hâline gelmesine ve halk için zararlı bir maddeye, güç sahiblerinin çıkarlarını, sermayedarların ve tımar sahiblerinin menfaatini tehdit eden her düşünce veya hareket için öldürücü bir araca dönüşmesine neden oldu. Bu yüzden, bu dönemlerde Şia -mutedil ya da aşırı olarak çeşitli biçimlerde ve yönelişlerde- yağmalanmış ve zulüm görmüş kitlelerin kıyamının, başkaldırısının ve savaşımının sembolü oldu.” (Şeriati, 2011:16)

Ve son bir tane. Ali Şeriati, Allah Resulü’ne “Arab padişahı” demekle kalmıyor, Efendimizin hanımlarına, annelerimizi aşağılıyor: “Peygamber hanımlarının hoşnutsuzluğunun diğer nedeni, İran hüsrevlerinin, Roma kayserlerinin ve hatta Yemen, Gassan, Hire ve Mısır padişahlarının karılarının görkemli saraylarda yaşayıp dans, şarap, eğlence ve kumarla iç içe olduklarını duymuş olmalarıydı. Hâlbuki bunlar da Arab padişahının karılarıdır ve aylar geçmesine rağmen mutfaklarının bacasından duman tütmemiştir. (Şeriati, 2011d:508)

Netice; Şeriati Truva Atıdır

Ali Şeriati yaşarken varlığından rahatsız olan İran, ölümü ile birlikte Şeriati’yi 1979 devriminin misyoneri haline getirdiler. Bilhassa heyecanlı Sünni gençleri avlamak için kullanılan Şeriati’nin tüm eserleri birkaç yayınevinden birden basıldı. Humeyni ile birlikte anılmamasına gayret edilen Şeriati kripto şiiler aracılığı ile İslam davası peşine düşmüş samimi gençlerin gündeminde yer almaya başladı. Zaman içerisinde Ehli Sünneti sorgulayan, sosyalizmi İslam’la birleştirme gayretinde olan “Antikapitalist Müslümanlar” türetildi. Oysa Ali Şeriati’den İslami kimlikli bir kahraman yahut fikir adamı çıkarmak katırın doğurması gibi bir şeydi. Nitekim o bir İslamcı değil tam bir sosyalistti. Öyle ki bu yönde ki karalamalara bile tahammül edemeyecek kadar fanatik bir sosyalist. Ümmet ve İmamet adlı eserinde aynen şöyle diyor: “Benim şahsıma değil, düşüncelerime karşı olan bir entelektüel akli delil ile, genelge şeklinde tekrarlanan eleştiriler zincirinin her tarafta tekrarlandığını, iki çelişik kutup tarafından ve birlikte özel bir zaman kesitinde başlatıldığını ve hele bunların hangi tipler ve karakterlere mensup olduklarını tespit ettiğinde bu gürültülerin nereden kaynaklandığını anlar. Çarşı pazarlarda benim Şii olmadığım, üniversitelerdeyse sosyalist olmadığım yaygarasının koparıldığını duyduğumda, buna karşılık 18 yaşında yayınladığım “Allahperest Sosyalist” adlı eserimle karşılaştığında bu mırıldanmaların hangi gırtlaklardan ve niçin çıkarıldığını anlar.”(Şeriati, 1997:13)

Bu iktibasla yazımızı noktalayalım ve bilelim; Ali Şeriati Şii Sosyalizminin Truva atıdır.

Kaynakça:

Abrahamian, Ervand. (1998) “Şeriati ve Marksizm”. Dünyada Ali Şeriati. (Edisyon) Çev. Yasin Demirkıran, İstanbul: Ekin Yayınları.

Coombs, Nathan. (2012). Marx ve İslamî Düşünce Arasında Ali Şeriati. Çev. Mehmet Ocakçı. Bilge Adamlar Dergisi Ali Şeriati Özel Sayısı. 

Rahnema, Ali. (2016). Ali Şeriati: Bir Müslüman Ütopistin Siyasi Biyografisi. Çev. Zehra Savan. İstanbul: Kapı Yayınları.

Şeriati, Ali. (1997). Ümmet ve İmamet. Çev. Ahmet Sait. Ankara: Fecr Yayınları.

Şeriati, Ali. (2011). Ali Şiası – Safevi Şiası. Çev. Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç. Ankara: Fecr Yayınları.

Şeriati, Ali. (2011b). Ebuzer. Çev. Abdullah Yegin. Ankara: Fecr Yayınları.

Şeriati, Ali. (2011c). İslam Ekonomisi. Çev. Dr. Murat Demirkol. Ankara: Fecr Yayınları.

Şeriati, Ali. (2011d). İslam Nedir: Muhammed Kimdir. Çev. Dr. Murat Demirkol. Ankara: Fecr Yayınları. 

Şeriati, Ali. (2012). Kendini Devrimci Yetiştirmek. Çev. Prof. Dr. Ejder Okumuş. Ankara: Fecr Yayınları.

Şeriati, Ali. (2013). Dine Karşı Din. Çev. Doğan Özlük. Ankara: Fecr Yayınları.

Şeriati, Ali. (2015). Hac. Çev. Prof. Dr. Ejder Okumuş. Ankara: Fecr Yayınları.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com