Ana Sayfa İktibas 4 Mayıs 2019 Array Görüntüleme

İran’ın emperyal amaçları için kurgulanan ideolojisi: Neo Safevîlik – Pan İranizm

Yücel Tanay (*)

Pan-iranizm  Farslar, Osetler, Kürtler, Ermeniler, Zazalar, Tacikler, Hazarlar,  Paştunlar ve Beluciler gibi fars-i(iran-i) halkları birleştirmeyi  amaçlayan faşist bir siyasi düşünce akımıdır ve şu an sözde İran islam  cumhuriyetinin resmi ideolojisidir.
Bu  akımın kurucusu kendi milletine ihanet etmis kökeni Türk Afşar boyundan  Avrupa eğitimli siyasi bilim adamı, Dr. Mahmut Afşar Yezdidir. Pan  iranizmi Türkçülüğü yok etmek icin kurmuştur.
İran içinde hapis  tutulan 45 milyondan fazla Türkün dil,din,kültürel ve siyasi haklarını  yok edip,farslastırmak için yürütülen sinsi şeytan-i bir politikadır.  İngilizlerin yardımıyla şu anki İran topraklarını ele geçiren Farslar,  Türklerin bin yıllık hakimiyetine Iran’da son vemişlerdir.Pan-iranizm  1924 pehleviler döneminden bugüne kadar Türk ulusuna çok zarar  vermiştir.
Pan-İranizm,45  milyon Türkü şii mezhepçiliği,tehdit ,zorbalık,yoksulluk,hapis cezası  ve işkence gibi durumları kullanarak iranileştirmeye calışır. Fakat  Safevî Şiiliğini 16. asrın başında İran’ın resmî mezhebi yapan Şah  İsmaildır.. İran’da şimdi Safevî milliyetçiliği üzerine inşa edilmeye  başlayan yeni doktrinin mimarları ve esas alındığı söylenen düşünce  aslında Türk hanedanlara ait ama uygulanan modern Şii doktrin ile  politikalar İran milliyetçiliği temeline dayanıyor!
Pan  İranistler;Güney Irak,Yemen,Lübnan ,Suriye ve hatta Türkiye”nin en  doğusundaki bir kaç şehirde,İranileşmeyi sağlamak için Şiiliği kullanır.
İranın  tah Şah Pehlevi döneminden gelen Pan-İranizm ideolojisisine mezhepçi  Şia kimliğinin eklemlenmesiyle sözde İslam Cumhuriyetinde bu fikir  cilalanarak Yeni safevilik(Neo Safevilik)’e dönüşmüştür.Bu hareketine en  önemli ideololoğu Şiacı-Farscı kimliğiyle tanınan Aslen azerbaycan  Türkü olan Seyid Cevad Tabatabai’dır. Muhammed Kuçani ve (Hamid Zari’  gibi) isimlerin üzerinde büyük etkisi olmuştur. ‘Mihrname’ adlı derginin  son sayısında Muhamed Kuçani’ “Safevi Şiiliğine Dönüş” (Bazgeşt be  Teşeyyu-i Safevi) yazı yazmıştır.
Bu  yazıda, Kuçani, öncelikle birçok Müslüman için özel önem taşıyan, hatta  İran’ın da geçmişte savunduğu İslam Birliği (İttihad-i İslam) kavramını  hedef alıyor ve onu İran’a zarardan başka bir şey getirmemiş bir mefhum  olarak irdeliyor. Safevi Şiiliği kimliğine dönülmesi gerektiğini  savunuyor. Yazısında birkaç yerde “Türklerin ‘Neo-Osmanlıcılık’ ve  Arapların ‘Vehhabiliğine’ karşı bizim ‘Neo-Safeviliği’ kurmamız gerek”  şeklinde vurguda bulunuyor.
Safevi  Şiiliğine Dönüş söylemi eğer önemsiz ve marjinal bir dergiden veya  isimden ortaya çıksaydı ve savunulsaydı, belki o kadar önemsenmezdi.  Fakat Mihrname dergisi, aydınlar ve okumuş kitleler arasında en çok  okunan ve önemsenen dergidir. Ayrıca İran Dışişleri Bakanlığının Siyaset  Bilimleri Enstitüsü Başkanı Muhammed Kazım Secedpur derginin  müşavirliğini yürütmektedir.
İşin  ilginç yanı Şah İsmail’in dedelerinin birinin Farsça olan adıdır.  Safevi kaynakları onun Kürt olduğunu bildirmektedirler. Şah İsmail’in  dedelerinin birinin adı olan “Zerrinkülah”, “Elkürdi Elsencaninin oğlu  Zerrinkülah” olmuş! (1)
Safevileşen  Türkler, 300 yıl boyunca Fars ırkçılığının amaçları yolunda gereksiz  eşya gibi kullanıldılar. Farslar Safevîliği kurup Sasaniyyeti  dirilttikten sonra Safevileşen Türklerin kentlere girmelerine bile izin  verilmedi.
Safevilik,  Türkleri Fars ırkçılığının amaçları uğruna savaşıp ölmek için insan  üreten fabrika haline getirildiler. Okulu, kitabı, kalemi, şehri, mülkü,  kültürel yaşamı olmayan göçebe Türkler Fars ırkçılığı merkezli İrani  kimliklerin tesisi için, canlı makineler olarak kullanıldılar. Sadece  canlı makina.
Tarihte  Pers ve Sasani imparatorluğunu kuran Farslar İslam dini kabul ettikten  sonra uzun süre Türk hakimiyetinde yaşadılar. Millî bir devlet kurmaya  çalışıp beceremediler ama millî bir İslam anlayışı meydana getirme  yolunda önemli mesafeler aldılar. Bunun içindeki birtakım inançları  Farslar geliştirdiler. Bunlar İslamî değil, İranî inançlardır.Bu  İnançlar: Krallığın kutsallığı/İmamet masumiyeti, Kurtarıcı/Mehdi  beklentisi, matem geleneği, türbe kültürü gibi birçok ortak motif Şii /  Fars beraberliğini kolaylaştırmıştır. İki dinamik arasındaki ortak  tarihi unsurları pekiştirmek için Şii muhaddislerin de etkisi göz ardı  edilemez. Kuleyni, Şeyh Mufid gibi bazı Şii rivayetçiler İran’ın  fethinden sonra Sasani kralı Yezdigirt’in kızı Şehribanu’nun esir  düştüğünü ve Hazreti Hüseyin (ra) ile evliliğinden Zeynelabidin isminde  çocuklarının olduğunu söylemektedirler.
Hatta Kuleyni eksik olmasın  Şehribanu’nun esir düştükten sonra yüzünü Hazreti Ömer’e (ra)  göstermediğini ve aralarında tartışma çıktığını, ardından Hazreti  Ali’nin (ra) bayanı rahat bırakalım kendi rızasıyla birini seçsin  dedikten sonra Hazreti Hüseyin’i (ra) intihab ettiğini aktarır.
Şiiler  içinde hüsnü kabul gören bu alimlerin rivayetleri ehl-i beytin Farslar  ile akrabalığı, Sasani hanedanlığı ile 12 imam silsilesinin birleşmesi  gibi yorumlara açıktır. Sahihliği tartışma konusu olan bu rivayetler Şii/Fars kültürünün beraberliğini pekiştirmektedir.  Yine Kuleyni, Hazreti Hüseyin(ra) ile Şehribanu’nun doğan çocukları  Zeynelabidin’e “ibn-ul hayreteyn” (iki seçkinin çocuğu) dendiğini  söyler. Zira o Araplar içinde en seçkin kabile (Haşimi) ve Acemler  içinde en seçkin topluluğun (Fars) neslinden gelmiştir.
İran’da  Safevi dönemi sonrası siyasal ve kültürel hayat hem ehl-i beytin  dramatik hatıraları hem de eski Pers devirlerinin destansı anlatımıyla  beslenmektedir.Cemiyet, mezhebî hüznü ve milli coşkuyu aynı  pencereden soluyarak sindirebilmiştir. Ve bu kudretli iki his çatışma  olmaksızın ülke sathında sistemleşmiştir. Şii kültüründe takiyye ile  Fars kültüründeki taarof birleşince hissedilmeyeni kolayca söylemek,  biçilen rolü tabii bir şekilde tatbik etmek mümkün hale gelmektedir.  İran sinemasının arka planında bunun etkisinin olduğu inkar edilemez.  İran’ın siyasi/diplomatik başarısı da bu iki kültürün imtizacının  yadigarıdır.
Bugün  sözde İran islam cumhuriyeti özde mezhep cumhuriyeti olan ülkenin resmi  ideolojisi safeviliği yeniden yorumlayarak modernize ederek Neo  safeviliği resmi ideloji yapmıştır. ran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin  danışmanı Ali Yunusi’nin “ Bağdat eskide olduğu gibi büyük İran  İmparatorluğunun başkentidir” ve Devrim Muhafızları komutanlarından Said  Kasimi’nin “Tahran, Şii hilalini teşkil etti, artık fevkalade şartlar  içindeyiz” sözleri Orta Doğu’da İran kartalının milli ve mezhebi iki  başlı hareketinin hem hükümet hem müesses nizam cenahından itirafı  gibidir.
Şimdiki  İranda milliyetçiler ve mezhebi kimliği önde olan gruplar İran’ın bölge  siyasetini uyumlu bir şekilde sahiplenmektedir. Halep’te Hüseyniye  faaliyetleri, Farsçanın Irak’ta tüm eğitim kurumlarında resmi yabancı  dil olarak okutulması girişimleri, Kum merkezli Camiat’ul Mustafa  Üniversitesi’nin Bağdat’ta açılışı askeri harekat sonrası iki kudretli  kanadın kültürel tesisi olarak da okunabilir.
Irak  Ordusunun Musul’u DAEŞ’ten tekrar aldığı gün İranlı bir gazetecinin  sosyal medyada yaptığı paylaşım Fars/Şii ortak ideallerinin özeti  niteliğindedir : “Bugün  sadece Musul Nuri camisi ele geçmedi, bugün Çaldıran’da alınan yara  sarıldı, Kadisiyye’de alınan yarayı sarmanın zamanı gelmiştir belki de”. Çaldıran’da Anadolu’daki Şii etkisi kırıldı, Kadisiyye’de Perslerin  Orta Doğu hakimiyetleri son buldu. İranlılar sabırlı, milli ve mezhebi  yaralarını asırlar geçse de unutmadı.
Bugün Yeni Safevilik (Farslık ve Şiilik ) İran’ın Orta Doğu politikalarına yön veren dinamiktir.

(*) Sayın Yücel Tanay’ın sosyal medya hesabından alınmıştır.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com