Ana Sayfa Kültür-Sanat 4 Kasım 2018 Array Görüntüleme

Kilisenin Taassubu, Batı’daki Buhran ve İslam – S. Ahmet Arvasi

Batı Dünyası, 18. asırdan itibaren yavaş yavaş kiliseden uzaklaşmaya başladı. Çünkü, kendini, katı bir taassubun ve baskının palavrasında, asırlarca ayakta tutmasını beceren “kilise”, Ortadoğu’dan başlayarak dünyaya ışık saçarak yayılan büyük İslam Medeniyeti sayesinde uyanan aydın kafalara ve vicdanlara yetmeyecekti.

“Kilise”, dünyaya aydınlık saçan İslam’ı önce ilgi ve endişe ile seyretti. Sonra kendi karanlığını tehlikede görünce “Haçlı Orduları” kurarak “nuru” söndürmeye çalıştı. Çırpındıkça batmaya başladı.

Ancak, devamlı savaşlarla bütün Avrupa’yı İslam’a ve İslam Dünyası’na düşman etmeyi başardı. Yani, “Haçlı Orduları” hristiyanlığı kurtaramadı ama Avrupa’nın şuur altında bir “İslam düşmanlığı” sabit fikrini yerleştirdi. Kin ve intikam duyguları üzerine oturtulan bu kompleks, maalesef, Avrupa’yı İslam’dan mahrum bıraktı. Bazı istisnalar hariç, Avrupa’lı entellektüeller, şimdi bile İslam’a “kilisenin gözü” ile bakmaktadırlar.

Bugün, “kiliseden” uzaklaşan, yeni bir din ihtiyacı içinde kıvranan Avrupa’lı entellektüele aradığı mutluluğun İslam’da olduğunu kim ve nasıl anlatacaktır? Gerçek dinden habersiz, hıristiyanlıktan uzaklaşmış, peygamberlerin yerine filozoflardan yardım uman, felsefi ideolojilere kapılanan, aradığını bir türlü bulamayan, bunun neticesinde büyük “boşluk duygusuna” düşen ve bundan kurtulmak için, hiç düşünmeksizin kendini, behimi ve nefsani bir hayata mahkum eden kitlelere kimler ve nasıl rehberlik edeceklerdir?

Batı Dünyası’nın, bu konuda kendine yardım edebileceğini de sanmıyoruz. Görebildiğimiz kadarı ile Batı’da “kitlelerin içine düştüğü bu buhranı” istismar ederek nakde tahvil etmek isteyen veya kendi hırslarına alet etmek için çırpınan mühteris bir çok çevre vardır. Bu çevreler asla boş durmamakta, yer-altı ve yer-üstü teşkilatları, Batı’daki buhrandan istifade etmeye ve bu buhranı dünyanın dört bir yanına bulaştırmaya çalışmaktadırlar.

Uyuşturucu madde tüccarları, alkollü içki imal eden fabrikalar, silah kaçakçıları, ırz ve namus tacirleri, beşinci kol elemanları ve daha niceleri, hainane ve mel’unane oyun, tertip ve tekniklerle harıl harıl çalışmaktadırlar.

Öte yandan, siyasi ve felsefi ideolojiler “din kılığına” girerek kitlelere sokulmakta, nihilizmin kucağında çırpınan kafalara ve vicdanlara “kendi putunu” yerleştirmeye çalışmaktadırlar.

Böylece, “köhne bir dinin baskısından” kurtulan kitleler, bu sefer azgın ve yıkıcı ideolojilerin boyunduruğuna itilmektedirler. Şimdi gördüğümüz manzara şudur: Dini ideolojilerden kopan kitleler, pozitivizme, materyalizme, marksizme, sosyalizme, komünizme, rasizme, faşizme, nazizme ve benzeri akımlara sanki bir din imişcesine sarılmakta ve fakat bunlarla tatmin olmayan insan ruhu, ancak cinnetle açıklanabilecek anormal davranışlar göstermektedir. Şimdi, Avrupa’dan dünyaya yayılan değerler şunlardır: İsyan, terör, anarşi, kin, kan, öfke, intihar, zührevi hastalıklar, cinnet ve bunları besleyen yayınlar, filmler ve akımlar…

Evet, topyekün Batı, mutlaka “yeni bir dine” muhtaçtır. Felsefi ideolojiler ise beşerin “din ihtiyacını” karşılamaktan uzaktır. Üstelik bu yeni din de gelmeyecektir, çünkü son din İslamiyyet’dir. Bu sebepten biz de büyük İngiliz yazarı Bernard Shaw gibi, diyoruz ki, hiç şüphesiz “müstakbel Avrupa’nın dini İslam’dır.”

S. Ahmet Arvasi

Türkiye 23 Eylül 1985

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com