Mücadele bitti, şimdi savaş başlıyor!

Mücadele bitti, şimdi savaş başlıyor!

Derdimiz, bu savaşın sahadaki taraflarından biri olmak değil. Masada kalmayı tercih ederiz. Ancak canımıza kastedenin canına okuyacağımızı cümle âleme duyurmuş olduk. Rusya’ya, tasmasını sıkı tutmazsa Türkiye’nin Esed’e savaş açacağı ilân edilmiş oldu. Bu savaş, NATO üyesi olmamız dolayısıyla Rusya’nın tercih edeceği bir savaş olamaz elbette. İşte bu yüzden beklentimiz, Rejimin canımızı daha fazla sıkmayacağı yönünde.

TÜRK Silahlı Kuvvetleri üç cephede operasyon yapıyor. Libya’da henüz tam olarak sahaya inmemiş olsak da güney sınırımızda senelerdir süren sınır ötesi Irak operasyonları ve Suriye’deki Barış Pınarı Harekâtı devam ediyor.

Şu âna kadar yapılan operasyonlarda düşman unsur olarak hep terörist gruplar vardı. Libya’da Hafter, Irak’ta PKK, Suriye’de PKK/PYD ve DEAŞ…

Bunlar birer devlet olmadığı için, yaptığımız operasyonların adı da harekât olmaktan öteye geçmemişti. Malûmunuz “savaş”, en az iki devlet arasındaki silahlı mücadeleye verdiğimiz isim…

3 Şubat sabahı 8 şehit haberiyle uyandığımızda Suriye’deki durumun değişeceği belli oldu. Katil Esed’in ordusu ilk defa askerimize saldırma cüretini göstermiş ve canımızdan can almıştı.

Ânında karşılık verildi. Belki onlarcası, belki yüzlercesi öldü Rejim güçlerinden… Yüreğimiz soğumadı ama kanları yerde kalmadı şehitlerimizin.

“Esed’in bu hâdsizliği Rusya’dan izin almadan yapma ihtimâli var mıydı?” diye sorarsanız, bence yoktu. Biz de Rejimle görüşmek yerine Putin’e koştuk hemen. Yardım istemek için değil, “Çekil aradan!” demek ve Esed’in tasmasını sıkı tutmasını istemek için görüşmeler yapıldı.

Rejime Şubat sonuna kadar süre verildi gözlem noktalarının gerisine çekilmesi için. Tam da bu görüşmeler sürerken, ilk saldırının bir hafta sonrasında yine hâddini aşan bir saldırıyla bu defa beş canımızı aldı Rejim güçleri. Bardak bu, dolarsa taşar elbet… Ve sabrımız da taştı sonunda!

***

Kısaca Suriye’deki pozisyonlarımızı hatırlayalım dilerseniz…

İlk saldırıya kadar, Suriye sınırları içinde bulunmamızın tek sebebi sınır güvenliğimizdi.

Evet, Suriye Millî Ordusu (SMO) ile bir bağımız var ve iç savaşta Rejime karşı onları destekliyoruz. Ama konu sadece iç savaş olsa, fiilen savaşın içinde olmadığımız için kendi sınırlarımızı aşmamıza gerek kalmazdı. Ancak Suriye’deki otorite boşluğu, önce DEAŞ’ı, sonra da onlarda boşalan alanlarda PKK/PYD’yi sınırımıza komşu yaptı.

Büyük İsrail Projesi’ne de destek olacak bir Kürt devleti kurulması hayâlini önlemek için sınırı geçmek zorundaydık. İçeri girerken gerek ABD, gerekse Rusya ile sıkı pazarlıklar oldu. Onlara, derdimizin Esed olmadığını, operasyonların Rejim güçlerini hedef almayacağını anlattık. İç savaşta taraf olduğumuz herkesçe bilinse de fiilen bu savaşın içine girmeyeceğimiz konusunda tarafları ikna ettik.

Suriye’nin toprak bütünlüğü konusundaki kesin tavrımız Rusya ile ortak paydamız oldu ve sonuçta Soçi Mutabakatı’na vardık. Soçi’de Rejim adına konuşan, söz veren, imza atan taraf Rusya’ydı.

***

Soçi’de verilen sözler tutulmadı. Sınır güvenliğimiz her gün daha çok tehdit altına girmeye başladı. Ardından Barış Pınarı ile kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik.

Tek başımıza kontrol etmek istediğimiz alan Rusya’yı rahatsız etmiş olacak ki, “PKK’PYD’yi ben durdururum, sahada birlikte hareket edelim!” teklifi geldi.

Operasyon riskinden daha güvenli olan bu teklifi kabul edip gözlem noktaları kurarak ortak devriyelere çıkmaya başladık. Terörist gruplar tüm unsurları ile istediğimiz sınırların gerisine çekilmese de genel olarak sorunsuz giden bir dönem geçirmiştik.

Bu dönemde İdlib sorunu günden güne derinleşmeye başlarken, Rejimin orantısız güç kullanımı yüzünden sınırımıza yeni bir göç dalgası yaklaşmaktaydı. Ancak bu durum bile, bizim Rejim ile direkt bir problem yaşamamıza sebep olmadı.

Göç ile yaşanacak sıkıntıları hem Rusya, hem de uluslararası boyutta çözmeye çalıştık hep. Göçü sınırımız dışında, daha önce terörden arındırdığımız güvenli bölgede karşılamak için elimizden geleni yaptık.

Türkiye’nin tüm bu insâni duruşu, ahlâklı operasyonları ve haklı dâvâsına rağmen Esed rejimi, sonunda bizi de hedef alma cesaretini gösterdi.

Yukarıda yazdığım gibi, buna tek başına karar vermesi imkânsızdı. Öyleyse bu saldırılar konusunda Rusya tarafından görevlendirildiğini düşünmekte haklı olmalı herkes. Bunun için de Rusya’nın tek gerekçesi, Libya’da destekledikleri Hafter’den kaynaklı bir diyet ödetmek arzusu geliyor akla…

***

Ve son saldırı, bardağı taşıran son damla oldu!

Erdoğan çıktı ve dedi ki, “Bundan sonra, rejim tarafından askerimize yönelik bir saldırı olursa, İdlib ve Soçi Mutabakatı sınırları gözetilmeksizin Rejim güçleri her yerde vurulacak!”.

Rusya’ya da, “Bundan sonra Suriye’deki muhatabımız Esed; sakın ola siz karışmayın!” diyerek restini çekti.

Bu arada Rusya ile aramızda her seviyede mutabakat arayışları sürüyor. Zira bizim derdimiz, bu savaşın sahadaki taraflarından biri olmak değil. Masada kalmayı tercih ederiz. Ancak canımıza kastedenin canına okuyacağımızı cümle âleme duyurmuş olduk. Rusya’ya, tasmasını sıkı tutmazsa Türkiye’nin Esed’e savaş açacağı ilân edilmiş oldu. Bu savaş, NATO üyesi olmamız dolayısıyla Rusya’nın tercih edeceği bir savaş olamaz elbette. İşte bu yüzden beklentimiz, Rejimin canımızı daha fazla sıkmayacağı yönünde. Başlıktaki “Şimdi savaş başlıyor” ifadesinin de havada kalmasını arzu ederiz.

En zor korunan barış, en kolay kazanılan savaştan iyidir bence… 

Cüneyt Akar – haberajandanet.com

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com