Ana Sayfa Kültür-Sanat 6 Mayıs 2020 Array Görüntüleme

Nefs Mücadelesi – S. Ahmet Arvasi

İslâm’da ahlâk, bir bakıma, “nefsi”, Yüce Allah’ın ve Şanlı Peygamberimiz’in “emirleri” istikametinde “kontrol etme” ve onu, Yüce Allah’ın çizdiği “hudutlar” içinde tutma demektir.

“Nefis”, hususî mânâsı ile düşünülürse, sadece insanda vardır. “Nefis” kavramını, “içgüdü” kavramı ile karıştırmamak gerekir. Hayvanlarda “içgüdüler”, fizyolojik iticilere bağlı bir yaşama biçimi olup belli uyarıcılar karşısında, belli mekanik tepkiler yapmayı gerektiren, öğrenilmemiş davranış kalıplarını ifade eder. İçgüdüler, doğuştandır ve organizmanın gelişmesine paralel olarak tezahür ederler. Hayvanların hayatı, ilahî bir nizam içinde, önceden programlanmıştır. Hayvanlarda, insanlarda rastladığımız türden “hırslar”, “kaprisler”, ve “kötülükler” yoktur. “İyi – kötü”, “güzel – çirkin”, “helâl – haram”, “günah -sevap”, “haklı – haksız”, “doğru – yanlış”, “Hak ve bâtıl” kavramları bizim için vardır. Cenab-ı Hak, hayvanları, böyle bir imtihana tabi tutmamıştır. İmtihanda olan insandır. Yüce ve mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de, insana hitaben şöyle buyurulmaktadır: “Sizi, bir imtihan olarak hayır ile de, şer ile de deniyoruz”. (el – Enbiya / 35).

İnsanlarda da “içgüdüler”, fizyolojik ve psikolojik “iticiler” vardır. Bunun yanında, insanlar, “üstün zekâ” gibi, güçlü bir silâha da
sahiptirler, işte insan, bu “üstün zekâsını” ve “zihnî güçlerini”, içgüdülerinin, fizyolojik ve psikolojik iticilerinin esaretine terk ettiği
zaman, korkunç ve ihtiraslı bir canavara dönüşmektedir. İslâm’da “nefs-i emmare” budur. Eğer, insanoğlu, dinî, ahlâkî ve vicdanî bir “otokontrole” ve “cemiyetin murakabesine” girmezse, doymak bilmez bir “zekî bir hayvan” haline gelir. Bir cemiyette, din, ahlâk ve
millî vicdan, hakkı ile vazifesini yapamazsa, ferdî vicdanlar bu değerlerle donatılmazsa, ortalığı, kötülük kaplar, “ahlâk kahramanlarının” yerini, “entelektüel canavarlar” alır, iyiliğin, faziletin değil, “aşağılık ve çirkin tiplerin” başarısı, ekranları, perdeleri, sayfaları doldurur.

İslâm’da ahlâk, kötülüklere kaynak olan “nefs-i emmare’yi kontrol ederek yüceltmek ve kademe kademe yükselerek “nefs-i mutmainne’ye ve daha yüksek mertebelerine doğru geliştirmek demektir. Bu, müthiş bir irade savaşıdır. Nitekim, Şanlı Peygamberimiz (O’na salât ve selâm olsun), “Nefis ile savaşmaya, en büyük cihad” adını vermişlerdir. Yine, O’na göre, “en büyük kahraman”, nefs-i emmareyi yenendir. İslâm’da tasavvuf da bu zemin üzerine oturmuş bulunmaktadır. Bütün mesele, Yüce Allah’ın emirlerine uyarak ve Şanlı Peygamberimizin ve O’nun sevgili dostları olan Ashab-ı Kiram’ın yüce hayatlarını ve ahlâklarını örnek olarak “nefsi terbiye” etmektir. Şanlı Peygamberimiz, böylece yücelen dostlarına “Yaşayan Şehid” sıfatını vererek iltifatta bulunmuşlardır.

Öte yandan, “nefs-i emmareye” tâbi olan ve yenik düşen insanlar, insanlık şereflerini kaybederler, âdeta, birer “hayvan” kesilirler. Hatta, yüce ve mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim’e göre, “Hayvandan da aşağı” düşerler. Çünkü, hayvanlar, içgüdülerinin kendilerine çizdiği sınır içinde, asla bu sınırı ihlâl etmeksizin yaşarlar da “nefs-i emmareye mahkûm olan insanlar”, böyle bir sınır tanımaz ve âdeta “başıboş” hareket ederler. Hayvanlar için “içgüdüler”, yaşamanın bir vasıtası durumunda olduğu halde, “hayvanlaşan insanlar” için nefsin isteklerini yerine getirmek bizzat gayedir. İşte “hedonizm” (hayvanî zevkçilik) bu demektir.

Görüldüğü gibi, İslâm’da ahlâk, insanı, insan statüsü içinde tutarak yüceltmek ve onun hayvanlaşmasını önlemek demektir.
İslâm’da “nefis mücadelesi” budur.

S. Ahmet Arvasi

Türkiye, 6 Ocak 1986

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com