Ana Sayfa Kültür-Sanat 4 Ocak 2020 Array Görüntüleme

Sahâbîye Dil Uzatanın Hâli – Salih Mirzabeyoğlu

Sahâbîlerden herhangi birine dil uzatan kimse, dine suikast ve hıyanet ruhunun temsilcisidir!..

Sahâbîler, Peygamber kuşağı hâlinde bütün renkleri havî ve her biri kendi mizaç hususiyeti içinde bu tonları tutan tek bir buluttur!..

Resûller Resûlü’ne bağlılık iddia edip sahâbîlere bağlanmakta tereddüt göstermek, davaların en bâtılıdır. Zirâ Büyükler Büyüğü’nün yoluna nasıl düşüleceğini en hâlis mikyasta temsilden başka hiç bir rolleri olmayan ve en sadık bağlılığın birer remzi bulunan Sahâbîlere muhalefet, netice bakımından Resûller Resûlü’ne muhalefetten başka birşey değildir.

Sahâbîlerden bazısına bağlanmanın faydalı olması için, öbürlerine inkâr gözüyle bakmamak lâzımdır. Bazısı inkâr ve bazısı kabul edildikçe, yekpâre bir bütün olan sahâbîler çerçevesine uyulmuş ve onların tek dâva ve istikamet üzerinde toplu bulundukları kabul edilmiş olmaz. Sahâbîlerin aralarındaki ihtilâflar, hiç bir zaman adî nefs ve heva meselelerinden doğma birşey olmayıp, esası mahfuz tutan bazı teferruat anlayışları üzerindeydi ve bir içtihat kıymeti temsil ediyordu. Bu inceliği kavramayıp da Sahâbîlerden bir veya birkaçını tutmak için bir veya birkaçını batırmak; belki bir veya birkaçını batırmak için bir veya birkaçını tutmak, doğrudan doğruya Sahâbîler bütününü zedelemektedir ki, bu yol sonunda Büyükler Büyüğü’nün yolunu inkâra kadar varmaya mahkûmdur. .

Allah Resûlü, “ben her günaha şefaat ederim de, ille sahâbîlerime dil uzatana etmem” buyuruyor… İşi muhal çapında imkânsız ve dehşetli bir misâlle çerçevelersek:

“Kâbe duvarında anasıyla zina eden bir adam bile şefaatin ihtimâl kaydından zâtî bahisle düşürülmemişken, sahâbîlere dil uzatan katiyyetle şefaatten mahrumdur!”

Varın kimlerin nereden zift kuyusuna yuvarlandıklarını kıyas edin! ..

“Sahâbîlerden bazısına bağlanmanın faydalı olabilmesi için, öbürlerine inkâr gözüyle bakmamak lâzımdır. Bazısı inkâr ve bazısı kabul edildikçe, yekpâre bir bütün olan sahâbîler çerçevesine uyulmuş ve onların tek dâva ve istikamet üzerinde toplu bulunduklan kabul edilmiş olmaz”… Bu hususun şuurlara kati bir hakikat olarak perçinlenmesi zaruretini ihtar ettikten sonra, sözkonusu hakikatin neyin aynı olduğunu da işaretleyelim:

-”Kendisinden kıl kadar taviz verildiği zaman ortada hiç kalmayan bir şey varsa, o da Şerîattır!”

.

Sevgi ve nefret… Sahâbîlerin hepsine veya bir kısmına nefretin ne anlama geldiğini ve onları sevmenin imânın hakikatine dair mânâsını süzebileceğimiz bir Âyet meâli:

-“Bir kavim bulamazsın ki, Allah’a ve Âhiret gününe imân etsin de, Allah Resûlü’nün düşmanlarını sevebilsin.’

Sahâbî ki, Allah Resûlü’nün en ileri dostudur. O’na sevgi, Allah Resûlü’ne sevginin yol göstericisidir.

Bu, naziklerin naziği davada, Allah’ın Resûlü buyurdular:

“Sahâbîlerim mevzuunda daima Allah’tan hazer edin… Onları sevenler beni sevenlerdir. Onlara düşmanlık duyanlar, bana ezâ ederler. Bana ezâ etmekse Allah’a ezâ etmeye kalkışmaktır; ve Allah’ın azap eli böylelerini yakar.”

-“Ben her günahın şefaatçisiyim; yalnız sahâbîlerimi hor görenlere ve onlara sövenlere şefaat etmem!”

Böyleyken ortaya bir Muaviye meselesi çıkarıp bu sahâbîye ağız dolusu söven, lanet okuyan, sonra da Müslümanlık taslayan ve tesellisini Hazret-i Ali’den yana olmakta bulan bedbahtlara ne demeli?..

Bunlar, hiçbir inceliğe, sır idrakına ve ölçü hikmetine ruhları yatmayan, şeytan oyuncağı kafalardır. Allah Resûlü’nün bu kadar açık ve aydınlık emri altında, Muaviye kini güdenleri bizzat Kâinatın Efendisi ve O’nun sevgili ruh ve madde vârisi All ne düşünür diye en küçük nefs murakabesine girişmeksizin, güya Peygamber Evini ve Neslini koruma gayretiyle atıp tutanlar… Bilmezler ki, kalblerindeki “suret-i hak” perdesini idare eden bizzat Şeytandır… Sahâbî meselesinin en nâzik miyarı olan bu mevzuda ölçü şudur:

–“Hazret-i Ali mi haklı, Muaviye mi?”

–“Hazret-i Ali mutlaka haklı…”

–“Ya Muaviye?”

–“O da haksız değil… Bütün fark bu kadar…”

–“Bu nasıl ölçü?.. Hem biri kat’iyyen haklı, hem de öbürü haksız değil?”

–“Çünkü bir sahâbîye haksız diyemeyeceğimiz için ancak bu hadde kadar uzanabiliyoruz. Aralarındaki ihtilâf, sadece içtihad farkından ibaret… Böyle olunca, birinci plânda bulunan tam haklı, ikincisi de haksız değil olur. Çırılçıplak ve yırtıcı haksızlık, asıl, sahâbîlerin en büyüklerinden birine dayanarak öbürünün sahâbîlik vasfını unutmaktır… İşte sır idrakini örseleyici kabalık!..

Sır mı; yine sır noktasına mı geldik?..

Buyurun: Bir gün Allah’ın Resülü, kendi vahiy kâtiplerinden Hazret-i Muaviye’ye dedi ki:

-“İleride senin çocukların en zâlim şekilde benim çocuklarımı öldürecek!”

Hazret-i Muaviye titredi:

“Ne diyorsun ey Allah’ın Resûlü; öyleyse vücuda geldikçe hepsini keseyim ve neslimi kurutayım!”

“Hayır, Muaviye; buna kimsenin hakkı yoktur. Allah’ın takdiri neyse o tecelli edecektir.”

Ve sükût ve tevekkül emrini alan Muaviye’nin ıstırap derecesi… Muaviye, oğlu Yezid’in ne yapacağını bilseydi, kahrından erir, giderdi.

Salih Mirzabeyoğlu
Sahâbîlerin Rolü ve Mânâsı
-Peygamber Halkası-
Sayfa: 53-54-55-56-57

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Ermiş mi? Anarsişt mi?

Ermiş mi? Anarsişt mi?

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com