Ana Sayfa Kültür-Sanat 24 Temmuz 2019 Array Görüntüleme

Sarık bir Şiirdir – Ercan Çifçi

Ercan Çifçi (*)

Allah Resulünün başını örtmekte kullandığı giysi. Erkekler tarafından uyulması gereken sünnet. İslam’ın giyimde zevk ikliminin tezahür ettiği müthiş bir suret. Öyle bir suret ki mânaya sımsıkı bağlı. Baş kopsa çıkmayacak bir sarık ahlakı bu sebeple. Küfür ehli ile Müslümanı ayırt eden fark ve mü’min kişinin alametlerinden biri. Sarı, siyah, yeşil, beyaz birçok renk güzel ve makbul. Gaye; sarıkla gelen kuvvet, sarıkla doğan ihtişam, sarıkla büyüyen heybet, sarıkla hatırlanan zaman, sarıkla taşınan ölüm. Nitekim Allah Resulü buyurdu: Ümmetim takke üzerinde sarıkları giydikleri müddetçe, İslam fıtratı üzere olmaya devam edeceklerdir.

Sarık (Hz.) Ebubekir’de sadakat, (Hz.) Ömer’de adalet, (Hz.) Osman’da edeb, (Hz.) Ali’de hikmettir. Sarık (Hz.) Hamza’da şehadet, (Hz.) Musab’ta gençlik, (Hz.) Bilal’de sedâ, Ebu Dücane’de cesarettir. Öyle bir cesaret ki Ebu Dücane’ye Allah Resulü tarafından hediye edilen kılıcın üstünde şu ifade vardı: “Korkaklıkta zillet, utanç, ileri atılmakta, izzet, şeref vardır. İnsan korkaklık etse bile; kaderinden kaçamaz.” 

Sarık iman sahibi içindir, namaz içindir, cenk meydanı içindir, dik duruş ve destansı bir kıyam içindir.

Sarık estetik bir şiirdir

Sarık erkek için şıklık sembolü ve zafer nişanesidir. Başın üstünde yahut takke üzerine büyük bir incelikle dolambaçlı sarımı tam bir estetik zevk harikasıdır. Hele kavuk üzerine konumlandırılışı yahut kefen miktarınca sarılışı; inanılmaz bir zevk cümbüşü verir. Hitap gözedir. Sadece göze mi? Topyekûn kalbe, öz’edir. İnsanı diri tutan zerafeti ile secdede bütün ruhu ile Rabbine dönüşü simgeler. İbadete ayrı bir güzellik, ruha ayrı bir hava üfler. 

Şiir gibidir sarık; omuzdan aşağı salınan kısım rüzgârda dalgalandığında, bir ucu sağ omuzdan aşağı gömleğe değdiğinde, saçları içerisine alırken onu koruduğunda ve bir de şehvetli nazarlara “ben mü’min’im” mesajı verdiğinde kelimeler nizam alır.

Sarığın Osmanlı da farklı bir adı vardı; destar. Ayrıca sarıkçılık yapanlara “destârî”, sarık takanlara “destârbendân” denilirdi. Genellikle padişahlar beyaz kumaştan burma sarık, ulemâ örfî tabir edilen beyaz sarık, tarikat mensupları beyaz, kırmızı, siyah, yeşil ağbani sarık sararlardı. Sadece erkekler mi? Sarık kadınlarda da zarif bir giysi idi. Misal Kırgız Kadını. Kırgızlarda kadınlar “eleçek” denilen bir tür sarık giyerlerdi hatta evli kadınların sarığının yüksekliğine ve arka tarafındaki nakışlara bakılarak hangi boydan olduğu tesbit bile edilirdi.

Sarık destansı bir şiirdir

Cumhuriyetin ilk dönemleri. İskilipli Atıf Hoca şapka giymedi diye yargılanmaktadır. Hâkim mevkiinde Kel Ali vardı. Kel Ali Atıf Hocayı aşağılama kastıyla “Hoca, başındaki sarıkta çaput, şu şapkada. Onu çıkarıp bunu giysen ne olur?” diye sorar Atıf Hoca “Reis Bey, arkanızdaki bayrakta çaput İngiliz bayrağı da çaput. Bunu çıkarıp onu assanız ne olur?” diye cevap verir. 

1940’lı yıllar… Nevzat Tandoğan Ankara Valisidir. Said Nursi’nin başındaki sarığı “cebren ve hile ile” çıkartma çabasına girer. Bu teşebbüse binaen Nursi “Bu sarık, bu başla beraber çıkar! Ben sizin ecdadınızı temsil ediyorum. Başından bulasın Nevzat!” der.

Sarık bir şiirdir; DESTANSI BİR ŞİİR.

(*) Kemik Kadro Dergisi

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com