Ana Sayfa Kültür-Sanat 7 Ekim 2018 Array Görüntüleme

Zekamız- S. Ahmet Arvasi

İnsan, zeki bir canlıdır, deriz. Bu, insanın yüksek bir idrak gücüne sahip olması demektir. Gerçekten de insan idraki “duyumdan şuura kadar” tırmanabilen bir yapı ifade eder. “Duyum” ile “şuur” psikolojik iki kvram olmakla birlikte idrakimizin iki yönünü veya ucunu temsil ederler. “Duyum” idrakimizin eşya ile temasından, “şuur” ise bu temastan doğan bilginin ruhi bir otokritiğe tabi tutulmasından ibarettir.

Öyle anlaşılıyor ki, zekamızın eşya alemi ile temaslarından, zaman içinde “akl”a ve ruhi hayatımızla temasından da “şuur”a ulaşırız. Sanki zekamız, yüksek bir idrak gücü olarak “akıl” ile “şuur” arasında yerleştirilmiş bir yürüyen merdiven gibidir. Görebildiğimiz kadarı ile hayvanlarda, “duyumlar”, şuura kadar tırmanamaz, basit bir idrak olarak kalır. Halbuki insan zekası, şuura kadar yücelebilir. Böylece zihnimiz sadece, eşyaya ait verilerle yetinip kalmaz , “şuurun doğrudan doğruya verileri” ile beslenir, İnsan zihninde, eşyanın verilerine zıt olarak teşekkül eden pek çok kavramın sebebi budur. Görünen odur ki, bütün “fizik kavramlar”, beş duyudan ve akıldan zihnimize ulaşıyorsa, bütün “metafizk kavramların” kaynağı şuurdur.

Müşahedeler göstermektedir ki, biz, “madde” ile “ruh” ile de yüzyüze değiliz. “Beş duyumuz”, mahiyetini bilmediğimiz varlık aleminden kendine ulaşan “uyarıları” ve “verileri” müşahhaslaştırarak, “şuurumuz” da tecrid ederek kavrayabilmektedirler, kendilerine göre yorumlayıp isimlendirmektedirler.

İtiraf edelim ki, “biz ruhun mahiyetini bilmiyoruz” diyen insan, gerçekte “maddenin mahiyetini hakkı ile bilmemektedir”. Nitekim, günümüzde, madde tahlil edile edile, neticede mahiyeti bilinmez bir “dalgalar” meselesine dönüşmüştür.

Şimdi, en büyük fizik adamları bile, “maddenin bu esrarı” karşısında şaşkındırlar, mahiyetini anlayamadıkları “dalgalar” ile uğraşmaktadırlar. Şimdi onlar “madde” yerine “ses dalgaları”, “elektirik dalgaları”, “manyetik dalgalar”, “radyo dalgaları”… diyerek laboratuvardan laboratuvara koşmaktadırlar. Meşhur atom alimi Prof. Luis de Broglie,”Madde ve Işık” adlı kitabında bütün bu hususları ne güzel açıklar.

Birgün materyalistlerin biri bize şöyle demişti:”Siz, psikoloji dersinde ne okutuyorsunuz? Eğer ruhtan söz ediyorsanız, o, mahiyetini bilmediğimiz ilim dışı bir meseledir”. Bunun üzerine biz de “Ya siz, fizik dersinde ne okutuyorsunuz? Eğer maddeden söz ediyorsanız, onun da mahiyetini bilmiyoruz. Yoksa siz maddenin mahiyetini çözdünüz mü?”. Bizi uzaktan dinleyen değerli bir fizik öğretmeni arkadaşım şöyle bir espiri ile konuşmamıza katıldı: ”Biz mi? Biz, fizik dersinde dalga okutuyoruz dalga…” Üçümüz de bu güzel espiriye gülmüştük, ama itiraf edeyim ki, bu cevap beynimi günlerce meşgul etmişti. Gerçekten de insan idraki, sandığı kadar “madde” ile de, “ruh” ile de yüzyüze gelememektedir.

Evet, insan, gerçekten de henüz ne “maddeyi”, ne de “ruhu” tanıyordu. Esrarlı bir alemde yaşıyorduk ve “aklın verileri” ile “şuurun verileri” zihnimizde farklı iki kategori halinde birbiri ile boğuşup duruyordu. Zekamız ise, bu ikisi arasında, kendi çapına ve gücüne göre “sentezler” yapmaya çalışıyordu.

Bize düşünmeyi emreden Yüce İslam’a gelice, o, bizi bir “Kitab-ı Ekber” olan eşya dünyasındaki esrarı araştırmaya, diğer taraftan en parlak peygamber şuuruna ulaşan “vahyin aydınlığında” yürüyerek “gerçeğe ulaşmaya” teşvik ediyordu.

S. Ahmet Arvasi Türkiye, 4 Ekim 1985

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Scroll Up
Tema Tasarım | Osgaka.com