Dünya Uygur Kongresi’nin yayımladığı son haftalık bilgilendirme notunda, Çin’in Doğu Türkistan’daki politikalarıyla ilgili uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin son dönemde ortaya koyduğu bulgulara yer verildi.
Bültende özellikle gözetim teknolojileri, akademik iş birlikleri, uluslararası şirketlerin bölgedeki yatırımları, Uygur çocuklarının ailelerinden ayrılması ve Çin’in etnik politikaları öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
C4ADS: Çin’in gözetim sistemi farklı bölgelerde birbirine bağlanıyor
DUK’nin aktardığına göre, araştırma kuruluşu C4ADS 29 Eylül’de Çin’in Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan ve Hong Kong’daki kontrol ve gözetim uygulamalarını inceleyen “Monitoring the Frontier” başlıklı bir rapor yayımladı.
Raporda, Çin yönetiminin söz konusu bölgelerde uyguladığı gözetim mekanizmalarının birbirinden bağımsız sistemler olmadığı, ortak bir teknoloji ve kontrol mimarisinin parçaları olarak değerlendirilebileceği bildirildi.
Doğu Türkistan açısından yapılan incelemede, biyometrik veri toplama teknolojilerine atıf yapan 135 sözleşme tespit edildiği bildirildi. DUK’nin aktardığı rapora göre, ABD tarafından yaptırım uygulanan gözetim şirketlerinden Uniview’in de 54 gözetim bağlantılı sözleşmede yer aldığı belirtildi.
C4ADS’nin çalışması, bu teknolojilerin devlet destekli gözetim ve kontrol mekanizmaları içerisinde nasıl kullanıldığını ve farklı tedarikçi ağlarının bu sistemlere nasıl dahil olduğunu inceliyor.
Bu bulgular, Doğu Türkistan’daki güvenlik ve gözetim altyapısının yalnızca yerel uygulamalardan ibaret olmadığı, daha geniş bir teknoloji ve tedarik ağıyla bağlantılı olduğu yönündeki tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
MI5’ten Çin bağlantılı akademik araştırmalar konusunda uyarı
Haftalık bültende İngiltere’nin iç istihbarat ve güvenlik kurumu MI5’in akademik araştırmalar konusunda yaptığı uyarıya da yer verildi.
DUK’nin aktardığı bilgilere göre MI5, İngiliz kurumlarıyla bağlantılı 100’den fazla akademisyenin, Çin istihbaratıyla bağlantılı olduğu iddia edilen araştırma projelerine istemeden katkı sağlamış olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
MI5’in açıklamasında, Çin Genel Teknoloji Araştırma Enstitüsü’nün (CGTRI) Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı ile güçlü bağlantılarının bulunduğu iddia edildi. Söz konusu kurumun yapay zekâ, siber güvenlik, gizli iletişim ve steganografi gibi alanlarda İngiltere’deki araştırmalarla bağlantılar kurduğu belirtildi.
İngiliz güvenlik makamları, akademisyenlerin söz konusu bağlantıların niteliğinden haberdar olmayabileceklerine dikkat çekerek üniversitelere ve araştırmacılara mevcut ve planlanan iş birliklerini gözden geçirme çağrısı yaptı.
Bu gelişme, Çin ile Batılı üniversiteler arasındaki bilimsel ve teknolojik iş birliklerinin güvenlik boyutunun son yıllarda neden daha fazla tartışıldığını da ortaya koyuyor.
Starbucks’ın Doğu Türkistan’da iki mağaza açması tartışmaya sebep oldu
DUK’nin haftalık bülteninde uluslararası şirketlerin Doğu Türkistan’daki faaliyetleri de ele alındı.
Bültende yer alan bilgilere göre Starbucks, 29 Eylül’de Urumçi’de iki mağaza açtı. Mağazalardan birinin Grand Bazaar’da, diğerinin ise Tianshan Uluslararası Havalimanı’nda bulunduğu belirtildi.
DUK, Starbucks’ın bölgeye girişine tepki göstererek şirketin mağazalarını kapatması ve Doğu Türkistan’dan çekilmesi çağrısında bulundu.
Kongre, bölgede ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası kaygıların devam ettiğini savunurken, büyük uluslararası şirketlerin bölgedeki faaliyetlerinin normalleşme görüntüsü oluşturabileceğini ileri sürdü.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 yılında yayımladığı değerlendirmede ise Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerinin “insanlığa karşı suçlar” teşkil edebileceği sonucuna varılmıştı. DUK de son açıklamasında bu uluslararası değerlendirmeye atıfta bulundu.
Bölgedeki uluslararası ticari faaliyetler konusu daha önce de Hilton, Marriott ve Wyndham gibi küresel markalar üzerinden tartışma konusu olmuştu.
Uygur çocuklarının durumu BM gündeminde
DUK’nin bültenindeki bir diğer önemli başlık ise Uygur çocuklarının hakları oldu.
Kongre, Uygur Centre for Democracy and Human Rights (UZDM) ile birlikte Çin’in Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi tarafından gerçekleştirilecek incelemesi öncesinde Uygur çocuklarının durumuna ilişkin görüşlerini BM’ye sunduğunu bildirdi.
DUK ve UZDM temsilcilerinin BM Çocuk Hakları Komitesi’nin ön oturum çalışma grubuna katılarak ailelerinden ayrılan çocuklar, devlet tarafından işletilen yatılı okullar, eğitim, kültürel ve dini haklar, ayrımcılık ve zorla çalıştırma iddialarını gündeme getirdiği belirtildi.
Kongre, 2018 yılı sonuna kadar en az 143 bin 228, çoğunluğu Uygur olan çocuğun kitlesel gözaltı kampanyasıyla bağlantılı olarak ebeveynlerinden birinden veya her ikisinden ayrılmış olabileceğine ilişkin bir tahmini de BM’ye sundu.
DUK, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin Çin’den aile ayrılıklarının boyutu ve nedenleri konusunda ayrıntılı bilgi talep etmesini istedi.
Bu girişimin temeli, DUK ve UZDM’nin 20 Temmuz’da BM Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu ortak rapora dayanıyor. Söz konusu raporda Uygur çocuklarının ailelerinden ayrılması, devlet yatılı okullarına yerleştirilmesi ve aileleriyle temaslarının kısıtlanması gibi iddialar ele alınmıştı.
Çin’in yeni etnik birlik yasası tartışmaların odağında
DUK’nin açıklamalarında Çin’in 2026 yılında yürürlüğe koyduğu Etnik Birlik ve İlerleme Yasası da önemli bir yer tutuyor.
Kongre ve Uygur kuruluşları, söz konusu yasanın Uygur, Tibetli, Moğol ve diğer etnik grupların kültürel ve toplumsal kimlikleri üzerinde daha fazla baskıya yol açabileceğini savunuyor.
DUK daha önce 50’den fazla Uygur kuruluşunun imzasıyla yayımlanan ortak açıklamada yasanın zorla asimilasyon politikalarını kurumsallaştırdığı görüşünü dile getirmişti.
Kongrenin özellikle yasanın 63. maddesine ilişkin değerlendirmesinde, maddenin yurt dışında yaşayan Uygurlar, Tibetliler, Moğollar ve Çinli muhaliflere yönelik sınır ötesi baskı mekanizmalarının hukuki zeminini güçlendirebileceği iddia edildi.
1 Ekim’de dünyanın farklı kentlerinde protestolar düzenlendi
Dünya Uygur Kongresi ayrıca 1 Ekim’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yıl dönümü dolayısıyla farklı ülkelerde düzenlenen protestolara katıldığını açıkladı.
DUK’nin verdiği bilgiye göre Almanya’nın Berlin kentinde, Belçika’da, ABD’nin Los Angeles kentinde ve Türkiye’de gösteriler gerçekleştirildi.
Uygur gruplarının yanı sıra Tibetli, Hong Konglu, Güney Moğolistanlı ve Çinli insan hakları savunucularının da katıldığı eylemlerde Çin’in insan hakları politikaları protesto edildi.
DUK, gösterilerde Doğu Türkistan’daki Uygurlara yönelik politikaların yanı sıra yeni Etnik Birlik ve İlerleme Yasası’nın da eleştirildiğini bildirdi.
Kongre, söz konusu yasanın etnik grupların zorla asimilasyonunu kurumsallaştırdığı görüşünü yineledi.
Uygur meselesi uluslararası platformlarda gündemde kalmaya devam ediyor
Son haftalarda Uygur meselesi yalnızca insan hakları örgütlerinin açıklamalarında değil, Birleşmiş Milletler ve Batılı ülkelerdeki siyasi ve diplomatik platformlarda da gündeme geliyor.
DUK’nin 25 Eylül tarihli önceki haftalık bülteninde, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 63. oturumunda Uygur delegasyonunun Çin’deki insan hakları durumuna ilişkin temaslarda bulunduğu aktarılmıştı.
Aynı bültende, aralarında Avrupa Birliği’nin de bulunduğu bazı ülke ve kuruluşların Uygurlara yönelik insan hakları ihlallerine ilişkin kaygılarını BM İnsan Hakları Konseyi’nde dile getirdiği belirtilmişti.
Çin’in politikaları konusunda uluslararası görüş ayrılıkları sürüyor
Çin hükümeti ise Doğu Türkistan’a ilişkin Batılı ülkeler ve insan hakları kuruluşları tarafından yöneltilen suçlamaları reddediyor ve bölgedeki politikalarını terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkla mücadele, ekonomik kalkınma ve toplumsal istikrar politikaları çerçevesinde savunuyor.
Dolayısıyla DUK’nin haftalık bülteninde yer alan değerlendirmeler, büyük ölçüde Uygur diasporasını temsil eden bir insan hakları kuruluşunun perspektifini yansıtıyor. C4ADS, MI5, BM ve diğer kuruluşlara atfedilen bulgular ise ilgili kurumların kendi rapor ve açıklamalarına dayanıyor.
Bununla birlikte, Doğu Türkistan’daki insan hakları durumu, zorla çalıştırma, kitlesel gözaltılar, aile ayrılıkları, gözetim teknolojileri ve kültürel haklar konuları uluslararası kurumların ve hükümetlerin uzun süredir takip ettiği başlıklar arasında bulunuyor.
DUK’nin 2 Ekim tarihli son bülteni, bu tartışmaların 2026’nın son çeyreğinde de devam ettiğini ve Uygur meselesinin insan hakları, teknoloji, ticaret, akademik iş birlikleri ve uluslararası diplomasi başlıklarıyla giderek daha geniş bir çerçevede ele alındığını gösteriyor.






















