Sencer Buğrahan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Çin’in “Etnik Birlik Yasası”: Hukukun Değil, Asimilasyonun Resmî İlanı

Çin’in “Etnik Birlik Yasası”: Hukukun Değil, Asimilasyonun Resmî İlanı

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1 Temmuz itibarıyla Çin Komünist Partisi, yıllardır Doğu Türkistan’da fiilen uyguladığı baskı politikalarını artık sadece güvenlik operasyonlarıyla değil, doğrudan kanun maddeleriyle de tahkim etmiş oldu. “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası” adı verilen yeni düzenleme, kulağa barış ve kardeşlik çağrısı gibi gelse de satır araları okunduğunda bunun bir birlik yasası değil, tek tipleştirme manifestosu olduğu açıkça görülmektedir.

Çin yönetimi “ortak Çin ulusu bilinci” oluşturduğunu iddia ediyor. Oysa bunun gerçek anlamı şudur: Uygur, Kazak, Kırgız, Tibetli ya da Moğol olarak kalabilirsiniz; ancak diliniz, kültürünüz, inancınız ve tarih hafızanız Pekin’in belirlediği sınırları aşamaz. Kimliğiniz ancak Komünist Parti’nin izin verdiği ölçüde vardır.

Doğu Türkistan bunun laboratuvarı olmuştur.

Yıllardır milyonlarca insanın toplama kamplarında tutulduğu, camilerin yıkıldığı, Kur’an öğrenmenin suç sayıldığı, çocukların ailelerinden koparıldığı, Uygur Türkçesinin eğitimden sistematik biçimde uzaklaştırıldığı bir coğrafyada bugün yürürlüğe giren yasa, yeni bir uygulama başlatmıyor; zaten sürdürülen asimilasyonu hukuki bir zırha dönüştürüyor.

En dikkat çekici maddelerden biri ise Çin’in sınırlarını aşan yetki iddiasıdır.

Yeni yasa, yurt dışında yaşayan kişi ve kuruluşların “etnik ayrılıkçılığı teşvik ettiği” iddiasıyla hukuki sorumluluk altına alınabileceğini öngörüyor. Bu yaklaşım yalnızca Doğu Türkistanlı sürgünleri değil, dünyanın herhangi bir yerinde Uygur Türklerinin haklarını savunan akademisyenleri, gazetecileri, sivil toplum kuruluşlarını ve hatta siyasetçileri de potansiyel hedef hâline getiriyor. Egemenlik sınırlarını aşan bu anlayış, Pekin’in küresel ölçekte muhalif sesleri susturma arzusunun yeni bir tezahürüdür.

Çin’in kullandığı dil de dikkat çekicidir.

“Birlik”, “istikrar”, “ortak kimlik”, “kalkınma”…

Modern otoriter rejimlerin en sevdiği kavramlar bunlardır. Çünkü baskı hiçbir zaman “baskı” adıyla sunulmaz. Yasaklar güvenlik olur, asimilasyon entegrasyon olur, işgal ise kalkınma projesine dönüştürülür.

Bugün Doğu Türkistan’da yaşanan tam olarak budur.

Uluslararası toplumun tavrı ise yıllardır değişmiyor. Sert açıklamalar yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, endişeler dile getiriliyor; fakat ekonomik çıkarlar söz konusu olduğunda Pekin’e karşı gerçek anlamda caydırıcı bir irade ortaya konulamıyor. Sonuç olarak Çin, uluslararası maliyet ödemeden her yıl baskı mekanizmasını biraz daha genişletiyor.

Doğu Türkistan meselesi artık yalnızca bir insan hakları sorunu değildir. Bu mesele, bir milletin hafızasının, dilinin, inancının ve tarihinin sistematik biçimde silinmeye çalışıldığı bir kimlik mücadelesidir.

Bugün yürürlüğe giren yasa, Çin’in niyetini daha da görünür hâle getirmiştir. Pekin artık asimilasyonu inkâr etmiyor; onu kanunlaştırıyor.

Kanunlar adalet üretmek için yapılır. Bir halkın kimliğini eritmek, çocuklarını ana dilinden koparmak, inancını denetlemek ve dünyanın neresinde olursa olsun eleştireni suçlu ilan etmek için çıkarılan metinler ise hukuk değil, devlet gücüyle yazılmış siyasi manifestolardır.

Tarih göstermiştir ki zorla inşa edilen kimlikler kalıcı olmaz. Yasalarla vicdanlar değiştirilemez. Toplama kampları hafızayı silemez. Baskı geçici olabilir; fakat hakikat eninde sonunda kayıt altına alınır.

Bugün Çin’in çıkardığı bu yasa da yarının hukuk tarihinde “etnik birlik” başlığı altında değil, kültürel asimilasyonun ve devlet eliyle yürütülen kimlik mühendisliğinin en tartışmalı belgelerinden biri olarak anılacaktır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!