İmza sahibi devletler, bu adımların Filistin topraklarının “demografik yapısında radikal bir değişiklik” yaratmayı amaçladığını ve böylece bölgede uzlaşma ve istikrarın sağlanması ihtimalini ortadan kaldırdığını belirterek derin endişelerini dile getirdiler.
Hızlanan yerleşim faaliyetleri ve uluslararası tepki
Bu ortak açıklama, işgalci yönetimin yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştıran yasaları onaylamasından bir hafta sonra ve hükümetin 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da arazi tescili sürecini hızlandırma kararından sadece iki gün önce geldi.
İmza atan ülkeler listesinde Fransa, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin yanı sıra Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi önde gelen bölgesel ve uluslararası bloklar da yer aldı.
New York’ta yayınladıkları bildiride, ülkeler şunları vurguladılar:
“Bu tek taraflı kararlar, İsrail’in uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleriyle tamamen çelişmektedir ve özellikle her türlü ilhakın uluslararası alanda kesin bir şekilde reddedilmesi göz önüne alındığında, derhal geri alınmalıdır.”
BM barışı tehlikeye atma uyarısı
Açıklamada, Doğu Kudüs dahil işgal altındaki toprakların yasal niteliğini ve demografik durumunu değiştirmeye çalışmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlali olduğu uyarısında bulunuldu.
BM Genel Sekreteri António Guterres Pazartesi günü krize müdahil olarak, Uluslararası Adalet Divanı’nın bu önlemlerin yasadışı ve istikrarı bozucu olduğunu teyit ettiğini gerekçe göstererek işgalci israil’den kararını derhal geri almasını istedi.
Yerinde gerçekler ve gelecekteki zorluklar
Birleşmiş Milletler verileri, Benjamin Netanyahu hükümeti döneminde, özellikle 7 Ekim 2023 olaylarından sonra, yerleşim inşaatlarının hızının endişe verici bir şekilde arttığını gösteriyor.
Şu anda Batı Şeria’da 500.000’den fazla yerleşimci, yaklaşık üç milyon Filistinli ile birlikte yaşıyor ve bu da yerleşimlerin genişlemesini iki devletli çözümü tehdit eden bir saatli bomba haline getiriyor.
Bu geniş çaplı uluslararası hareket, tarihi çatışmayı sona erdirecek kapsamlı ve adil bir barış anlaşmasına varma şansını zedeleyen politikalara yönelik uluslararası hayal kırıklığını yansıtmaktadır.

