Uygur Türkleri için dört yıl sonra da değişen bir şey yok: BM raporunun ardından Pekin’e yeni çağrı

Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası tartışmalar, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) kritik değerlendirmesinin yayımlanmasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen devam ediyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
Uygur Hareketi (CFU), 31 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı açıklamayla, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin Doğu Türkistan'daki uygulamaları "insanlığa karşı suç" olarak tanımlayan 2022 tarihli raporunun dördüncü yıl dönümünde uluslararası topluma somut adımlar atılması çağrısında bulundu. Kuruluş, Çin'in bölgedeki…

Uygur haklarını savunan Uygur Hareketi (CFU), 31 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı açıklamayla, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından 31 Ağustos 2022’de yayımlanan ve Doğu Türkistan’daki uygulamaların “insanlığa karşı suçlar” teşkil edebileceğine dikkat çeken değerlendirmenin dördüncü yıl dönümünde uluslararası topluma harekete geçme çağrısında bulundu.

BM: Uygurlara yönelik uygulamalar uluslararası suç teşkil edebilir

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 tarihli değerlendirmesi, Çin’in Doğu Türkistan’da Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman topluluklara yönelik politikalarını kapsamlı biçimde ele aldı.

Raporda, özellikle 2017-2019 döneminde “mesleki eğitim ve öğretim merkezleri” olarak tanımlanan tesislerde gerçekleştirilen kitlesel keyfi gözaltılar üzerinde duruldu. BM, terörle mücadele ve “aşırılıkla mücadele” politikalarının uygulanmasının, geniş kapsamlı ve ciddi insan hakları kısıtlamalarına yol açtığı sonucuna vardı.

OHCHR değerlendirmesinde, Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman toplulukların üyelerinin keyfi ve ayrımcı biçimde alıkonulmasının, daha geniş kapsamlı hak kısıtlamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde “özellikle insanlığa karşı suçlar olmak üzere uluslararası suçlar” teşkil edebileceği belirtildi.

BM raporu yalnızca gözaltı uygulamalarına değil, bölgedeki daha geniş insan hakları tablosuna da dikkat çekti.

Raporda;

  • keyfi ve ayrımcı gözaltılar,
  • işkence ve kötü muamele iddiaları,
  • cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet,
  • zorlayıcı tıbbi uygulamalar,
  • dini inanç ve ibadet özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar,
  • hareket özgürlüğünün sınırlandırılması,
  • ailelerin parçalanması,
  • çocukların devlet tarafından işletilen kurumlara yerleştirilmesi,
  • kitlesel gözetim,
  • doğum kontrolü ve üreme haklarına ilişkin zorlayıcı uygulamalar,
  • zorla çalıştırma ve çalışma programlarına ilişkin kaygılar

ayrıntılı biçimde ele alındı.

“Dört yıl geçti, hesap verebilirlik sağlanmadı”

Uygur Hareketi, 2026 tarihli açıklamasında BM değerlendirmesinin üzerinden dört yıl geçmesine rağmen Çin yönetiminin raporda ortaya konulan sorunlara ilişkin anlamlı bir değişiklik gerçekleştirmediğini söyledi.

CFU, yüz binlerce Uygur Türkünün hâlâ cezaevlerinde bulunduğunu, zorla çalıştırma, kitlesel gözetim, dini ve kültürel yaşama yönelik kısıtlamalar, ailelerin birbirinden ayrılması ve yurt dışındaki Uygur topluluklarına yönelik baskıların devam ettiğini ifade etti.

CFU ayrıca Pekin yönetiminin Doğu Türkistan’da normalleşme görüntüsü oluşturmaya çalıştığını, ancak BM’nin 2022 yılında dikkat çektiği politikaların önemli bölümünün sürdüğünü bildirdi.

Kuruluşun açıklamasında, uluslararası toplumun BM değerlendirmesini yalnızca yayımlanmış bir rapor olarak bırakmaması, rapordaki bulguları somut siyasi adımlara dönüştürmesi gerektiği vurgulandı.

“Uluslararası toplum bu raporu unutmamalı”

Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas, açıklamasında BM değerlendirmesinin uluslararası toplum için önemli bir belge olduğunu belirterek, dört yılın sonunda yeterli bir değişiklik ve hesap verebilirlik mekanizması oluşturulmadığını ifade etti.

Abbas, açıklamasında kendi kız kardeşi Dr. Gülşen Abbas’ın da tutuklu bulunduğunu belirterek, Uygur ailelerinin özgürlük, bilgi ve adalet talebinin devam ettiğini söyledi.

CFU, BM değerlendirmesinin “unutulmuş bir analiz” haline gelmemesi gerektiğini savunarak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne 2022 raporunun sonuçlarının daha güçlü ve düzenli biçimde takip edilmesi çağrısında bulundu.

“Dört yıl önce Birleşmiş Milletler, Çin hükümetinin Uygurlara yönelik muamelesinin insanlığa karşı suç teşkil edebileceğine dair belgelenmiş kanıtları uluslararası topluma sundu. Oysa dört yıl sonra, Uygur aileleri acı çekmeye devam ederken, hiçbir gerçek değişiklik, hesap sorulma ya da cevap verilmedi. Kız kardeşim Dr. Gülşen Abbas, ailelerine bu hükümet tarafından özgürlük, cevap ve adalet hakkı tanınmayan sayısız diğer Uygurla birlikte hâlâ haksız bir şekilde tutuklu bulunuyor. Uluslararası toplum, bu değerlendirmenin unutulup gidecek sıradan bir analiz olarak kalmasına izin veremez. Harekete geçmemiz gerekiyor.”

Ruşen Abbas 

BM Çin’e hangi adımları önermişti?

OHCHR’nin 2022 değerlendirmesinde Çin yönetimine yönelik çeşitli tavsiyeler de yer aldı.

BM, keyfi biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin serbest bırakılmasını, akıbeti hakkında ailelerine bilgi verilmeyen kişilerin nerede olduğunun açıklanmasını ve insan hakları ihlali iddialarının soruşturulmasını istedi.

Raporda ayrıca, ailelerin parçalanması ve kayıp kişilere ilişkin belirsizliğin ciddi insani sonuçlar doğurduğuna dikkat çekildi. BM, Çin yönetiminin kayıp aile üyelerinin akıbetini açıklaması ve ailelerin güvenli biçimde iletişim kurabilmesi ve yeniden bir araya gelebilmesi için gerekli koşulları sağlaması gerektiğini belirtti.

OHCHR ayrıca diğer ülkelerin Doğu Türkistan’dan kaçan Uygur ve diğer Müslüman azınlık mensuplarını, geri gönderilmeleri halinde ciddi insan hakları ihlali riski bulunması durumunda zorla Çin’e göndermemesi gerektiğini vurguladı.

“VETC sistemi sona erse bile yasalar yürürlükte”

BM değerlendirmesinde dikkat çeken noktalardan biri de Çin yönetiminin “mesleki eğitim ve öğretim merkezleri” (VETC) sisteminin kapsamının azaltıldığı veya sona erdirildiği yönündeki iddiaları oldu.

OHCHR, sistemin kapsamının azaltılmış ya da sona erdirilmiş olabileceği yönündeki açıklamalara rağmen, bu sistemi mümkün kılan yasa ve politikaların yürürlükte kalmaya devam ettiğine işaret etti.

BM ayrıca gözaltı politikalarının zaman içerisinde ceza adaleti sistemi üzerinden gerçekleştirilen daha uzun süreli hapis cezalarına doğru kaydığına ilişkin bir eğilim bulunduğunu belirtti.

Bu nedenle BM değerlendirmesi, yalnızca geçmişteki kamplara ilişkin bir inceleme olarak değil, bölgedeki mevcut yasal ve idari yapının da değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.

Dinî ve kültürel hayata yönelik kısıtlamalar

OHCHR raporu, Uygurların ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman toplulukların yalnızca gözaltı politikalarıyla değil, gündelik hayatın farklı alanlarında da ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.

Raporda dinî kimlik ve dinî ifadeye yönelik sınırlamalar ile mahremiyet ve hareket özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar ayrıntılı biçimde ele alındı. Ayrıca aile planlaması ve doğum kontrol politikalarının ayrımcı ve zorlayıcı biçimde uygulanmasının üreme hakları açısından ciddi sorunlar doğurduğuna ilişkin göstergeler bulunduğu kaydedildi.

Çalışma hayatına ilişkin uygulamalar da BM’nin inceleme alanlarından biri oldu. Yoksulluğun azaltılması veya “aşırılığın önlenmesi” gerekçeleriyle yürütülen istihdam programlarının bazı bölümlerinde dini ve etnik temelde zorlama ve ayrımcılık unsurlarının bulunabileceği belirtildi.

Sorun Doğu Türkistan sınırlarını da aşıyor

BM’nin değerlendirmesinde, bölgedeki politikaların etkilerinin Çin sınırlarıyla sınırlı kalmadığı da vurgulandı.

Rapora göre uygulamalar, ailelerin parçalanmasına ve Uygurların aileleriyle ve yakınlarıyla bağlantılarının kopmasına yol açarken, yurt dışında yaşayan diaspora mensupları üzerinde de baskı ve tehditlere ilişkin kaygılar ortaya çıkardı.

Uygur Hareketi de 2026 açıklamasında Uygurların yurt dışında karşı karşıya kaldığı “ulusötesi baskı” uygulamalarına dikkat çekerek, diğer ülkelerin Uygur topluluklarının güvenliğini koruması gerektiğini söyledi.

CFU’dan uluslararası topluma altı maddelik çağrı

Uygur Hareketi, BM değerlendirmesinin dördüncü yıl dönümünde uluslararası toplumun daha koordineli hareket etmesi gerektiğini belirtti.

Kuruluşun çağrıları arasında;

  1. BM İnsan Hakları Konseyi nezdinde koordineli girişimlerde bulunulması,
  2. zorla çalıştırmayla bağlantılı ürünlerin ithalatına yönelik kısıtlamaların güçlendirilmesi,
  3. sorumlu kişi ve kurumlara yönelik hedefli yaptırımlar uygulanması,
  4. yurt dışında yaşayan Uygurların ulusötesi baskılara karşı korunması,
  5. keyfi biçimde tutulan Uygurların serbest bırakılması için Pekin üzerindeki baskının artırılması,
  6. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 değerlendirmesini düzenli biçimde takip etmesi

yer aldı.

BM’nin değerlendirmesi neden önemli?

31 Ağustos 2022 tarihli OHCHR değerlendirmesi, Doğu Türkistan’daki insan hakları durumuna ilişkin uluslararası tartışmanın en önemli belgelerinden biri olarak öne çıkıyor.

BM, değerlendirmesinde bütün iddiaların kapsamı konusunda her durumda kesin sonuçlara ulaşmanın mümkün olmadığını da belirtti. Örneğin gözaltı merkezlerindeki işkence, kötü muamele ve cinsel şiddet iddialarının tam boyutuna ilişkin mevcut bilgilerin kesin bir sonuç ortaya koymaya yeterli olmadığını ifade etti. Bununla birlikte, bazı iddiaların güvenilir olduğuna ve mevcut sistemin bu tür ihlallerin geniş ölçekte gerçekleşmesine elverişli olduğuna dikkat çekti.

Bu yönüyle rapor, yalnızca aktivist kuruluşların iddialarını değil, BM insan hakları mekanizmasının kendi değerlendirmesini de ortaya koyması bakımından uluslararası kamuoyunda önemli bir referans niteliği taşıyor.

Dört yıl sonra aynı soru: Raporun sonuçları hayata geçirilecek mi?

Uygur Hareketi’nin 31 Ağustos 2026 tarihli açıklaması, BM’nin 2022 değerlendirmesinin üzerinden dört yıl geçmesine rağmen Doğu Türkistan meselesinin uluslararası gündemdeki yerini koruduğunu gösteriyor.

Kuruluş, Pekin yönetiminin hesap verebilirlik konusunda yeterli adım atmadığını savunurken, uluslararası toplumdan da daha güçlü ve koordineli bir yaklaşım talep ediyor.

BM’nin 2022 değerlendirmesi ise bölgedeki uygulamaların insan hakları açısından ciddi sonuçlar doğurduğu ve bazı uygulamaların uluslararası suçlar, özellikle de insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceği yönündeki tespitini koruyor.

Böylece 2026 itibarıyla tartışmanın merkezinde yalnızca geçmişte yaşanan ihlaller değil, BM tarafından ortaya konulan bulguların nasıl takip edileceği, mağdurların nasıl korunacağı ve sorumluluk mekanizmalarının işletilip işletilmeyeceği soruları bulunuyor.

Uygur Hareketi, uluslararası topluma BM raporunun sonuçlarını siyasi ve hukuki adımlara dönüştürme çağrısını yinelerken, Uygur ailelerinin özgürlük, bilgi ve adalet taleplerinin hâlâ karşılık beklediğini vurguluyor.

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir