Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin çalışmalarıyla tanınan Alman araştırmacı , yayımladığı yeni akademik araştırmada Çin’in Uygurlara yönelik iş gücü politikalarının modern çağın en gelişmiş devlet zoruyla çalıştırma sistemlerinden biri haline geldiğini savundu.
Taylor & Francis bünyesinde yayımlanan kapsamlı çalışmada Zenz, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı “iş gücü transfer programlarının”, klasik çalışma kampı modellerinin ötesine geçen yeni bir baskı ve kontrol mekanizması oluşturduğunu belirtiyor.
Araştırmaya göre Pekin yönetimi yalnızca toplama kamplarıyla değil; ekonomik baskılar, dijital gözetim sistemleri, bürokratik kotalar ve sosyal kontrol araçlarıyla da milyonlarca Uyguru devlet kontrollü iş gücü ağına dahil ediyor.
“Gönüllü çalışma” görüntüsü gerçeği yansıtmıyor
Zenz’in çalışmasının merkezinde “yapısal zorlayıcılık” (structural coercion) kavramı bulunuyor.
Araştırmaya göre Uygurların önemli bölümü resmi kayıtlarda “gönüllü çalışan” olarak görünse de, gerçekte devlet tarafından oluşturulan baskı ortamı nedeniyle çalışmayı reddetme imkanına sahip değil.
Raporda dikkat çekilen baskı unsurları arasında şunlar yer alıyor:
- sürekli dijital takip sistemleri,
- keyfi gözaltı tehdidi,
- ailelerin fişlenmesi,
- dini kimlik üzerindeki baskılar,
- sosyal yardımların devlet kontrolüne bağlanması,
- yerel yöneticilere verilen iş gücü kotası baskısı.
Zenz’e göre bu yapı yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda siyasi ve demografik bir dönüşüm projesi niteliği taşıyor.
2017 sonrası kitlesel dönüşüm
Araştırma, 2017 yılını Çin’in Doğu Türkistan politikasında dönüm noktası olarak değerlendiriyor.
Zenz’in bulgularına göre Çin yönetimi bu tarihten itibaren bölgede geniş çaplı bir “yeniden yapılandırma” süreci başlattı. Bu süreçte:
- yüz binlerce Uygur toplama kamplarına gönderildi,
- kırsal nüfus zorunlu iş transferlerine tabi tutuldu,
- tarım ve sanayi sektörlerinde kitlesel iş gücü mobilizasyonu oluşturuldu.
Rapora göre Pekin iki paralel sistem kurdu:
- Toplama kampı bağlantılı zorla çalıştırma sistemi
- Kamp dışındaki nüfusun “iş gücü transfer programları” yoluyla zorunlu çalıştırılması
Zenz, ikinci modelin uluslararası kamuoyu açısından çok daha zor tespit edilen yeni nesil bir devlet zoruyla çalıştırma sistemi olduğunu belirtiyor.
ILO yaklaşımını eleştirdi
Araştırmada Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) uzun yıllar boyunca devlet kaynaklı zorla çalıştırmayı kavramsal olarak yeterince analiz edemediği savunuluyor.
Zenz’e göre ILO’nun eski yaklaşımı, devletlerin neden zorla çalıştırma uyguladığı ile bunu hangi yöntemlerle yaptığı arasındaki farkı yeterince ayırmıyordu.
Araştırma, özellikle Doğu Türkistan’daki gelişmelerin ardından ILO’nun 2024 yılında yayımladığı “Forced Labor Surveys Handbook” rehberinde ilk kez:
- “State-Imposed Forced Labor (SIFL)” kavramını sistematik biçimde kullandığını,
- Çin’in “labor transfer” programlarına açık atıf yaptığını,
- devlet kaynaklı zorla çalıştırmanın yeniden yükseldiğini kabul ettiğini
vurguluyor.
“Toplama kampı olmadan da zorla çalıştırma mümkün”
Zenz’in çalışmasının en dikkat çekici yönlerinden biri, modern devlet zoruyla çalıştırmanın artık yalnızca kapalı kamp sistemlerinden oluşmadığı yönündeki tespiti.
Araştırmaya göre Çin modeli:
- insanları doğrudan hapsetmeden,
- ekonomik bağımlılık yaratarak,
- devlet destekli iş ağları oluşturarak,
- hareket özgürlüğünü sınırlandırarak,
- sürekli güvenlik tehdidi yaratarak
zorla çalıştırma sistemi kurabiliyor.
Zenz bu yapıyı “structurally engineered involuntariness” yani “yapısal olarak mühendisliği yapılmış gönülsüzlük” kavramıyla açıklıyor.
Bu modele göre bireylerin teorik olarak seçim hakkı bulunsa bile, devletin yarattığı baskı sistemi nedeniyle gerçek anlamda özgür karar verme imkanı ortadan kalkıyor.
Küresel tedarik zincirleri risk altında
Rapora göre Doğu Türkistan’daki zorla çalıştırma sistemi yalnızca Çin’in iç meselesi değil; küresel ekonomiyle doğrudan bağlantılı.
Araştırmada özellikle şu sektörlerin risk taşıdığı belirtiliyor:
- tekstil,
- pamuk üretimi,
- güneş paneli sanayisi,
- madencilik,
- elektronik üretimi.
Zenz, uluslararası şirketlerin bölgedeki tedarik zincirleri konusunda çok daha sıkı denetlenmesi gerektiğini savunuyor.
Avrupa Birliği düzenlemesine dikkat çekti
Araştırma ayrıca Avrupa Birliği’nin 2024 yılında kabul ettiği “Forced Labor Regulation” düzenlemesinin önemine dikkat çekiyor.
Zenz’e göre Avrupa’nın yeni düzenlemesi, devlet kaynaklı zorla çalıştırma ürünlerinin küresel pazarlara girişini engellemek açısından kritik bir adım olabilir.
Bu kapsamda araştırma, devlet zoruyla çalıştırmayı ölçmek için yeni bir metodoloji öneriyor. Model üç temel unsur üzerine kuruluyor:
- Devlet politikalarının içeriği
- Devletin uygulama kapasitesi
- Sahadaki uygulama kanıtları
Bu çerçevede araştırmacılar yalnızca mağdur ifadelerine değil:
- resmi Çin belgelerine,
- güvenlik planlarına,
- iş gücü transfer talimatlarına,
- kota sistemlerine,
- devlet destekli sanayi projelerine
bakarak da zorla çalıştırma mekanizmalarını analiz edebilecek.
Akademik dünyada yankı uyandırdı
Uzmanlara göre Adrian Zenz’in yeni çalışması, Doğu Türkistan’daki zorla çalıştırma sistemini yalnızca insan hakları ihlali olarak değil; modern otoriter devletlerin ekonomik yönetim modeli olarak inceleyen en kapsamlı teorik çerçevelerden biri olarak değerlendiriliyor.
Araştırmanın önümüzdeki dönemde:
- uluslararası ticaret,
- insan hakları hukuku,
- küresel yaptırım politikaları,
- şirket denetimleri
alanlarında önemli tartışmalara yol açması bekleniyor.
Kaynaklar
- Adrian Zenz, Taylor & Francis (2026)
- ILO, Handbook on Forced Labor Surveys (2024)
- ILO, Global Estimates of Modern Slavery (2022)
- OHCHR Xinjiang Assessment Report (2022)
- European Union Forced Labor Regulation (2024)