BIST 100
14.510,32 -0,57%
DOLAR
45,0552 0,04%
EURO
52,7196 -0,18%
GRAM ALTIN
6.677,98 -1,51%
FAİZ
40,40 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
105,92 -3,13%
BITCOIN
76.518,00 -0,59%
GBP/TRY
60,8055 -0,31%
EUR/USD
1,1692 -0,25%
BRENT
111,41 2,94%
ÇEYREK ALTIN
10.918,04 -1,51%
28 Nisan 2026 - 13:32 Tokayev rejiminin soykırımcı aşkı nereden geliyor? Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur Türkleri… diğer tarafta Gazze’de bombalar altında yok edilmeye çalışılan Filistinli Müslümanlar. Ve tam ortada bir ülke: Kazakistan. Bu ülkenin başında ise Kassym-Jomart Tokayev. Ve soru şu: Bu rejimin Çin’e ve İsrail’e karşı sergilediği “sessiz sevgi”, hatta yer yer açık iş birliği, nasıl izah edilebilir? — Çin’e karşı suskunluk: Ekonomik bağımlılığın ahlaki çöküşü Azattyq kaynaklarının işaret ettiği tablo aslında yeni değil: Kazakistan yönetimi, Çin’in Doğu Türkistan’daki kamplarına karşı sistematik bir sessizlik politikası yürütüyor. Bu sessizlik yalnızca diplomatik bir tercih değil; bilinçli bir körlük. Zira bölgedeki devletler –özellikle Kazakistan– Çin yatırımlarından ciddi şekilde besleniyor. Bu yüzden Pekin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyorlar. Uluslararası gözlemler de bunu doğruluyor: Orta Asya ülkeleri, Çin’le ekonomik bağları nedeniyle kamplardaki Müslümanlara dair güçlü bir tepki vermiyor . Daha da çarpıcısı: Çin kamplarından kaçan tanıkların –örneğin Sayragul Sauytbay– anlattıkları bile Astana’nın politikasını değiştirmedi. Kazakistan, kendi soydaşlarının dramını bile jeopolitik hesaplara kurban etti . Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Bu bir dış politika tercihi mi, yoksa ahlaki iflas mı? — İsrail ile “stratejik yakınlık”: Yeni bir yönelim mi, eski bir refleks mi? İkinci Azattyq haberinin ortaya koyduğu tablo ise daha da düşündürücü. İsrail Cumhurbaşkanı’nın Astana’ya ziyareti, bölgedeki dengelerin değiştiğini gösterirken; Tokayev yönetiminin İsrail’le ilişkileri derinleştirme isteği dikkat çekiyor. Zaten Kazakistan, İsrail’le 1990’lardan bu yana diplomatik ilişkilere sahipti. Ancak son dönemde bu ilişki daha kurumsal bir zemine taşındı; hatta ülke, ABD ve İsrail eksenli bölgesel normalleşme süreçlerine dahil olarak bu çizgiyi güçlendirdi . Bu gelişme, Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında gerçekleşiyor. Yani bir yanda Filistin’de siviller ölürken, diğer yanda Astana’da diplomatik kırmızı halılar seriliyor. Bu durum basit bir “çok yönlü dış politika” meselesi midir? Yoksa ilkesizliğin yeni adı mı? — “Çok vektörlü dış politika” mı, çok yönlü vicdansızlık mı? Kazakistan’ın yıllardır övündüğü bir kavram var: “çok vektörlü dış politika.” Yani herkesle iyi geçinmek, her güçle ilişki kurmak. Ama bugün gelinen noktada bu kavramın içi boşalmış durumda. Çünkü: Çin ile ilişkiler, Uygur Türklerinin dramı pahasına sürdürülüyor. İsrail ile ilişkiler, Filistin’deki katliamlar görmezden gelinerek derinleştiriliyor. Ve tüm bunlar, “istikrar”, “ticaret” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanıyor. Bu artık denge değil. Bu, ahlaki tarafsızlık adı altında taraf olmaktır. — Tokayev rejiminin “aşkı”: Güce mi, paraya mı, korkuya mı? Peki bu politikanın kaynağı ne? Üç ihtimal var: 1. Ekonomik bağımlılık: Çin yatırımları ve ticaret ilişkileri, Astana’nın sesini kısıyor. 2. Jeopolitik korku: Büyük güçlerle ters düşme endişesi, rejimi edilgen kılıyor. 3. Rejim refleksi: Otoriter yönetimler, genellikle kendi benzerlerini eleştirmez. Belki de hepsi. Ama sonuç değişmiyor: Tokayev yönetimi, mazlumların değil güç sahiplerinin yanında konumlanıyor. — Son söz: Sessizlik de bir tercihtir Bugün Doğu Türkistan’da kamplar varsa ve Gazze’de çocuklar ölüyorsa, buna karşı susanlar da bu tablonun parçasıdır. Kazakistan yönetimi belki silah kullanmıyor. Ama sessizliğiyle, diplomatik jestleriyle ve stratejik ortaklıklarıyla bu düzenin sürmesine katkı sağlıyor. Ve tarih, sadece zalimleri değil; susanları da yazıyor.
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
15 °
1001146723

Tokayev rejiminin soykırımcı aşkı nereden geliyor? Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur Türkleri… diğer tarafta Gazze’de bombalar altında yok edilmeye çalışılan Filistinli Müslümanlar. Ve tam ortada bir ülke: Kazakistan. Bu ülkenin başında ise Kassym-Jomart Tokayev. Ve soru şu: Bu rejimin Çin’e ve İsrail’e karşı sergilediği “sessiz sevgi”, hatta yer yer açık iş birliği, nasıl izah edilebilir? — Çin’e karşı suskunluk: Ekonomik bağımlılığın ahlaki çöküşü Azattyq kaynaklarının işaret ettiği tablo aslında yeni değil: Kazakistan yönetimi, Çin’in Doğu Türkistan’daki kamplarına karşı sistematik bir sessizlik politikası yürütüyor. Bu sessizlik yalnızca diplomatik bir tercih değil; bilinçli bir körlük. Zira bölgedeki devletler –özellikle Kazakistan– Çin yatırımlarından ciddi şekilde besleniyor. Bu yüzden Pekin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyorlar. Uluslararası gözlemler de bunu doğruluyor: Orta Asya ülkeleri, Çin’le ekonomik bağları nedeniyle kamplardaki Müslümanlara dair güçlü bir tepki vermiyor . Daha da çarpıcısı: Çin kamplarından kaçan tanıkların –örneğin Sayragul Sauytbay– anlattıkları bile Astana’nın politikasını değiştirmedi. Kazakistan, kendi soydaşlarının dramını bile jeopolitik hesaplara kurban etti . Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Bu bir dış politika tercihi mi, yoksa ahlaki iflas mı? — İsrail ile “stratejik yakınlık”: Yeni bir yönelim mi, eski bir refleks mi? İkinci Azattyq haberinin ortaya koyduğu tablo ise daha da düşündürücü. İsrail Cumhurbaşkanı’nın Astana’ya ziyareti, bölgedeki dengelerin değiştiğini gösterirken; Tokayev yönetiminin İsrail’le ilişkileri derinleştirme isteği dikkat çekiyor. Zaten Kazakistan, İsrail’le 1990’lardan bu yana diplomatik ilişkilere sahipti. Ancak son dönemde bu ilişki daha kurumsal bir zemine taşındı; hatta ülke, ABD ve İsrail eksenli bölgesel normalleşme süreçlerine dahil olarak bu çizgiyi güçlendirdi . Bu gelişme, Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında gerçekleşiyor. Yani bir yanda Filistin’de siviller ölürken, diğer yanda Astana’da diplomatik kırmızı halılar seriliyor. Bu durum basit bir “çok yönlü dış politika” meselesi midir? Yoksa ilkesizliğin yeni adı mı? — “Çok vektörlü dış politika” mı, çok yönlü vicdansızlık mı? Kazakistan’ın yıllardır övündüğü bir kavram var: “çok vektörlü dış politika.” Yani herkesle iyi geçinmek, her güçle ilişki kurmak. Ama bugün gelinen noktada bu kavramın içi boşalmış durumda. Çünkü: Çin ile ilişkiler, Uygur Türklerinin dramı pahasına sürdürülüyor. İsrail ile ilişkiler, Filistin’deki katliamlar görmezden gelinerek derinleştiriliyor. Ve tüm bunlar, “istikrar”, “ticaret” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanıyor. Bu artık denge değil. Bu, ahlaki tarafsızlık adı altında taraf olmaktır. — Tokayev rejiminin “aşkı”: Güce mi, paraya mı, korkuya mı? Peki bu politikanın kaynağı ne? Üç ihtimal var: 1. Ekonomik bağımlılık: Çin yatırımları ve ticaret ilişkileri, Astana’nın sesini kısıyor. 2. Jeopolitik korku: Büyük güçlerle ters düşme endişesi, rejimi edilgen kılıyor. 3. Rejim refleksi: Otoriter yönetimler, genellikle kendi benzerlerini eleştirmez. Belki de hepsi. Ama sonuç değişmiyor: Tokayev yönetimi, mazlumların değil güç sahiplerinin yanında konumlanıyor. — Son söz: Sessizlik de bir tercihtir Bugün Doğu Türkistan’da kamplar varsa ve Gazze’de çocuklar ölüyorsa, buna karşı susanlar da bu tablonun parçasıdır. Kazakistan yönetimi belki silah kullanmıyor. Ama sessizliğiyle, diplomatik jestleriyle ve stratejik ortaklıklarıyla bu düzenin sürmesine katkı sağlıyor. Ve tarih, sadece zalimleri değil; susanları da yazıyor.

1001146723
Tokayev rejiminin soykırımcı aşkı nereden geliyor? Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur Türkleri… diğer tarafta Gazze’de bombalar altında yok edilmeye çalışılan Filistinli Müslümanlar. Ve tam ortada bir ülke: Kazakistan. Bu ülkenin başında ise Kassym-Jomart Tokayev. Ve soru şu: Bu rejimin Çin’e ve İsrail’e karşı sergilediği “sessiz sevgi”, hatta yer yer açık iş birliği, nasıl izah edilebilir? — Çin’e karşı suskunluk: Ekonomik bağımlılığın ahlaki çöküşü Azattyq kaynaklarının işaret ettiği tablo aslında yeni değil: Kazakistan yönetimi, Çin’in Doğu Türkistan’daki kamplarına karşı sistematik bir sessizlik politikası yürütüyor. Bu sessizlik yalnızca diplomatik bir tercih değil; bilinçli bir körlük. Zira bölgedeki devletler –özellikle Kazakistan– Çin yatırımlarından ciddi şekilde besleniyor. Bu yüzden Pekin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyorlar. Uluslararası gözlemler de bunu doğruluyor: Orta Asya ülkeleri, Çin’le ekonomik bağları nedeniyle kamplardaki Müslümanlara dair güçlü bir tepki vermiyor . Daha da çarpıcısı: Çin kamplarından kaçan tanıkların –örneğin Sayragul Sauytbay– anlattıkları bile Astana’nın politikasını değiştirmedi. Kazakistan, kendi soydaşlarının dramını bile jeopolitik hesaplara kurban etti . Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Bu bir dış politika tercihi mi, yoksa ahlaki iflas mı? — İsrail ile “stratejik yakınlık”: Yeni bir yönelim mi, eski bir refleks mi? İkinci Azattyq haberinin ortaya koyduğu tablo ise daha da düşündürücü. İsrail Cumhurbaşkanı’nın Astana’ya ziyareti, bölgedeki dengelerin değiştiğini gösterirken; Tokayev yönetiminin İsrail’le ilişkileri derinleştirme isteği dikkat çekiyor. Zaten Kazakistan, İsrail’le 1990’lardan bu yana diplomatik ilişkilere sahipti. Ancak son dönemde bu ilişki daha kurumsal bir zemine taşındı; hatta ülke, ABD ve İsrail eksenli bölgesel normalleşme süreçlerine dahil olarak bu çizgiyi güçlendirdi . Bu gelişme, Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında gerçekleşiyor. Yani bir yanda Filistin’de siviller ölürken, diğer yanda Astana’da diplomatik kırmızı halılar seriliyor. Bu durum basit bir “çok yönlü dış politika” meselesi midir? Yoksa ilkesizliğin yeni adı mı? — “Çok vektörlü dış politika” mı, çok yönlü vicdansızlık mı? Kazakistan’ın yıllardır övündüğü bir kavram var: “çok vektörlü dış politika.” Yani herkesle iyi geçinmek, her güçle ilişki kurmak. Ama bugün gelinen noktada bu kavramın içi boşalmış durumda. Çünkü: Çin ile ilişkiler, Uygur Türklerinin dramı pahasına sürdürülüyor. İsrail ile ilişkiler, Filistin’deki katliamlar görmezden gelinerek derinleştiriliyor. Ve tüm bunlar, “istikrar”, “ticaret” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanıyor. Bu artık denge değil. Bu, ahlaki tarafsızlık adı altında taraf olmaktır. — Tokayev rejiminin “aşkı”: Güce mi, paraya mı, korkuya mı? Peki bu politikanın kaynağı ne? Üç ihtimal var: 1. Ekonomik bağımlılık: Çin yatırımları ve ticaret ilişkileri, Astana’nın sesini kısıyor. 2. Jeopolitik korku: Büyük güçlerle ters düşme endişesi, rejimi edilgen kılıyor. 3. Rejim refleksi: Otoriter yönetimler, genellikle kendi benzerlerini eleştirmez. Belki de hepsi. Ama sonuç değişmiyor: Tokayev yönetimi, mazlumların değil güç sahiplerinin yanında konumlanıyor. — Son söz: Sessizlik de bir tercihtir Bugün Doğu Türkistan’da kamplar varsa ve Gazze’de çocuklar ölüyorsa, buna karşı susanlar da bu tablonun parçasıdır. Kazakistan yönetimi belki silah kullanmıyor. Ama sessizliğiyle, diplomatik jestleriyle ve stratejik ortaklıklarıyla bu düzenin sürmesine katkı sağlıyor. Ve tarih, sadece zalimleri değil; susanları da yazıyor.

KÖŞE YAZARLARI

TÜM YAZARLAR
Sencer Buğrahan
Sencer Buğrahan
Tokayev rejiminin soykırımcı aşkı nereden geliyor? Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur Türkleri… diğer tarafta Gazze’de bombalar altında yok edilmeye çalışılan Filistinli Müslümanlar. Ve tam ortada bir ülke: Kazakistan. Bu ülkenin başında ise Kassym-Jomart Tokayev. Ve soru şu: Bu rejimin Çin’e ve İsrail’e karşı sergilediği “sessiz sevgi”, hatta yer yer açık iş birliği, nasıl izah edilebilir? — Çin’e karşı suskunluk: Ekonomik bağımlılığın ahlaki çöküşü Azattyq kaynaklarının işaret ettiği tablo aslında yeni değil: Kazakistan yönetimi, Çin’in Doğu Türkistan’daki kamplarına karşı sistematik bir sessizlik politikası yürütüyor. Bu sessizlik yalnızca diplomatik bir tercih değil; bilinçli bir körlük. Zira bölgedeki devletler –özellikle Kazakistan– Çin yatırımlarından ciddi şekilde besleniyor. Bu yüzden Pekin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyorlar. Uluslararası gözlemler de bunu doğruluyor: Orta Asya ülkeleri, Çin’le ekonomik bağları nedeniyle kamplardaki Müslümanlara dair güçlü bir tepki vermiyor . Daha da çarpıcısı: Çin kamplarından kaçan tanıkların –örneğin Sayragul Sauytbay– anlattıkları bile Astana’nın politikasını değiştirmedi. Kazakistan, kendi soydaşlarının dramını bile jeopolitik hesaplara kurban etti . Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Bu bir dış politika tercihi mi, yoksa ahlaki iflas mı? — İsrail ile “stratejik yakınlık”: Yeni bir yönelim mi, eski bir refleks mi? İkinci Azattyq haberinin ortaya koyduğu tablo ise daha da düşündürücü. İsrail Cumhurbaşkanı’nın Astana’ya ziyareti, bölgedeki dengelerin değiştiğini gösterirken; Tokayev yönetiminin İsrail’le ilişkileri derinleştirme isteği dikkat çekiyor. Zaten Kazakistan, İsrail’le 1990’lardan bu yana diplomatik ilişkilere sahipti. Ancak son dönemde bu ilişki daha kurumsal bir zemine taşındı; hatta ülke, ABD ve İsrail eksenli bölgesel normalleşme süreçlerine dahil olarak bu çizgiyi güçlendirdi . Bu gelişme, Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında gerçekleşiyor. Yani bir yanda Filistin’de siviller ölürken, diğer yanda Astana’da diplomatik kırmızı halılar seriliyor. Bu durum basit bir “çok yönlü dış politika” meselesi midir? Yoksa ilkesizliğin yeni adı mı? — “Çok vektörlü dış politika” mı, çok yönlü vicdansızlık mı? Kazakistan’ın yıllardır övündüğü bir kavram var: “çok vektörlü dış politika.” Yani herkesle iyi geçinmek, her güçle ilişki kurmak. Ama bugün gelinen noktada bu kavramın içi boşalmış durumda. Çünkü: Çin ile ilişkiler, Uygur Türklerinin dramı pahasına sürdürülüyor. İsrail ile ilişkiler, Filistin’deki katliamlar görmezden gelinerek derinleştiriliyor. Ve tüm bunlar, “istikrar”, “ticaret” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanıyor. Bu artık denge değil. Bu, ahlaki tarafsızlık adı altında taraf olmaktır. — Tokayev rejiminin “aşkı”: Güce mi, paraya mı, korkuya mı? Peki bu politikanın kaynağı ne? Üç ihtimal var: 1. Ekonomik bağımlılık: Çin yatırımları ve ticaret ilişkileri, Astana’nın sesini kısıyor. 2. Jeopolitik korku: Büyük güçlerle ters düşme endişesi, rejimi edilgen kılıyor. 3. Rejim refleksi: Otoriter yönetimler, genellikle kendi benzerlerini eleştirmez. Belki de hepsi. Ama sonuç değişmiyor: Tokayev yönetimi, mazlumların değil güç sahiplerinin yanında konumlanıyor. — Son söz: Sessizlik de bir tercihtir Bugün Doğu Türkistan’da kamplar varsa ve Gazze’de çocuklar ölüyorsa, buna karşı susanlar da bu tablonun parçasıdır. Kazakistan yönetimi belki silah kullanmıyor. Ama sessizliğiyle, diplomatik jestleriyle ve stratejik ortaklıklarıyla bu düzenin sürmesine katkı sağlıyor. Ve tarih, sadece zalimleri değil; susanları da yazıyor.

ÖNE ÇIKAN HABERLER

1001146723
Tokayev rejiminin soykırımcı aşkı nereden geliyor? Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur Türkleri… diğer tarafta Gazze’de bombalar altında yok edilmeye çalışılan Filistinli Müslümanlar. Ve tam ortada bir ülke: Kazakistan. Bu ülkenin başında ise Kassym-Jomart Tokayev. Ve soru şu: Bu rejimin Çin’e ve İsrail’e karşı sergilediği “sessiz sevgi”, hatta yer yer açık iş birliği, nasıl izah edilebilir? — Çin’e karşı suskunluk: Ekonomik bağımlılığın ahlaki çöküşü Azattyq kaynaklarının işaret ettiği tablo aslında yeni değil: Kazakistan yönetimi, Çin’in Doğu Türkistan’daki kamplarına karşı sistematik bir sessizlik politikası yürütüyor. Bu sessizlik yalnızca diplomatik bir tercih değil; bilinçli bir körlük. Zira bölgedeki devletler –özellikle Kazakistan– Çin yatırımlarından ciddi şekilde besleniyor. Bu yüzden Pekin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyorlar. Uluslararası gözlemler de bunu doğruluyor: Orta Asya ülkeleri, Çin’le ekonomik bağları nedeniyle kamplardaki Müslümanlara dair güçlü bir tepki vermiyor . Daha da çarpıcısı: Çin kamplarından kaçan tanıkların –örneğin Sayragul Sauytbay– anlattıkları bile Astana’nın politikasını değiştirmedi. Kazakistan, kendi soydaşlarının dramını bile jeopolitik hesaplara kurban etti . Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Bu bir dış politika tercihi mi, yoksa ahlaki iflas mı? — İsrail ile “stratejik yakınlık”: Yeni bir yönelim mi, eski bir refleks mi? İkinci Azattyq haberinin ortaya koyduğu tablo ise daha da düşündürücü. İsrail Cumhurbaşkanı’nın Astana’ya ziyareti, bölgedeki dengelerin değiştiğini gösterirken; Tokayev yönetiminin İsrail’le ilişkileri derinleştirme isteği dikkat çekiyor. Zaten Kazakistan, İsrail’le 1990’lardan bu yana diplomatik ilişkilere sahipti. Ancak son dönemde bu ilişki daha kurumsal bir zemine taşındı; hatta ülke, ABD ve İsrail eksenli bölgesel normalleşme süreçlerine dahil olarak bu çizgiyi güçlendirdi . Bu gelişme, Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında gerçekleşiyor. Yani bir yanda Filistin’de siviller ölürken, diğer yanda Astana’da diplomatik kırmızı halılar seriliyor. Bu durum basit bir “çok yönlü dış politika” meselesi midir? Yoksa ilkesizliğin yeni adı mı? — “Çok vektörlü dış politika” mı, çok yönlü vicdansızlık mı? Kazakistan’ın yıllardır övündüğü bir kavram var: “çok vektörlü dış politika.” Yani herkesle iyi geçinmek, her güçle ilişki kurmak. Ama bugün gelinen noktada bu kavramın içi boşalmış durumda. Çünkü: Çin ile ilişkiler, Uygur Türklerinin dramı pahasına sürdürülüyor. İsrail ile ilişkiler, Filistin’deki katliamlar görmezden gelinerek derinleştiriliyor. Ve tüm bunlar, “istikrar”, “ticaret” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanıyor. Bu artık denge değil. Bu, ahlaki tarafsızlık adı altında taraf olmaktır. — Tokayev rejiminin “aşkı”: Güce mi, paraya mı, korkuya mı? Peki bu politikanın kaynağı ne? Üç ihtimal var: 1. Ekonomik bağımlılık: Çin yatırımları ve ticaret ilişkileri, Astana’nın sesini kısıyor. 2. Jeopolitik korku: Büyük güçlerle ters düşme endişesi, rejimi edilgen kılıyor. 3. Rejim refleksi: Otoriter yönetimler, genellikle kendi benzerlerini eleştirmez. Belki de hepsi. Ama sonuç değişmiyor: Tokayev yönetimi, mazlumların değil güç sahiplerinin yanında konumlanıyor. — Son söz: Sessizlik de bir tercihtir Bugün Doğu Türkistan’da kamplar varsa ve Gazze’de çocuklar ölüyorsa, buna karşı susanlar da bu tablonun parçasıdır. Kazakistan yönetimi belki silah kullanmıyor. Ama sessizliğiyle, diplomatik jestleriyle ve stratejik ortaklıklarıyla bu düzenin sürmesine katkı sağlıyor. Ve tarih, sadece zalimleri değil; susanları da yazıyor.
1001146723
Tokayev rejiminin soykırımcı aşkı nereden geliyor? Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur Türkleri… diğer tarafta Gazze’de bombalar altında yok edilmeye çalışılan Filistinli Müslümanlar. Ve tam ortada bir ülke: Kazakistan. Bu ülkenin başında ise Kassym-Jomart Tokayev. Ve soru şu: Bu rejimin Çin’e ve İsrail’e karşı sergilediği “sessiz sevgi”, hatta yer yer açık iş birliği, nasıl izah edilebilir? — Çin’e karşı suskunluk: Ekonomik bağımlılığın ahlaki çöküşü Azattyq kaynaklarının işaret ettiği tablo aslında yeni değil: Kazakistan yönetimi, Çin’in Doğu Türkistan’daki kamplarına karşı sistematik bir sessizlik politikası yürütüyor. Bu sessizlik yalnızca diplomatik bir tercih değil; bilinçli bir körlük. Zira bölgedeki devletler –özellikle Kazakistan– Çin yatırımlarından ciddi şekilde besleniyor. Bu yüzden Pekin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına karşı açık bir tavır almaktan kaçınıyorlar. Uluslararası gözlemler de bunu doğruluyor: Orta Asya ülkeleri, Çin’le ekonomik bağları nedeniyle kamplardaki Müslümanlara dair güçlü bir tepki vermiyor . Daha da çarpıcısı: Çin kamplarından kaçan tanıkların –örneğin Sayragul Sauytbay– anlattıkları bile Astana’nın politikasını değiştirmedi. Kazakistan, kendi soydaşlarının dramını bile jeopolitik hesaplara kurban etti . Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Bu bir dış politika tercihi mi, yoksa ahlaki iflas mı? — İsrail ile “stratejik yakınlık”: Yeni bir yönelim mi, eski bir refleks mi? İkinci Azattyq haberinin ortaya koyduğu tablo ise daha da düşündürücü. İsrail Cumhurbaşkanı’nın Astana’ya ziyareti, bölgedeki dengelerin değiştiğini gösterirken; Tokayev yönetiminin İsrail’le ilişkileri derinleştirme isteği dikkat çekiyor. Zaten Kazakistan, İsrail’le 1990’lardan bu yana diplomatik ilişkilere sahipti. Ancak son dönemde bu ilişki daha kurumsal bir zemine taşındı; hatta ülke, ABD ve İsrail eksenli bölgesel normalleşme süreçlerine dahil olarak bu çizgiyi güçlendirdi . Bu gelişme, Gazze’de yaşanan yıkımın ortasında gerçekleşiyor. Yani bir yanda Filistin’de siviller ölürken, diğer yanda Astana’da diplomatik kırmızı halılar seriliyor. Bu durum basit bir “çok yönlü dış politika” meselesi midir? Yoksa ilkesizliğin yeni adı mı? — “Çok vektörlü dış politika” mı, çok yönlü vicdansızlık mı? Kazakistan’ın yıllardır övündüğü bir kavram var: “çok vektörlü dış politika.” Yani herkesle iyi geçinmek, her güçle ilişki kurmak. Ama bugün gelinen noktada bu kavramın içi boşalmış durumda. Çünkü: Çin ile ilişkiler, Uygur Türklerinin dramı pahasına sürdürülüyor. İsrail ile ilişkiler, Filistin’deki katliamlar görmezden gelinerek derinleştiriliyor. Ve tüm bunlar, “istikrar”, “ticaret” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanıyor. Bu artık denge değil. Bu, ahlaki tarafsızlık adı altında taraf olmaktır. — Tokayev rejiminin “aşkı”: Güce mi, paraya mı, korkuya mı? Peki bu politikanın kaynağı ne? Üç ihtimal var: 1. Ekonomik bağımlılık: Çin yatırımları ve ticaret ilişkileri, Astana’nın sesini kısıyor. 2. Jeopolitik korku: Büyük güçlerle ters düşme endişesi, rejimi edilgen kılıyor. 3. Rejim refleksi: Otoriter yönetimler, genellikle kendi benzerlerini eleştirmez. Belki de hepsi. Ama sonuç değişmiyor: Tokayev yönetimi, mazlumların değil güç sahiplerinin yanında konumlanıyor. — Son söz: Sessizlik de bir tercihtir Bugün Doğu Türkistan’da kamplar varsa ve Gazze’de çocuklar ölüyorsa, buna karşı susanlar da bu tablonun parçasıdır. Kazakistan yönetimi belki silah kullanmıyor. Ama sessizliğiyle, diplomatik jestleriyle ve stratejik ortaklıklarıyla bu düzenin sürmesine katkı sağlıyor. Ve tarih, sadece zalimleri değil; susanları da yazıyor.

Dünya siyasetinde bazı görüntüler vardır; insanın zihnine çivi gibi çakılır. Bir tarafta Doğu Türkistan’da kamplara kapatılan, kimliği silinmeye çalışılan Uygur...

Bitcoin
76.543 -1.64%
Ethereum
2.282,53 -1.67%
Tether
0,999911 -0.01%
XRP
1,39 -2.02%
Binance Coin
623,23 -0.76%
Solana
83,69 -1.94%
TRON
0,323459 -0.52%
Dogecoin
0,099298 1.13%
Cardano
0,246173 -0.64%
Dai
0,99973 0.07%
Avalanche
9,16 -1.13%
Arbitrum B. USDT
0,999951 0.02%
Polygon B. USDT
1 0.05%
Wrapped Solana
98,97 -5.00%
Polygon PoS Bridged DAI (Polygon POS)
0,999531 -0.04%

Artanlar

Tümü
  • Hisse Fiyat Fark
  • EUPWR 49,08 %10
  • BIGEN 15,43 %9.98
  • OZATD 308,75 %9.97
  • TURGG 43,04 %9.96
  • ESCOM 5,30 %9.96

Azalanlar

Tümü
  • Hisse Fiyat Fark
  • ISKUR 2.475.017,50 %-10
  • BORLS 6,30 %-10
  • ENSRI 18,02 %-9.99
  • GZNMI 71,75 %-9.97
  • ALKLC 326,25 %-9.94

İşlem Görenler

Tümü
  • Hisse Hacim
  • SASA 10.264.575.737,72
  • ASTOR 9.510.191.328,50
  • ASELS 6.550.242.179,00
  • PEKGY 4.561.723.898,75
  • THYAO 4.402.814.627,25

GAZETE MANŞETLERİ

TÜM GAZETELER

Şu anda gazete verisi bulunamadı.