Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan Kurban Bayramı tatilinin 9 gün olacağını açıkladı.
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
Dün yaşanan fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerdeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Tarım ve İçişleri Bakanlıklarımız çalışmalarını titizlikle yürütmektedirler. Dünyanın ve bölgemizin çatışmaların, siyasi ve ekonomik çalkantıların, sosyal gerilimlerin girdabında sağa sola savrulduğu dönemde Türkiye emin adımlarla hedeflerine ilerliyor. Bölgemizdeki her kriz Türkiye'nin son 23 yılda kat ettiği mesafeyi ispat ederken ülkemizin istikrar adası konumunu daha da perçinliyor.
"SAVAŞIN YIKICI ETKİLERİNİ EN DÜŞÜK SEVİYEDE TUTMAYI BAŞARABİLİYORUZ"
Türkiye bölgesinin en güçlü en istikrarlı ülkesi olarak göz doldurmakta, adından söz ettirmektedir. Bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına, kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren Türkiye vardır. 23 yıldır sabırla uyguladığımız stratejilerin semerelerini topladığımız dönemdeyiz. Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kara kara düşündüren savaşın yıkıcı etkilerini en düşük seviyede tutmayı başarabiliyoruz.
Bölgemizdeki savaşa rağmen ihracatımız Nisan'da güçlü performans sergiledi. Yıllık yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolara ulaştı. Ocak-Nisan dönemi ihracatımız ise 88 milyar 630 milyon doları buldu. İlk defa 275,8 milyar dolara çıkarak cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. 26 sektörün tamamında ihracatımız yükseldi. Sektörler sıralamasında 3,9 milyar dolarla otomotiv liderliğini sürdürürken, kimyevi maddeler ikinci, elektrik-elektronik üçüncü, hazır giyim dördüncü oldu.
"YENİ PAZARLARA AÇILARAK, İHRACATI TEŞVİK EDEREK DAHA YÜKSEK RAKAMLARA ULAŞACAĞIZ"
Yılın ilk 4 ayında bu alanda yüzde 28 oranında artış kaydederek önemli başarıya imza attık. 1018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı göstermiştir. Ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlendiği, talebin daraldığı, jeopolitik risklerin tırmandığı dönemde bu ihracat rakamları takdire şayandır. Türkiye'nin potansiyeli bunun çok çok üzerindedir. İnşallah yeni pazarlara açılarak, ihracatı teşvik ederek daha yüksek rakamlara ulaşacağız.
2025 yılını 64 milyon ziyaretçi, 65,2 milyar dolar turizm geliri ile kapatmıştık. Turizm gelirlerimiz yılın ilk çeyreğine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyar 896 milyon dolara ulaştı. Yabancı ziyaretçilerin kişi başı gecelik ortalama harcaması ise 119 dolara çıktı.
"DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN ÜST DÜZEY MİSAFİRİ ÜLKEMİZDE AĞIRLAYACAĞIZ"
Bu sene Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünü artıracak zirvelere ve etkinliklere ev sahipliği yapacağız. 20 Mayıs Çarşamba günü 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali İstanbul'da oynanacak. 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO zirvesi Ankara'da gerçekleştirilecek. BM İklim Değişikliği Konferansları'nın 31. Kası ayında Antalya'da düzenlenecek. Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. zirvesi Türkiye'de tertip edilecek. Dünyanın dört bir yanından üst düzey misafiri ülkemizde ağırlayacağız.
Sadece ihracat ve turizmde değil istihdam tarafında da istatistiklerin umut verici olduğunu görüyoruz. İşsizlik oranı bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1'e geriledi. İstihdam sayımız aynı dönemde 22 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranı ise 0,3 puan olarak artarak yüzde 48,5'a düzeldi. İşgücü sayımız Mart ayında 35 milyon 298 bin kişiye ulaştı. Böylece işsizlik oranımız tek haneli seyrini 35. ayında da korumuş oldu. Atıl işgücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ediyoruz. İhracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen maalesef savaşın etkisini en fazla hissettiğimiz alanların başında enflasyon geliyor.
"DOĞRU BİLDİĞİMİZ YOLDA SAĞLAM ADIMLARLA İLERLEMEKTE KARARLIYIZ"
Bugün Nisan ayı enflasyon yüzde 4,18 olarak açıklandı. Akaryakıt fiyatları dünyada olduğu gibi bizde de ağır baskı oluşturuyor. İrademizde en küçük gerileme yoktur. Felaket tellallarına kulak asmadan doğru bildiğimiz yolda sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız.
Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği yıpratıcı tartışmalara şahit oluyoruz. Ülkemizin AB yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AB'ye ortaklık başvurusunu 31 Temmuz 1959'da yaptı.
1963'de de Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Ortaklık anlaşması birbirinin devamı niteliğinde hazırlık, geçiş ve nihai dönem olmak üzere 3 ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1964'te yürürlüğe girmesiyle hazırlık dönemi başlamış oldu. 13 Kasım 1970'de Katma Protokol'ü imzaladık ve geçiş dönemine ilk adımı attık. Takip eden süreçte Kıbrıs davamızdan kaynaklı anlaşmazlıklar AB yoluculuğumuzda önümüzün kesilmesine sebep oldu.
