BIST 100
14.450,76 -0,24%
DOLAR
44,8874 0,03%
EURO
52,8340 -0,15%
GRAM ALTIN
6.875,29 -1,13%
FAİZ
39,88 0,66%
GÜMÜŞ GRAM
113,11 -1,69%
BITCOIN
76.199,00 -0,15%
GBP/TRY
60,7486 -0,03%
EUR/USD
1,1760 -0,24%
BRENT
95,92 0,46%
ÇEYREK ALTIN
11.241,10 -1,13%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
19 °

Ebussuud Efendi’yi Arap Zanneden Adamdan Tarih(!) Öğrenmek!

1001139375

Tarih konuşmak kolaydır; birkaç ezber cümle, birkaç iddialı genelleme ve bolca ideolojik öfke… Oldu size “tarih yorumu.” Ancak mesele, bu iddiaların gerçekle ne kadar temas ettiği olunca, işte orada ciddi bir boşluk baş gösterir. Nitekim Fatih Altaylı'nın programına katılan Prof. Dr. Ahmet Taşağıl tarafından dile getirilen “Türklerin Araplaşmasının nedeni Osmanlı’dır” şeklindeki iddialar da bu boşluğun tipik örneklerinden biri.

Prof Dr. Ahmet Taşağıl Fatih Altaylı'nın programında Osmanlı ve Ebussuud Efendi hakkında şunları söyledi;

“Türklerin Araplaşmasının nedeni Osmanlı’dır. Bu süreç sarayda başladı.

Kendisi Arap olan Ebussuud Efendi ile bu süreç başladı.

Memlükler Mısır’da olmasına rağmen Araplaşmadı, ancak Osmanlı Araplaştı.

Araplaşmanın faturası Türklere çok ağır oldu; bilimden uzaklaştılar, geriye gittiler.”

 

Önce en bariz hatadan başlayalım: Ebussuud Efendi’yi “Arap” zannetmek.

Bu, basit bir bilgi hatası değil; doğrudan doğruya Osmanlı ilmiye geleneğini, sosyal yapısını ve kimliğini hiç anlamamış olmanın göstergesidir. Ebussuud Efendi, Osmanlı’nın en büyük şeyhülislamlarından biridir ve kökeni itibarıyla Anadolu Türk-İslam geleneğine mensuptur. Ailesi, Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren ilim ve devlet hizmetinde bulunan köklü bir Türk ailesidir.

Üstelik bu aile, sıradan bir ilmiye silsilesi de değildir. Ebussuud Efendi’nin ilmi çevresi, büyük Türk astronomu ve matematikçisi Ali Kuşçu’nun temsil ettiği geleneğin devamı niteliğindedir. Bu silsile, Orta Asya’dan İstanbul’a taşınan yüksek ilim anlayışının Osmanlı’daki kurumsal karşılığıdır. Böyle bir birikimi görmezden gelip onu “Arap” diye yaftalamak, tarih bilgisinden ziyade ideolojik refleksle açıklanabilir.

Dahası var.

Ebussuud Efendi sadece bir din adamı değil; aynı zamanda Osmanlı hukuk sistemini sistemleştiren, şer’i hukuk ile örfi hukuku uyum içinde yorumlayan büyük bir hukukçudur. Kanuni Sultan Süleyman döneminde verdiği fetvalar, devlet düzeninin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Yani ortada “Araplaştırıcı” bir figür değil, aksine Osmanlı’nın kurumsal aklını tahkim eden bir devlet mimarı vardır.

Gelelim “Araplaşma” iddiasına.

Osmanlı’nın İslam dünyasının liderliğini üstlenmesiyle birlikte Arapça’nın ilim dili olarak kullanılması, “Araplaşma” değil, İslam medeniyetinin ortak diline dahil olmaktır. Bugün bilim dünyasında İngilizce neyse, o gün için Arapça odur. Bu durum Türk kimliğinin eridiği anlamına gelmez. Osmanlı’da Türkçe, devletin ve toplumun ana omurgası olmaya devam etmiştir.

Memlükler ile yapılan kıyaslamaya gelince…

Memlükler zaten Türk kökenli bir askerî elitin Arap coğrafyasındaki hâkimiyetiydi. Osmanlı ise üç kıtaya yayılan, çok katmanlı bir medeniyet organizasyonuydu. Bu iki yapıyı aynı cetvelle ölçmek, tarihsel bağlamı yok saymaktır.

Fakat meselenin daha derin bir boyutu var: Ebussuud Efendi’nin mezhebi ve ideolojik duruşu.

16. yüzyıl Osmanlı dünyası, Safevi etkisiyle yayılan Şiilik karşısında ciddi bir sınav veriyordu. Ebussuud Efendi, verdiği fetvalarla sadece bir dini görüş beyan etmedi; aynı zamanda devletin ideolojik sınırlarını çizdi. Ehl-i Sünnet inancını tahkim ederek Osmanlı’nın hem iç bütünlüğünü korudu hem de siyasi istikrarını güçlendirdi. Bu yönüyle o, sadece bir âlim değil, bir medeniyet savunucusudur.

Tam da bu noktada, Büyük Doğu fikrinin tarih anlayışı devreye girer.

Büyük Doğu perspektifi, Osmanlı’yı sadece bir siyasi yapı olarak değil, bir “ruh ve nizam” terkibi olarak görür. Bu anlayışta devlet; ilim, irfan ve hikmetle ayakta durur. İşte Ebussuud Efendi, bu terkibin ilmi ve hukuki cephesini temsil eden zirve isimlerden biridir. Nasıl ki askeri sahada büyük kumandanlar, siyasi sahada kudretli padişahlar varsa; ilmiye sahasında da Ebussuud Efendi gibi isimler bu medeniyetin omurgasını oluşturur.

Büyük Doğu’nun “başyücelik” idealinde, devletin ancak sahih bir inanç ve sağlam bir hukuk düzeniyle ayakta kalabileceği vurgulanır. Ebussuud Efendi’nin şer’i ve örfi hukuku mezceden yaklaşımı ile Ehl-i Sünnet çizgisini koruma konusundaki kararlılığı, bu idealin tarih içindeki en somut örneklerinden biridir.

Yani ortada şöyle bir tablo var:

Bir yanda Osmanlı’yı “Araplaştırıcı” olmakla suçlayan, fakat en temel biyografik bilgileri dahi yanlış aktaran bir yaklaşım…

Diğer yanda ise Ali Kuşçu’dan süzülen ilim geleneğini taşıyan, Osmanlı hukukunu sistemleştiren, mezhebi birliği sağlayan ve Büyük Doğu’nun tarif ettiği medeniyet ruhunu tarih sahnesinde temsil eden bir şahsiyet: Ebussuud Efendi.

Şimdi soralım: Hangisi tarih, hangisi “tarih(!)”?

Bilimden uzaklaşmanın nedeni Osmanlı mıydı, yoksa bugünkü tartışmalarda karşımıza çıkan bu yüzeysel ve ideolojik yaklaşım mı?

Cevap, görmek isteyene fazlasıyla açık.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?