Rapora göre, 2017 yılından itibaren bölgede yaşayan başta Uygurlar olmak üzere Müslüman azınlıklara yönelik sistematik baskı, keyfi gözaltılar ve işkence uygulamaları yaygın bir şekilde hayata geçirildi.
Sistematik baskı ve “insanlığa karşı suç” iddiası
Raporda, Çin hükümetinin işgal altındaki Doğu Türkistan’da yürüttüğü uygulamaların yalnızca güvenlik politikası olmadığı, aksine geniş çaplı ve organize bir baskı mekanizmasına dönüştüğü vurgulanıyor. Elde edilen bulgulara göre, bölgede milyonlarca insan keyfi şekilde gözaltına alındı ve yüz binlercesi “yeniden eğitim merkezi” olarak adlandırılan kamplarda tutuldu.
Amnesty International, bu uygulamaların uluslararası hukuk açısından “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilebileceğini belirtiyor. Raporda özellikle hapis, işkence ve sistematik zulüm gibi suçların işlendiğine dair güçlü kanıtlar bulunduğu ifade ediliyor.
Tanıklıklar: “Güneş ışığını aylarca görmedik”
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri, kamplarda tutulmuş kişilerin tanıklıkları. Görgü tanıkları, uzun süre hücrelerinden çıkarılmadıklarını, güneş ışığı görmeden aylar geçirdiklerini ve sürekli gözetim altında tutulduklarını aktarıyor.
Bir eski tutuklu, “Altı ay boyunca güneş görmedik, sürekli hücredeydik” sözleriyle yaşadıklarını anlatırken, bir başkası ise hücrelerdeki pencerelerin kapatıldığını ve dışarıyla tüm bağlantının kesildiğini belirtiyor.
Raporda ayrıca, bazı tutukluların yalnızca “şüpheli” ya da “güvenilmez” olarak sınıflandırıldıkları için gözaltına alındığı, çoğu zaman somut bir suç isnadının bulunmadığı vurgulanıyor.
“Savaşta düşman gibiydik”
Rapora adını veren ifade ise bir eski tutuklunun yaşadıklarından geliyor. Kamptan kısa süreliğine dışarı çıkarıldıkları bir anda çevrelerinin silahlı güvenlik güçleri tarafından sarıldığını anlatan tanık, “Bize savaşta düşman gibi davrandılar” sözleriyle durumu özetliyor.
Bu ifade, raporun genelinde anlatılan ağır güvenlik uygulamalarını ve insan hakları ihlallerinin boyutunu sembolize ediyor.
Günlük yaşam: Tam kontrol ve disiplin
Rapora göre kamplarda yaşam tamamen kontrol altında tutuluyor. Tutukluların konuşmaları sınırlandırılıyor, uyku düzenleri dahi denetleniyor ve gece boyunca birbirlerini gözetlemeleri isteniyor.
Ayrıca, mahkumların belirli ideolojik eğitimlere zorlandığı, Çin dili ve siyasi propaganda içeriklerinin dayatıldığı belirtiliyor. Bu süreçte dini pratiklerin ve kültürel kimliğin bastırılmasının hedeflendiği ifade ediliyor.
Kültürel kimliğe yönelik müdahale
Raporda öne çıkan bir diğer önemli nokta ise uygulamaların yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda kültürel ve dini kimliğe yönelik olması. Tanıklıklar, Uygurların ve diğer Müslüman toplulukların dini ibadetlerinin kısıtlandığını, dillerinin kullanımının sınırlandığını ve geleneksel yaşam tarzlarının hedef alındığını ortaya koyuyor.
Amnesty International’a göre bu politikalar, bölgedeki etnik ve dini çeşitliliği ortadan kaldırmayı amaçlayan geniş çaplı bir asimilasyon stratejisinin parçası.
Yüksek teknolojili gözetim sistemi
Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise Çin’in bölgede kurduğu ileri düzey gözetim sistemi. Yüz tanıma teknolojileri, dijital takip sistemleri ve yoğun polis varlığı ile Doğu Türkistan’ın adeta bir “yüksek güvenlik bölgesi”ne dönüştüğü ifade ediliyor.
Bu sistem sayesinde bireylerin günlük yaşamlarının sürekli izlenebildiği ve en küçük davranışların dahi “risk” olarak değerlendirilebildiği belirtiliyor.
Uluslararası tepkiler
Rapor, yayımlandığı tarihten itibaren uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Birçok ülke ve insan hakları kuruluşu, Çin’i açıklama yapmaya ve uygulamalarını sonlandırmaya çağırdı.
Bazı hükümetler raporu, Doğu Türkistan’daki ihlallere ilişkin “güçlü ve ikna edici bir kanıt” olarak nitelendirirken, konunun uluslararası platformlarda daha fazla gündeme gelmesi gerektiği vurgulandı.
Çin’in tutumu
Çin hükümeti ise raporda yer alan iddiaları reddediyor. Pekin yönetimi, Doğu Türkistan’daki politikaların terörle mücadele ve aşırılıkla mücadele kapsamında yürütüldüğünü savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu açıklamaların sahadaki bulgularla örtüşmediğini belirtiyor.
Sonuç: Küresel bir insan hakları meselesi
“Like We Were Enemies in a War” raporu, Doğu Türkistan’daki durumun yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını, küresel insan hakları gündeminin önemli başlıklarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor.
Rapora göre, yaşananlar bireysel ihlallerin ötesinde, sistematik ve devlet politikası haline gelmiş bir baskı düzenine işaret ediyor. Bu nedenle Amnesty International, uluslararası topluma bağımsız soruşturmalar başlatılması, kampların kapatılması ve sorumluların hesap vermesi çağrısında bulunuyor.
Uzmanlara göre, Doğu Türkistan’daki gelişmelerin geleceği, uluslararası toplumun bu çağrılara nasıl yanıt vereceğine bağlı olacak.