Tiananmen Meydanı Katliamı’nın 37. Yıl Dönümü Anma Etkinliğinde Abdurehim Gheni’nin Konuşması
Dam Meydanı’nda Özgürlük Sesi: Tanklardan Sınır Ötesi Baskıya Boyun Eğmeyen Uygur Ruhu
Değerli dostlar, demokrasi ve özgürlük savunucuları,
Bugün, Hollanda ve Avrupa’nın kalbi olan Amsterdam Dam Meydanı’nda tek yürek olarak toplandık. 4 Haziran 1989’da gerçekleşen ve insanlık tarihinin en karanlık, en kanlı olaylarından biri olan Tiananmen Meydanı katliamının 37. yıl dönümünü anmak için buradayız.
Amsterdam’ın bu tarihi meydanından, Tiananmen Meydanı’nda özgürlük ve adalet uğruna canlarını feda eden tüm özgürlük savaşçılarına en derin saygılarımı sunuyorum. Özellikle, milli kimliğimizin sembolü olan Doppa’larını başlarına takarak en ön safta yer alan, kendi ana dillerinde “Qozghal!” (Ayağa Kalk!) diyerek bayrağı yükselten Uygur öğrencileri ve bu tarihi hareketin önderleri olan Örkesh Dölet gibi milletimizin yiğit evlatlarını saygıyla selamlıyorum!

Aziz dostlar,
1989 yılında Çin Komünist rejimi, dünyanın gözü önünde tanklarla Tiananmen Meydanı’na girerek öğrencileri vahşice katletti ve meydanı kan gölüne çevirdi. Zorbalıkla özgürlük umudunu yok etmek istediler. Ama bir şeyi unuttular: Özgürlük ruhu tanklarla ezilerek yok edilemez!
Bu katliamın ardından Çin yönetimi, kendi siyasi krizini gizlemek için bu sınır tanımayan şiddet politikasını işgal altındaki Doğu Türkistan halkına yöneltti. 5 Nisan 1990’da, kendi halkının özgürlüğü için mücadele eden Barın Milli Kurtuluş Hareketi’ni vahşice bastırarak Barın Katliamı’nı gerçekleştirdi. Pekin’e demokrasi meşalesini ilk taşıyan öncülerden biri savaşçı Uygur halkıydı. Ancak 1990’lardan itibaren Çin bizi “devlet düşmanı” ilan etti. Bugün ise tüm bir millet olarak açık bir soykırımla karşı karşıyayız. Neden mi? Çünkü Çinli diktatörler, Uygurların genlerindeki o boyun eğmeyen özgürlük ve direniş ruhundan ölümüne korkuyorlar!
Dostlar, Çin’in zulmü sadece vatanımızdaki toplama kamplarıyla sınırlı kalmıyor!
Bugün, Çin Komünist hükümetinin sınır ötesi baskı (transnational repression), tehdit ve psikolojik terör taktikleri, yaşadığımız bu demokratik Hollanda topraklarına kadar ulaştı. Geçtiğimiz 14 Şubat’ta, Lahey (Den Haag) Belediyesi binasındaki Çin Yeni Yılı etkinlikleri sırasında, tek başıma barışçıl bir protesto gerçekleştiriyordum. İşgal altındaki Doğu Türkistan’da yürütülen Uygur Soykırımı’nı ifşa eden bir pankart tutuyordum. Adaletin ve demokrasinin sembolü olan o resmi binada, Çinli güvenlik görevlileri tarafından vahşi bir fiziksel ve psikolojik terör saldırısına uğradım!
Çin rejimi, özgür Hollanda’nın kalbinde ifade özgürlüğünü ayaklar altına aldı. Halkımız 70 yılı aşkın süredir sömürge işgali altında yaşıyor. Ben, halkının özgürlüğü için mücadele eden bir eylemciyim. Buna rağmen o saldırganlar bana: “Sen toplama kampına layıksın! Sen ölümü hak ediyorsun! Seni öldüreceğim!” diye bağırarak terör estirdiler. Bu, 1989’da Tiananmen’de öğrencilere kurşun sıkan diktatörlük zihniyetinin aynısıdır. Bugün Doğu Türkistan’da milyonlarca insanı kamplara hapseden aynı terörün Avrupa’daki yansımasıdır!
Ama biz susmadık ve asla boyun eğmeyeceğiz!
Haklı mücadelemiz ve direniş ruhumuz Hollanda devletini uyandırdı. Bugün Dam Meydanı’ndan Hollanda Parlamentosu’na ve Lahey Belediyesi’ne en derin ve gür teşekkürlerimi sunuyorum! Hollanda Parlamentosu bu vahşete sessiz kalmadı ve bu şiddete karşı özel bir önerge (motie) kabul etti. Lahey Belediye Başkanı, Çinli saldırganların bu eylemini “kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve şu kararı verdi: Çin’in bundan sonra Lahey Belediyesi binası içinde hiçbir Yeni Yıl etkinliği yapması kesinlikle yasaklanmıştır!
İşte bu, hakkın ve adaletin, Çin hükümetinin rezil sınır ötesi baskı politikasına karşı kazandığı zaferdir! Bu, Uygurların dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa karşı dimdik durabileceğinin ve dünyayı adalete çağırabileceğinin bir kez daha kanıtıdır!
Değerli anma katılımcıları,
Bugün 4 Haziran kurbanlarını anarken, Çin halkı ve tüm dünya şu gerçeği bilmelidir: Uygurlar bu demokrasi ve özgürlük mücadelesinin ilk meşalesini yakan kahraman bir halktır. Bu meşaleyi diri tutmak için halkımız bugün tüm bir millet olarak soykırıma uğrayarak en ağır bedeli ödemektedir.
Çinli muhaliflerden ve özgürlük sevdalısı tüm insanlardan, Uygurların kendi topraklarındaki özgürlük, bağımsızlık ve insan hakları mücadelesini tanımasını ve sonuna kadar desteklemesini talep ediyoruz. Çünkü Doğu Türkistan özgürleşmeden Çin’e asla demokrasi gelmeyecektir; Uygurlar sömürgeden kurtulmadıkça bu dünyada adalet olmayacaktır!
Pekin’de yükselen ve bugün Hollanda meydanlarında alevlenen “Qozghal!” (Ayağa Kalk!) ruhu zamanı aşarak köle olmayı reddeden her yürekte sonsuza dek yaşayacaktır. Bu özgürlük kıvılcımı daha da gürleşerek Çin diktatörlüğünü yıkacak, Çin halkına özgürlük getirecek ve Çin sömürgesi altında ezilen tüm mazlum milletlerin kurtuluşuna vesile olacaktır: Doğu Türkistan, Tibet, Güney Moğolistan, Kantonya, Guangxi ve Mançurya!
(Bu kısımda gür ve güçlü bir sesle slogan atın:)
Kahrolsun diktatör Çin rejimi!
Kahrolsun işgal ve sömürgecilik!
Doğu Türkistan’a özgürlük!
Tibet’e özgürlük!
Güney Moğolistan’a özgürlük!
Kantonya’ya özgürlük!
Guangxi’ye özgürlük!
Mançurya’ya özgürlük!
Tüm Çin halkına özgürlük!
Teşekkür ederim!
6 Haziran 2026

