Site icon Haber Nida

Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği “2025 İnsan Hakları İhlalleri Endeksi” raporunu tanıttı

Bilkent Üniversitesi’nde düzenlenen panelde, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri 14+1 tematik başlıkta hazırlanan raporla kamuoyuna sunuldu. Uzmanlar ve siyasetçilerin katıldığı programda, sistematik baskı iddiaları ve uluslararası farkındalık çağrıları öne çıktı. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından düzenlenen programda, siyaset dünyasından isimler ve uzmanlar bir araya geldi. Dernek araştırmacısı Zehraanur Ertek, “2025 İnsan Hakları İhlalleri Endeksi”nin hazırlanma sürecini detaylı şekilde anlattı. Çalışmanın Uygurca, İngilizce, Arapça ve Türkçe kaynaklar üzerinden yaklaşık 5 aylık bir süreçte hazırlandığını ve sahadan doğrudan veri almanın zorluğu nedeniyle çapraz doğrulama yöntemi kullanıldığını söyledi.   Raporda yer alan 14+1 tematik başlık ile hak ihlallerinin sistematik olarak sınıflandırıldığını belirtti.   2025 yılı özelinde öne çıkan başlıkların sınır ötesi baskı, Çinleştirme, zorla çalıştırma ve işçi transferi olduğunu aktardı.   Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Adilcan Er, Çin’in Doğu Türkistan politikasını tarihsel bir ideolojik devamlılık olarak değerlendirdi.   Çin merkezli dünya görüşünde farklı etnik kimliklerin uyum adı altında tekleştirilmeye çalışıldığını, bunun ise aslında bir asimilasyon politikası olduğunu söyledi.   Bu yaklaşımın modern dönemde devlet politikası haline geldiğini ve kültürel çeşitliliği tehdit ettiğini ifade etti.  

Doğu Türkistan Raporu: 2025’te İnsan Hakları İhlallerinde Yeni Aşama

Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin hazırlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” raporu, bölgedeki baskı politikalarının yalnızca devam etmekle kalmadığını, aynı zamanda daha sistematik, teknolojik ve kurumsal bir boyuta ulaştığını ortaya koyuyor. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından yayımlanan rapor, 1 Ocak – 31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki ihlalleri 14 ana başlık altında inceleyerek uluslararası kamuoyuna kapsamlı bir veri seti sunuyor. Rapora göre Çin yönetiminin “güvenlik”, “kalkınma” ve “etnik uyum” söylemleriyle meşrulaştırdığı politikalar, sahada temel hak ve özgürlüklerin daraltılması, toplumsal yapının dönüştürülmesi ve Uygur kimliğinin aşındırılması şeklinde karşılık buluyor.

Sistematik ve Çok Katmanlı İhlaller

Raporda öne çıkan en önemli bulgulardan biri, ihlallerin münferit olaylar değil, merkezi olarak planlanan ve süreklilik arz eden bir politika çerçevesinde yürütülmesi. Din özgürlüğünün kısıtlanması, zorla çalıştırma, keyfî tutuklamalar, dijital gözetim, çocuk hakları ihlalleri ve kültürel asimilasyon politikaları bu sistemin temel bileşenleri olarak sıralanıyor. ETHR Başkanı Abdureşid Eminhaci, raporun önsözünde bu ihlallerin yalnızca istatistiksel veri olarak değil, “Doğu Türkistan halkının maruz kaldığı varoluşsal tehdidin somut kanıtları” olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Dijital Gözetim: 21. Yüzyılın Kontrol Mekanizması

Raporda dikkat çeken başlıklardan biri de dijital gözetim sistemlerinin ulaştığı boyut. Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da kurduğu teknolojik altyapı; yüz tanıma sistemleri, biyometrik veri toplama merkezleri ve yapay zekâ destekli analiz mekanizmalarıyla destekleniyor. Integrated Joint Operations Platform (IJOP) adlı sistem aracılığıyla vatandaşların sosyal ilişkileri, hareketleri ve kişisel verileri analiz edilerek “potansiyel tehdit” olarak görülen bireyler tespit ediliyor. Nitekim yalnızca bir haftalık süreçte 15 binden fazla kişinin bu sistem üzerinden gözaltına alındığı bilgisi raporda yer alıyor. Uzmanlara göre bu yapı, Doğu Türkistan’ı “modern bir dijital polis devleti” haline getirirken, teknolojinin güvenlik aracı olmaktan çıkarılarak etnik ve politik kontrol mekanizmasına dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Sansür ve Bilgi Kontrolü

Rapor, Çin’in bilgi akışını kontrol altına alma stratejisine de geniş yer ayırıyor. “Büyük Güvenlik Duvarı” olarak bilinen internet sansür sistemi sayesinde bölgedeki halkın küresel bilgiye erişimi ciddi şekilde sınırlandırılıyor. Yapay zekâ uygulamalarının da sansür mekanizmasına entegre edildiği belirtilirken, bazı sohbet robotlarının Doğu Türkistan’daki ihlallere ilişkin sorulara yanıt vermekten kaçındığı ya da cevapları silerek resmi söylemi yansıttığı ifade ediliyor. Ayrıca sosyal medya platformlarında içeriklerin filtrelenmesi ve propaganda faaliyetlerinin yoğunlaştırılması, bilgi kontrolünün dijital boyutunu güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Çocuklar Hedefte: Nesiller Arası Kopuş

Raporda en çarpıcı bölümlerden biri çocuk hakları ihlallerine ayrılmış durumda. Buna göre yüz binlerce Uygur çocuğu ailelerinden koparılarak devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştiriliyor. Bu okullarda çocukların ana dillerini kullanmaları engellenirken, Mandarin Çincesi zorunlu hale getiriliyor. Aynı zamanda dinî ve kültürel değerlerden uzaklaştırılan çocukların ideolojik eğitimden geçirildiği belirtiliyor. Raporda yer alan verilere göre 2017-2019 yılları arasında yatılı okullara yerleştirilen çocuk sayısı yüzde 76,9 oranında artarak 880 bini aştı. Uzmanlar bu uygulamayı, “kuşaklar arası bağları koparmayı hedefleyen planlı bir asimilasyon politikası” olarak değerlendiriyor.

Keyfî Tutuklamalar ve Kamp Sistemi

Raporda yer alan bir diğer önemli başlık ise keyfî tutuklamalar. Birleşmiş Milletler verilerine göre bölgede 1,8 milyondan fazla Uygur ve diğer Türkî halk mensubu, “mesleki eğitim merkezi” adı verilen kamplarda tutuluyor. Bu kamplarda zorla ideolojik eğitim, ağır gözetim ve çeşitli hak ihlalleri yaşandığı belirtilirken, insanların günlük davranışları nedeniyle dahi tutuklanabildiği ifade ediliyor. Örneğin sakal bırakmak veya telefonunda dinî içerik bulundurmak gibi eylemler dahi gözaltı gerekçesi olabiliyor. Rapora göre bu uygulamalar yalnızca bireyleri değil, tüm toplum üzerinde bir korku ve itaat mekanizması oluşturmayı hedefliyor.

Sınır Ötesi Baskı ve Uluslararası Boyut

Rapor, Çin’in baskı politikalarının yalnızca Doğu Türkistan ile sınırlı kalmadığını, diaspora topluluklarını da hedef aldığını ortaya koyuyor. Yurt dışında yaşayan Uygurların aileleri üzerinden tehdit edildiği, siber saldırılarla izlendikleri ve çeşitli yollarla baskı altına alındıkları belirtiliyor. Ayrıca bazı teknoloji şirketlerinin sağladığı altyapının bu gözetim sistemine katkı sağladığına dair uluslararası hukuk süreçlerinin başlatıldığı da raporda yer alıyor.

Uluslararası Tepki ve Hesap Verebilirlik Sorunu

Raporda, uluslararası toplumun tepkisinin yetersiz kaldığına dikkat çekiliyor. Her ne kadar bazı ülkeler ve kuruluşlar Çin’i kınayan açıklamalar yapsa da, somut yaptırımların sınırlı olduğu vurgulanıyor. Uzmanlar, uluslararası insan hakları hukukunun en ağır ihlallerinden bazılarının yaşandığı bu süreçte hesap verebilirliğin sağlanamamasının, ihlallerin devam etmesine zemin hazırladığını belirtiyor.

Sonuç: Kurumsallaşan Bir Baskı Rejimi

“Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”, bölgede yaşananların geçici güvenlik önlemleri değil, uzun vadeli ve kurumsallaşmış bir baskı rejiminin parçası olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre Çin’in uygulamaları her geçen yıl daha teknolojik, daha kapsamlı ve daha görünmez hale gelirken, ihlallerin uluslararası kamuoyuna aktarılması giderek zorlaşıyor. Bu nedenle rapor, yalnızca bir tespit çalışması değil, aynı zamanda küresel farkındalık ve hesap verebilirlik çağrısı niteliği taşıyor. Uzmanlar, Doğu Türkistan’daki gelişmelerin yakından izlenmesi, bağımsız gözlem mekanizmalarının güçlendirilmesi ve uluslararası hukuk çerçevesinde daha etkin adımlar atılması gerektiği konusunda hemfikir. Raporda ortaya konan bulgular, bölgedeki insan hakları krizinin derinliğini bir kez daha gözler önüne sererken, küresel toplumun bu tablo karşısında nasıl bir tutum alacağı sorusunu da gündemin merkezine taşıyor.
Exit mobile version