DUK tarafından 24 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan basın açıklamasına göre Dolkun İsa, 20 Temmuz’da Uluslararası Din veya İnanç Özgürlüğü Zirvesi kapsamında Kazablanka’da düzenlenen bölgesel din veya inanç özgürlüğü konferansına katılmak üzere Fas’a gitti.
Ancak Kazablanka Havalimanı’nda pasaport kontrolü sırasında durdurulan İsa, ikinci güvenlik incelemesine alındı ve kendisine herhangi bir yeterli gerekçe sunulmaksızın yaklaşık 15 saat boyunca gece boyunca gözaltında tutuldu. Daha sonra Almanya’ya sınır dışı edilen İsa’nın konferansa katılması engellendi.
Giriş yasağı kararı tebliğ edildi
Basın açıklamasında, Dolkun İsa’ya Fas İçişleri Bakanlığı ile Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş resmi bir yazının tebliğ edildiği belirtildi. Belgede, hakkında Fas topraklarına giriş yasağı bulunduğu ifade edildi.
Kurultay, Fas makamlarının söz konusu kararın gerekçesine ilişkin kamuoyuna açık ve tatmin edici bir açıklama yapması gerektiğini vurguladı.
INTERPOL kaydı yıllar önce kaldırılmıştı
Dolkun İsa hakkında Çin hükümetinin girişimleri doğrultusunda 1997 yılında INTERPOL tarafından Kırmızı Bülten çıkarılmıştı. Ancak insan hakları kuruluşları ve hukukçuların uzun yıllar süren çalışmaları sonucunda bu bülten 2018 yılında INTERPOL kayıtlarından silindi.
DUK, buna rağmen eski kaydın etkilerinin sona ermediğini ve İsa’nın uluslararası seyahatlerinde çeşitli engellerle karşılaşmaya devam ettiğini belirtti.
Açıklamaya göre Dolkun İsa bugüne kadar Güney Kore, Hindistan ve Türkiye dahil birçok ülkede vize iptalleri, ülkeye giriş yasağı, sorgulama ve gözaltı gibi uygulamalara maruz kaldı. Ayrıca New York ve Cenevre’deki Birleşmiş Milletler tesislerine, akredite toplantılara katılmak üzere bulunduğu dönemlerde girişine izin verilmediği olaylar da yaşandı.
“Çin’in sınır aşan baskısının bir parçası”
DUK, yaşanan son olayın otoriter yönetimlerin uluslararası polis ve güvenlik mekanizmalarını yurt dışında yaşayan siyasi muhalifler ile insan hakları savunucularını hedef almak amacıyla kullandığını gösteren daha geniş bir eğilimin parçası olduğunu savundu.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Dolkun İsa ise yaşadığı sürecin kendisi açısından büyük hayal kırıklığı yarattığını belirtti.
“Din özgürlüğü konulu bir konferansa katılmak üzere Fas’a hiçbir sorun yaşamadan seyahat edebileceğime inanıyordum; ancak bir kez daha yanıldığım ortaya çıktı. Bu olayın zamanlaması özellikle endişe vericidir; çünkü Çin’in yeni Etnik Birlik Yasası’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca birkaç hafta sonra meydana gelmiştir.”
Yeni Çin yasasına dikkat çekildi
DUK, olayın zamanlamasının Çin’de 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren “Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası” nedeniyle ayrıca önem taşıdığı görüşünü dile getirdi.
Basın açıklamasında, yasanın 63. maddesinin Çin dışında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların “etnik birlik ve ilerlemeyi zayıflatan” ya da “etnik bölünmeye yol açan” faaliyetlerde bulunmaları halinde Çin hukukuna göre sorumlu tutulabileceklerini öngördüğü ifade edildi.
DUK, maddenin muğlak ifadeler içerdiğini ve ülke dışında uygulanabilecek şekilde kaleme alınmasının, Uygur aktivistleri, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve yurt dışındaki sivil toplum kuruluşlarını hedef almak için yeni bir hukuki gerekçe oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Açıklamada, Fas makamlarının doğrudan bu yasa doğrultusunda hareket ettiğine ilişkin kamuoyuna yansımış herhangi bir kanıt bulunmadığı da özellikle vurgulanırken, yaşanan olayın Çin’in siyasi baskı politikalarının uluslararası alana taşınması riskine karşı hükümetlerin daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini gösterdiği ifade edildi.
Uluslararası topluma çağrı
DUK, Fas hükümetinden Dolkun İsa’nın gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinin gerekçesini ayrıntılı biçimde açıklamasını, kararın Çin’den gelen bilgi veya siyasi baskılardan etkilenip etkilenmediğini kamuoyuyla paylaşmasını ve İsa hakkında mevcut olabilecek eski veya siyasi saiklerle oluşturulmuş kayıtların kaldırılmasını talep etti.
DUK ayrıca Almanya, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak olayın Fas makamları nezdinde gündeme getirilmesini ve ulusötesi baskıya maruz kalan Uygur aktivistlerinin daha etkin korunmasını sağlayacak somut tedbirlerin hayata geçirilmesini istedi.
