Yerinde yaşanan bu gelişmeler, çatışmanın doğrudan eksenlerinden uzak yerleşim bölgeleri ve hizmet merkezlerini hedef alan yeni bir tırmanma dalgası içinde sivil halkın yaşadığı trajediyi daha da derinleştirmiştir.
Bu bombardıman ve topçu saldırıları, Cumartesi günü şafak vakti Gazze Şeridi’nde yaşanan kanlı günün ardından gerçekleşti. Ölü sayısı 29 şehide yükselirken, onlarca kişi yaralandı.
İşgalci hava kuvvetleri, şehir merkezindeki “Al-Abbas kavşağı” ve doğudaki “Cebaliye otobüs durağı” bölgesindeki yerleşim binalarına yoğun hava saldırıları düzenledi. Ayrıca, “Şeyh Rıdvan” polis karakolunda korkunç bir katliam gerçekleştirildi ve bu saldırıda 14 kişi şehit oldu. Şehrin batısındaki Al-Nasr Caddesi’nde bir grup vatandaş doğrudan bombardımana maruz kaldı.
Kan dökülmesi Gazze Şehri sınırlarında durmadı, Gazze Şeridi’nin güneyine de yayıldı. İşgalciler, “güvenli bölge” olarak sınıflandırılan “Mevasi Han Yunus” bölgesinde, “Abu Hadaid” ailesine ait bir çadırı bombaladıktan sonra, çoğu çocuk ve kadın olmak üzere yedi kişiyi öldürdü. Bombardıman, keşif uçakları ve savaş helikopterlerinin yoğun uçuşları eşliğinde Al-Bureij ve Al-Maghazi kamplarının doğusundaki bölgeleri de hedef aldı.
Bu felaket niteliğindeki insani koşullar altında, sivil savunma ekipleri bombalanan ve hedef alınan binaların enkazı altında kurbanları aramaya ve kurtarmaya devam ederken, insan hakları örgütleri yoğun nüfuslu bölgelere yönelik bu yoğun bombardımanın sonuçları konusunda uyarıda bulunuyor ve bunu tüm uluslararası sözleşmelerin açık bir ihlali ve sivillerin sığınaklarında ve evlerinde takip edilmesinde ısrar olarak değerlendiriyor.

