Site icon Haber Nida

Kalk Şimon Biz Geldik! – Ercan Çifçi

Ercan Çifçi – Araştırmacı Yazar

Kudüs İslam beldesi. Peygamberler şehri. Hz. Davud ile yükselen, Hz Süleyman ile neşvünema bulan, Hz. İsa ile masum bir saflığa bürünen ve Allah Resulü Habibullah ile ilahi kata yükselişin basamağı
yapılarak zirveleri gören şehir. Mekke ve Medine’den sonra İslam coğrafyasının kalbi, can damarı, hâkimiyet sembolü.

Kudüs müjdelenmiş bir şehirdir. Bu yüzden Hz. Ömer devrinde nasip olur Kudüs’ün İslam toprağı olması. Ardından her elden çıkışında Kudüs, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlar arasında bir bağımsızlık sembolü olarak belirir. Haçlı seferleri düzenlenir, bir müddet Hristiyanların elinde kalır Kudüs. 88 yıl sonra Selahaddin Eyyubi yeniden İslam beldesi haline getirir Kudüs’ü. Ardından Osmanlı ve günümüzde hala İslam beldesi.

Kavga terör örgütleri ile; bölge halkını katleden, onları yaşadıkları yerlerden süren, soykırımcı Siyonist çetelerle, yerleşimci diye anılan sivil görünümlü yağmacılarla. Tüm dava, İslam beldesi Kudüs’ü bu çetelerden ve yağmacılardan temizlemek; zulme asla razı olmadan, zalime hiç merhamet etmeden, “kısasta hayat vardır” emrine sımsıkı sarılarak ve gereken yerde gerekeni yaparak. Çünkü!

ORTADOĞU’DA İSRAİL DİYE BİR DEVLETE YER YOKTUR!

Kudüs İslam coğrafyası için bir coğrafya adı değil bir fikir ve aksiyonun adıdır, izzet ve iffetin nişanesidir. Kudüs, derinliğine insan, genişliğine cemiyet davası güden Müslümanların rüyalarını süsleyen “ziyaret mekânı” değil, canlar alınacak, servetler harcanacak ve hali hazırda “şimdi, hemen
istenen” uğruna şehit olunacak bir gayenin ete kemiğe bürünmüş halidir. Kudüs, dünün ve yarının değil şimdinin davasıdır. Şimdi tükenmek bilmeyen bir zamandır. Müslüman yaşadığı anın hakkını verendir. Kudüs; çetecilerin, teröristlerin, ayyaşların, yağmacıların saldırısına uğramış bir İslam
toprağıdır. Osmanlı diyarı, Filistin eyaletidir. Başka bir devlet yahut iktidar söz konusu değildir.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesi ile “Ortadoğu’da İsrail diye bir devlete yer yoktur.” Bu uğurda fikirse fikir kavgaysa kavga; kılıç çekilecek yerde kılıçtan uzak durmayı ihanet, kalem çekilecek yerde ise kılıç çekmeyi zulüm biliriz.

FİTNE VE FESATIN KAYNAĞI YALNIZ O!

Siyonist Yahudi soykırım ustası bir katil ve adi bir propagandisttir. O her çeşit katliamı dünyanın gözünün içine baka baka gerçekleştirir, şehirleri yağmalar, insanları yurtlarından yuvalarından eder ve bunu afişe etmekten, kamuoyu denilen genel kitleye açık açık ben yaptım diyerek anlatmaktan
çekinmez. O sadece insan bedenini değil kitle zihnini de tahrip eder, enformatik bombardımana tabi tutarak barbarlığını bir güç ve iktidar haline getirir. O, tam bir fitne ve fesat ustası, dünya tarihinin en zelil ve rezili örgütüdür.

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle; “Önce öz peygamberine ihanet eden, tevhid bayraktarı Resul (Tûr-u Sinâ) ya çıkınca altundan bir buzağı yapıp ona tapmaya başlayan ve peygamber lanetine uğrayan, o…
İçinden yetişmiş ve yeni ölçülerle gelmiş İsâ Peygamberi dinsizlikle suçlayan, Romalı’lara
gammazlayan ve Romalı askerlere kimin tutulacağını göstermek için, havarîler meclisinde onu yanağından öpmeye kadar alçalan (Yuda Şem’un) o… İslâmda münafıklığı mayalandıran, bütün bâtıl
mezhepleri kuran, besleyen ve Kur’an’da Allah’ın lânetine hedef olan, o… Türk vatanının en habis fesad ve hıyanet merkezi Selânikten kalkarak gûya İslâmı kabul etmiş bir kafile halinde (dönmeler) Edirne ve İstanbul’a gelen ve bizi yahudi hüviyetiyle törpüleyişini bir de müslüman sıfatına bürülü
olarak tecrübeye kalkan (Sabatay Sevi), o
…”

YA MUNTAKİYM ALLAH!

Tarih 15 Temmuz 1099. Kudüs Haçlıların işgali altında. Evlerde, camilerde, yollarda bulunan herkesi kılıçtan geçirilmiş durumda. Sokaklar atların dizlerine kadar kan gölü. Şehir yağmalanmış, genç kadınlar, kızlar tecavüze uğramış, hamile kadınların karınları deşilmiş. Haçlı kafası kendi dindaşına
bile zalim. Doğu kilisesi adetlerine göre ayin yapan bütün papazlar aforoz edildi ve Hıristiyanlığın kutsal eşyaları zorla papazlardan alındı. İnsanların zor durumda sığındıkları kutsal mekânlar bile yağmalandı. Mescid-i Aksa’daki değerli eşyalar çalındı ve kral sarayı haline getirildi.

29 Ekim 1948’de Siyonist teröristler Safsaf köyüne saldırı düzenledi ve en az 70 kişiyi öldürdü. Aynı gün El-Halil’deki Davayima Köyü’nde ise aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu 80 Filistinli
öldürüldü. Birkaç yıl sonra terör örgütü elebaşısı Ariel Şaron emrinde Batı Şeria’daki Kibya Köyü’ne baskın yapıldı ve 67 kişi katledildi. 1968 yılında terör örgütü İsrail, uçaklarla 15’ten fazla Filistin köyüne havadan napalm bombası yağdırdı ve binlerce insan feci şekilde can verdi. Aynı terör örgütü 19 Şubat 1973’te Libya Havayolları’na ait bir uçağı düşürdü ve 107 yolcu ve mürettebatı daha ne olduğunu anlayamadan can verdi. 1970 yılında Mısır’daki Sha’a eyaletinde bir okulu bombaladı, 46 çocuk öldü. 1971’de Suriye’deki sivil yerleşim yerlerine gerçekleştirdir bombardımanda ise en az 200
kişi yaşamını yitirdi. 1982’de Ariel Şaron’un komutanlığında Sabra ve Şatilla’da tarihin en korkunç katliamlarından biri gerçekleşti. Bu saldırıda katledilen 991 kişiden 328’inin dışında hiç kimsenin kimliği tespit edilemedi.

Tarihin en büyük katliamlarından birini Siyonist terör örgütü İsrail 2002 yılında Cenin’de işledi. Cenin’deki mülteci kampına zırhlı birliklerle saldıran terör örgütü İsrail 1300’den fazla sivili katletti. Kana ve sivil katliamına doymayan terör örgütü 2006’da bir ay boyunca Lübnan’ı bombaladı. Savaşta
binlerce sivil ölürken Beyrut tanınamaz hale geldi. 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırıda bulunan siyonist terör örgütü İsrail, yardım ve barış gönüllüsü en az 9 kişiyi şehit etri. Hülasa terör örgütü İsrail’in tarihi katliamlar, yağmalar ve tecavüzler tarihidir.

Ya Muntakiym Allah bizi intikamına memur et!..

BUNA MEMUR, BUNA MECBURUZ!

Kubbetü’s Sahra inşa edilir. Halife bu iş için o dönem haraç ödemek üzere fetih topraklarına dâhil edilen Mısır’ın haracı ayırmıştır. İslam sanatının bütün özellikleri içinde görülen bu binanın yapımı sonrasında fazladan yüzbin dinar kalır ve Halife bunu binanın mimarı ve inşacısı iki mühendise teklif eder. Fakat bu iki mühendis bu parayı kabul etmez. Halife bu altun paraları eriterek kaplatır. Bu mühendisin şuurunu kuşanmak, bu Halife’nin ahlakı ile ahlaklanmak; buna memur buna mecburuz.

İkinci Abdülhamîd devri. İslâm dünyasının merkez noktalarından birinde, Filistin’de, küçük bir toprak parçası isteyen ve buna karşılık Osmanlı’nın bütün dış borçlarını (Düyun-u Umumiye) ödemek teklifinde bulunan Yahudi’nin bu teklifini elinin tersiyle iten, yaşadığı zaman diliminde yahudiyi o
bölgeden hep uzak tutan Ulu Hakan II. Abdulhamid feraseti ve cesareti, buna memur buna mecburuz.

Yıllar önce gazetecilerin, İsrail’in o günkü başbakanı Şimon Peres’e “Kur’an-ı Kerim, sizin devletinizin yıkılacağından haber veriyor.” diye hatırlattıklarında, Peres şu cevabı veriyor; “Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, düşünürüz.” Terör örgütü elebaşısının bu rahatlığı ibretlik bir vesika halinde bize “Kur’an Müslümanı olmanın niçinini ve nasılını” şahsımızda göstermemizi ve şunları şuurlaştırmamızı ihtar ediyor: “Kalk Şimon biz geldik! Biz, Selahaddin’in torunları, Fatih Sultan Mehmed’in torunları, Sultan Abdulhamid’in torunları. Kalk, bak! Biz geldik, Muhammed Ümmeti geldi, o korktuğun Pazarlıksız Allah ve Resulü diyen Müslümanlar geldi.

Kalk Şimon biz geldik!.

Exit mobile version