Ercan Çifci – Araştırmacı-yazar (*)
21.yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel nizamın taşıyıcı kolonları çökmektedir. Kendisini “dünyanın jandarması” ilan eden ABD, iç toplumsal kırılmalar, ekonomik tıkanmışlıklar ve kurumsal çürümeyle kendi içine doğru bükülmektedir. Anglo-Sakson ekseninin ana karası İngiltere ve iç çekişmelerle felç olan Avrupa Birliği, artık küresel siyasete yön veren kurucu aktörler olmaktan çıkıp, krizleri sadece seyreden pasif gözlemcilere dönüşmüştür. Batı hegemonyasının açtığı bu muazzam stratejik boşluk, Avrasya derinliklerinde Çin’in ekonomik yayılmacılığı ve Rusya’nın askeri-jeopolitik hamleleriyle hızla doldurulmaktadır. Dünya, iki kutuplu veya tek kutuplu ezberlerin ötesinde, çok merkezli ve her an çatışmaya gebe yeni bir fetret devrine adım atmıştır.
ORTADOĞU’DAKİ İKİZ TEHDİT – SİYONİST İŞGAL VE MEZHEPÇİLİK FİTNESİ
Küresel sistemin bu büyük dönüşüm yaşadığı sırada, suni sınırlarla bölünmüş olan İslam coğrafyası iki büyük kıskacın arasında ezilmektedir. Madalyonun ilk yüzünde, Batı’nın bölgedeki ileri karakolu işlevini gören ve kurulduğu günden beri terör, işgal ve asimilasyonla topraklarını genişleten Siyonist İsrail rejimi yer almaktadır. Madalyonun diğer yüzünde ise, İslam’ın evrensel mesajını perdeleyerek bölgede mezhepçilik fitnesini körükleyen, vekâlet savaşlarıyla İslam şehirlerini istikrarsızlaştıran İran bulunmaktadır.
Görünürdeki tüm retorik çatışmalara rağmen, bu iki yapı da Batı emperyalizminin bölgedeki varlığını meşrulaştıran ve kalıcı kılan “ikiz kaldıraçlar” olarak işlev görmektedir. Müslümanları parçalı tutmak, enerjilerini iç savaşlarda tüketmek ve sömürü düzenini sürdürmek için tasarlanan bu şer ekseni, bölge halklarının geleceğini ipotek altına almaktadır.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK İLMEKLERİ
Türkiye, bu karanlık kuşatmayı parçalamak adına son yıllarda oyun kurucu bir akılla hareket etmektedir. Somali’den Sudan’a, Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki terör koridorlarının parçalanmasından Pakistan ile kurulan derin askeri ortaklıklara kadar uzanan hamleler, tesadüfi adımlar değildir. Bu geniş güvenlik ve iş birliği kuşağına, bölgenin ve İslam dünyasının en kritik aktörlerinden biri olan Suudi Arabistan’ın da eklemlenmesiyle süreç tarihi bir eşiğe ulaşmıştır.
Bu stratejik iradenin somutlaştığı Mekke Antlaşması, sadece bürokratik bir diplomatik metin veya geçici bir konjonktürel uzlaşı değildir. Aksine, yaklaşmakta olan büyük küresel altüst oluşlara karşı İslam dünyasının kendi göbeğini kesme iradesidir. Ankara ile Riyad’ın askeri, lojistik ve siyasi imkânlarını birleştirmesi, coğrafyamız üzerinde harita çizen tüm küresel başkentlerin hesaplarını altüst etmiştir. Bu antlaşmadan en çok rahatsız olanların İsrail, İran, terör örgütü uzantıları ve onların yerli işbirlikçileri olması, hamlenin doğruluğunun en somut nişanesidir.
MEKANİK İTTİFAKTAN FİKRİ İNKILABA DOĞRU
Mekke Antlaşması yönü, hedefi ve kapsama alanı itibarıyla son derece rasyonel ve elzem bir adımdır. Ancak, tarihteki tüm askeri ve siyasi ittifaklar göstermiştir ki; sadece orduların, paranın ve diplomasinin gücüyle kurulan yapılar uzun ömürlü olamaz. Bugün üç-beş ülkenin öncülüğünde atılan bu devasa adımın, yarın tüm İslam âlemine dalga dalga yayılması ve kalıcı bir zafere dönüşmesi için bu mekanik ortaklığa acilen bir ruh üflenmelidir.
Bu ittifak, arkasına güçlü bir dini, ilmi, siyasi ve kültürel inkılap bilincini almalıdır. İslam dünyası, kendi eğitim sistemini, ortak pazarını, teknolojik altyapısını ve fikri derinliğini bu antlaşma vesilesiyle sağlıklı bir dünya görüşü üzerine inşa etmek zorundadır. Eksiklikleri, gedikleri ve tamamlanması gereken yönleri elbette vardır; ancak istikamet kesinlikle doğrudur. Mekke Antlaşması, sömürgeci Batı nizamının çöküş döneminde, adalet ve barış üzerine kurulu yeni bir dünyanın Müslümanlar eliyle inşa edilebileceğinin en güçlü işaretidir.
(*) Sayın Ercan Çifci’nin sosyal medya hesabından alınmıştır…
