Site icon Haber Nida

Soykırımcı Çin’in “İslâm’ı Çinlileştirme” adı altında işlediği cinayetler

Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da işlediği vahşetlerden biri, çeşitli medya organlarında geniş çapta bahsedilen “Sincan’da İslam’ın Çinlileştirilmesi” dir. Özellikle Uygur bölgesinde slogan altında binlerce İslami bina ve kültürel alanın yıkılması, milyonlarca Uygur’un İslam’la her türlü teması nedeniyle kamplarda ve hapishanelerde tutulması ve Doğu Türkistan topraklarındaki katliam her zaman en önemlilerinden biri olmuştur. Ancak, bu alandaki son gelişmeler insanların hayal gücünü çoktan aştı.

“İslam’ın Çinlileşmesi Pekin tarafından yönetiliyor

Çin Haber Ağı’nın 31 Temmuz’da yayınladığı bir habere göre, önceki gün Urumçi’de “Sincan‘da İslam’ın Çinlileşmesine Nasıl Uyulacağı” konulu bir seminer düzenlendi. Pekin’deki “Merkezi Sosyalizm Enstitüsü” ve Uygur Özerk Bölgesi Parti Komitesi Birleşik Bölümü tarafından düzenlenen toplantı, bunun Çin merkezi hükümeti tarafından düzenlenen doğrudan bir siyasi etkinlik olduğunu da gösterdi. Daha da önemlisi, toplantıda, Çin İslam Birliği Başkanı ve Uygur Özerk Bölgesi İslam Birliği Başkanı Abdurakib Tuminiyaz liderliğindeki bir dizi sözde İslami “alim”, “İslam’ın Çinlileştirilmesi” ve “Sincan‘ı kültür yoluyla yapmak”, “Beslenme” ve “Çin özelliklerine sahip İslami bir okul sistemi kurmak”, böylece “Çin ulusunun büyük gençleşmesine ve bir Kuşak ve Yol’un inşasına katkıda bulunmak” için kesin bir söz verdi.

Çin hükümetinin “İslam’ın Çinlileştirilmesi” sloganı ilk olarak 18 Ekim 2017’de Çin Komünist Partisi’nin 19. Kongresi sırasında Şi Cinping tarafından ortaya atıldı. Şi Cinping, toplantıda “dinin Çinlileştirilmesi” konusunda ayrıntılı bilgi vermese de, uygulama bunun böyle olmadığını kanıtladı. Nitekim, büyük proje resmi olarak 5 Ocak 2019’da “Beş Yıllık Plan” şeklinde başlatıldı ve Çin hükümetinin gazetesi Global Times’ta yayınlandı. Ancak Uygur bölgesinde İslam’ı hedef alan İslam inancını zayıflatma ve İslami varlığı bastırma kampanyasının şimdiden farklı bir ölçekte başladığı biliniyor. Özellikle kamplarda tutulan binlerce, onbinlerce Uygur’un IŞİD’le bağlantılı oldukları için değil, ibadet etmek, din öğrenmek, evde Kur’an-ı Kerim tutmak gibi dini faaliyetler nedeniyle kaçırıldığı çeşitli kaynaklardan biliniyordu. Malezya’daki Uluslararası İslam Üniversitesi’nde profesör olan Osman Bakar, Çin hükümetinin İslam’ı “Çinlileştirme” çabalarının öncelikle siyasi, ardından kültürel faktörler olduğuna inanıyor. Çünkü onların anlayışına göre Uygur bölgesindeki tüm direniş hareketlerinin kaynağı İslam’dır. Mao Zedong’un ölümünden sonra İslam’ın yeniden dirilişi, esasen Çin Komünist Partisi için yeni güvenlik tehditleri oluşturdu.

Çin Komünist Partisi, başlangıcından beri ateist doğasını ilan etmiştir ve bu standarda göre Çin Komünist Partisi, İslami inanç dahil hiçbir dini inancı tanımamaktadır. İslam da Kuran’a dayalı temel ilkelere göre işler, herhangi bir şahsın veya herhangi bir tarafın iradesine bağlı değildir. Tam da bu bağımsızlık faktörlerinin Çin Komünist Partisinin “kontrolü” altında olmaması nedeniyle “İslam’ın Çinlileştirilmesi” rüzgarı Uygur bölgesinden Ningxia ve Yunnan vilayetlerine yayıldı. İngiltere’deki Manchester Üniversitesi’nde profesör olan David Stroup, 4FA’ya verdiği bir röportajda, “Bu aslında doğrudan Şi Cinping tarafından emredilen bir ‘güvenlik’ önlemidir.” dedi.

2019’da Çin hükümeti, Çin İslam Toplumu adına İslam’ın Çinlileşmesi için beş yıllık bir plan duyurdu. Amaçlardan biri, Komünist Çin devletinde İslam üzerinde kontrol kurmaktır. Doğu Türkistan’da İslam’ın Çinlileştirilmesi, aslında bu tür dinlerin ve Çinli olmayan etnik grupların Çin çapında Çinlileştirilmesi bağlamında gerçekleşti. Yani bu, Çin Komünist Partisinin her şeye hükmetme dürtüsüdür. Bu nedenle, bunun bir din değiştirme değil, yalnızca dini inançların sosyalist bir topluma uyarlanması olduğunda ısrar ediyorlar. Ama bu sadece bir bahane. Nihai hedefleri, Komünist Partinin her şeye hakim olmasını sağlamaktır. Çünkü onların anlayışına göre, kontrolleri dışındaki şeyler her zaman Komünist Partinin varlığına yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Bu nedenle Çin Komünist Partisi, İslam’ı yorumlama hakkının kendi elinde olması gerektiğini, neyin doğru neyin yanlış olduğunu Komünist Parti’nin belirlemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Çin hükümetinin şu anda “İslam’ın Çinlileştirilmesi” alanında bahsettiği faktörlerden biri “dini sosyalizm için işlemek” ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “ideoloji alanında çalışmakta iyi olmalıyız ve Sincan‘ın beslenmesini kültür yoluyla güçlendirmeliyiz.” Bunda da kültür ve siyaseti birleştirmek istediler ve İslam’ın kendi siyasi amaçları için kullanılmasından açıkça bahsettiler. Bu noktada Viyana Üniversitesi’nden Profesör Khaled A. Beydoun, dinleri bu şekilde birleştirme çabalarının akıl dışı olduğuna dikkat çekiyor:

 “Burada kilit faktör, Çin’in komünist bir ülke olması ve ateizmi teşvik etmesi. Şimdi yine Çin ulusunun üstün bir ırk olduğu hayalini kuruyorlar. Bu yüzden İslam’ı Çin kültürüne, Çin ideolojisine ve Çin milletine uyacak şekilde değiştirmeye çalışıyorlar. Bu onların ölümcül hatası. Çünkü İslam sosyalizmle, komünizmle asla bağdaşmaz, bağdaşamaz. Doğu Türkistan’da ya da Sincan bölgesinde yaşananlar bence tam olarak bunu bize gösteriyor. “İslam birçok alanda komünizm ve sosyalizmle bağdaşmadığı için, şimdi Müslüman toplumun karşı karşıya olduğu çeşitli baskılar da dahil olmak üzere din adına reform ve dönüşüm eylemleri görüyoruz.”

Çin hükümetinin mevcut “İslam’ı Çinlileştirme” hareketi Uygur bölgesinde farklı bir biçim alırken, son dönemde bu alanda “İslam ile Konfüçyüsçülüğü birleştirme” girişiminin devreye girmesi dikkat çekiyor.

Kaynak: RFA

Exit mobile version