Site icon Haber Nida

Soykırımcı siyonistlere dokun(a)mayan Türkiye, Filistinli Esra’ya 5 yıl hapis

Gazze’de soykırıma katılıp, çocukları ve kadınları öldüren siyonist katiller elini kolunu sallayarak gezerken, ülkesinde gerçekleşen soykırımı protesto eden Filistinli genç kız hapis cezası aldı. Filistinli Esraa Muhammed Avad Aljamal hakkında verilen karar, yalnızca bir yargı süreci değil; ifade özgürlüğü, orantılı ceza ve hukuk devleti ilkeleri açısından da tartışmaları büyüttü.

7 aylık tutukluluk, 5 yıl hapis kararı

İstanbul’da ABD Başkonsolosluğu çevresinde Gazze’ye yönelik saldırıları protesto ettiği gerekçesiyle tutuklanan genç kadın, yaklaşık 7 ay cezaevinde kaldı. Mahkeme, “mala zarar verme” ve “tehlikeli madde bulundurma” suçlarından toplam 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararıyla tahliyesine hükmedildi. Dosyaya göre olayın temelinde, konsolosluk bahçesinde küçük bir alanın yakılması iddiası bulunuyor.

Orantısızlık tartışması

Hukukçular ve insan hakları savunucuları açısından en kritik soru şu: Bu eylem, bu ölçüde ağır bir yargı sürecini hak ediyor muydu? 7 ay tutuklu yargılama, Türkiye’de sıkça eleştirilen “tutukluluğun cezaya dönüşmesi” tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Verilen cezanın ağırlığı ile eylemin niteliği arasındaki denge sorgulanıyor. HAGB kararı, bir yandan tahliye sağlarken diğer yandan “suç sabit ama ertelendi” şeklinde bir ara formül olarak eleştiriliyor.

Aileye yönelik işlemler daha büyük soru işareti

Davanın en çarpıcı boyutlarından biri ise sanığın ailesine yönelik uygulamalar oldu. İddialara göre olayla ilgisi bulunmayan anne, baba ve kardeş gözaltına alındı ve ardından sınır dışı edildi. Bu durum, “cezaların şahsiliği” ilkesinin ihlal edilip edilmediği sorusunu gündeme taşıdı. Hukuk sistemlerinde temel kabul gören bu ilke, bir kişinin eyleminden dolayı yakınlarının cezalandırılamayacağını açıkça ortaya koyar.

Siyasi bağlamdan bağımsız mı?

Dosyanın merkezinde Gazze protestosu olması, kararın siyasi bağlamdan tamamen bağımsız değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Avukatların açıklamalarında, sürecin “siyasi saiklerle büyütüldüğü” iddiası dikkat çekiyor.
Exit mobile version