O dönemde yaklaşık 20.000 Uygur öğrencisi, eğitim ve istihdamda eşitsizlik, zorla kısırlaştırma politikaları, Lop Nor bölgesindeki atmosferik nükleer testlerin oluşturduğu yıkım ve Çin anakarasından Doğu Türkistan’a mahkûm gönderilmesine karşı sokağa çıktı. Öğrenciler, bu ayrımcı ve adaletsiz politikaların durdurulmasını talep etti.
1964 ile 1996 yılları arasında Çin, Uygur bölgesindeki Lop Nur’da 45 nükleer silah denemesi gerçekleştirerek, yaklaşık 100.000 km²’lik çöl alanını dünyanın en büyük nükleer test sahasına dönüştürdü. Yetkililer, bu bölgenin “çorak ve izole, kalıcı yerleşimcilerin bulunmadığı” bir yer olduğunu iddia ederek, yüzyıllardır burada yaşayan Uygur çobanlarını ve çiftçilerini kasıtlı ve bilinçli olarak görmezden geldi. Testler toprak ve suyu zehirledi, ciddi sağlık sorunlarına yol açtı ve Uygur topluluklarında kalıcı hasarlar bıraktı. Çinli yetkililer öğrenci temsilcileriyle görüşmeyi kabul etseler de, daha sonra hareketin liderlerini sorguladılar ve cezalandırdılar. Ruşen Abbas da 1988’de Sincan Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra örgütsel rolünden dolayı misillemeye maruz kaldı ve bunu Unbroken: One Uyghur’s Fight for Freedom (Kırılmaz Ruh: Bir Uygur’un Özgürlük Mücadelesi) adlı kitabında ayrıntılı olarak anlattı. Bu baskıya rağmen, protestolar Doğu Türkistan’da öğrencilerin daha fazla harekete geçmesine ilham verdi ve demokratik gençlik hareketlerinin şekillenmesine yardımcı oldu.
Uygur Hareketinin Kurucusu ve İcra Direktörü Ruşen Abbas, o dönemde hareketin organizasyonunda aktif rol almıştı. 40. yıldönümü anma etkinliğinde Abbas, hem 1985 hareketinin cesaretini hatırlattı hem de bugünkü durumla bağ kurdu. Abbas, “Kırk yıl önce, onur ve eşitlik talep eden seslerimiz, Doğu Türkistan’da komünist yönetimin 35 yıllık sömürüsü sonrası ilk demokratik harekete dönüştü. Bugün ise halkımız etkin bir soykırım tehdidiyle karşı karşıya” dedi ve uluslararası toplumu Pekin’i hesap vermeye çağırdı.
Açıklamada ayrıca, 1985 hareketinin Doğu Türkistan’daki daha sonraki demokrasi mücadelelerini şekillendirdiği vurgulandı. Kırk yıl sonra, Doğu Türkistan’daki koşullar keskin bir şekilde kötüleşti. Çin’in suçları, bağımsız bir mahkeme, BM ve Amerika Birleşik Devletleri dahil birçok ülke tarafından soykırım ve insanlığa karşı suç olarak kabul edilmektedir. Suistimalin kanıtları artmaya devam etmektedir. Yetkililer, Uygurlara toplamda 4,4 milyondan fazla yıl hapis cezası vermiş ve sadece 2023 yılında 3,2 milyon zorla çalıştırma transferi gerçekleştirmiştir. Yüzlerce Uygur köyünün adı değiştirildi ve araştırmacılar, 2017’den bu yana 16.000’den fazla caminin yıkıldığını veya hasar gördüğünü tahmin ediyor. Uygurların en yoğun yaşadığı bazı bölgelerde Uygurların doğum oranı yüzde sıfıra düştü, bu da Cenevre Sözleşmesi’nin soykırım tanımına göre bir soykırım eylemidir. Çin hükümeti, “Uygur kadınları artık bebek yapma makineleri değil” diyerek bu çabaları kutladı. Bu eylemler, 1985’teki öğrencilerin karşı çıktığı politikaların aynısını yansıtıyor ve şimdi Pekin’in Uygurlara karşı işlediği insanlık suçu ve soykırım olarak çok daha geniş bir ölçekte uygulanıyor.

