Uygurlar, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’ın kadim Türk halkıdır. 1949 yılında Çin’in kurulmasıyla birlikte, bu bölge merkezi yönetim tarafından denetim altına alınan stratejik bir bölge haline gelmiştir. Mao dönemiyle birlikte “Otonom Bölge” statüsü verilmiş olsa da, vaktiyle vaat edilen kültürel ve siyasal özerkliğin yerini asimilasyon politikaları almıştır.
Zorla Yerleştirme, Toplama Kampları ve Nüfus Kontrolü
2017 yılından bu yana, ÇKP yönetimi 1–2 milyon Uyguru toplama veya “yeniden eğitim” kamplarında gözaltında tutmuştur. Bu kamplarda dinî ibadet yasaklanmakta, Uygurca konuşmak cezalandırılmakta, tutuklular kültürel kimliklerinden mahrum bırakılmaktadır.
Kamplardaki şiddet, elektrik verilmesi, dayak, aç bırakılma, cinsel istismar gibi insanlık dışı uygulamalara ilişkin çok sayıda tanık ifadesi mevcuttur. Çocuklar ailelerinden ayrılarak devlet kurumlarına yerleştiriliyor, bu da kültürel asimilasyonun en uç örneklerinden biri olarak görülüyor.
Öte yandan, Çin yönetiminin nüfus kontrol politikaları da dikkat çekici düzeyde baskıcıdır. Uygur nüfusunun doğurganlığını azaltmayı amaçlayan zorunlu doğum kontrol yöntemleri, kısırlaştırmalar ve diğer uygulamalar rapor edilmektedir.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Tartışmalar
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin 2022 tarihli değerlendirmesi, Doğu Türkistan’daki uygulamaların “insanlığa karşı suçlar” niteliği taşıdığı uyarısını yapmıştır. Ancak rapor, açıkça “soykırım” teşkil ettiği tanımını kullanmaktan kaçınmıştır.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise 19 Ocak 2021’de Uygur halkına yönelik muamelenin “soykırım” niteliği taşıdığını ilan etmiştir. Kanada’da parlamentonun alt komitesi de olayları soykırım olarak tanımlamış ve hükümete müdahale çağrısında bulunmuştur.
Birleşik Krallık’ta ise bağımsız bir “Halk Mahkemesi” olan Uyghur Tribunal, Çin hükümetinin Uygurlara karşı soykırım işlediği sonucuna varmıştır.
Asıl Talep: Susmamak, Eyleme Geçmek
ETNM’nin mitingi, sadece bir sembol değil; dünya genelinde bir “uyandırma hareketi” olarak görülüyor. Önemli kısmı diasporada yaşayan Uygurlar, dünya kamuoyunun ve devletlerin konuya sürekli dikkat çekmesini istiyor.
Hak savunucuları, ülkelerden Çin’e baskı uygulamasını, Doğu Türkistan’a bağımsız gözlemci girişini sağlamasını, zorunlu çalıştırılan ürünlerin küresel tedarik zincirinden çıkarılmasını ve Çin yetkililerine karşı yaptırımlar uygulanmasını talep ediyor.
Uluslararası toplumun çekimser tavrı eleştirilirken; sessiz kalmanın, bu suistimallerin normalleşmesine katkı sağlayacağı vurgulanıyor. Özellikle BM üyesi devletlerin soykırım konusundaki yükümlülüklerini hatırlamak üzere harekete geçmeleri bekleniyor.

