Özellikle Başkurdistan, Tataristan, Tuva ve Buryatya gibi Türk ve diğer yerli halkların yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki kayıp oranları, ülkenin Slav nüfusun ağırlıkta olduğu büyük metropollerine kıyasla dikkat çekici seviyelere ulaştı.
Slav metropolleri savaşın dışında mı tutuluyor?
Verilere göre yaklaşık 12 milyon nüfuslu Moskova’da savaşta doğrulanan asker ölümü 482 olarak kaydedildi. Yaklaşık 5 milyon nüfuslu St. Petersburg’da ise bu sayı 480 oldu.
Buna karşılık yaklaşık 4 milyon nüfuslu Başkurdistan Cumhuriyeti’nde doğrulanan asker ölümü 9 bin 886’ya ulaştı. Benzer nüfusa sahip Tataristan Cumhuriyeti’nde ise 8 bin 230 asker hayatını kaybetti.
Nüfus büyüklüğü ile kayıp sayıları karşılaştırıldığında, savaşın yükünün Rusya’nın siyasi ve ekonomik merkezlerinden ziyade etnik cumhuriyetlerde yoğunlaştığı görülüyor. Bu tablo, Kremlin’in askere alım stratejisinin bölgesel ve etnik dağılımı konusunda yeni soruları gündeme taşıyor.
En yüksek ölüm oranları Türk cumhuriyetlerinde
Kişi başına düşen asker ölümlerinde ise tablo daha da çarpıcı.
Her 100 bin kişiye düşen doğrulanmış asker ölümü bakımından Tuva Cumhuriyeti 476 ile ilk sırada yer alıyor. Onu Buryatya 400, Zabaykalskiy Krayı 362 ve Altay Cumhuriyeti 316 ölüm oranıyla takip ediyor.
Rusya ortalamasıyla karşılaştırıldığında Buryatya’daki ölüm oranı yaklaşık üç katına ulaşırken, Zabaykalskiy Krayı’nda 2,48 kat, Başkurdistan’da 1,74 kat ve Tataristan’da ise 1,68 kat daha yüksek seviyede bulunuyor.
Bu bölgelerin önemli bir kısmı Türk halklarının ya da Rusya’nın yerli etnik topluluklarının yoğun olarak yaşadığı cumhuriyetler arasında yer alıyor.
Demografik etkiler tartışılıyor
Uzmanlar, savaşlarda en fazla kaybın genellikle askerlik çağındaki genç erkek nüfus arasında yaşandığına dikkat çekiyor. Bu durum, özellikle nüfusu sınırlı olan etnik cumhuriyetlerde uzun vadeli demografik sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Üreme çağındaki genç nüfusun yoğun şekilde cepheye gönderilmesi; doğurganlık oranları, iş gücü, aile yapısı ve nüfusun gelecekteki yaş dağılımı üzerinde kalıcı etkiler bırakabilecek riskler taşıyor. Bu nedenle bazı araştırmacılar, savaşın etnik azınlıklar üzerindeki demografik etkilerinin ayrıca incelenmesi gerektiğini savunuyor.
“Türk soykırımı” iddiası gündemde
Ortaya çıkan veriler, bazı yorumcular tarafından Rusya’nın savaş yükünü bilinçli biçimde etnik cumhuriyetlere yönlendirdiği ve bunun uzun vadede Türk halklarının nüfusunu zayıflatabilecek sonuçlar doğurduğu yönünde değerlendiriliyor.
Buna karşılık, bu durumun uluslararası hukuk açısından “soykırım” olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir etnik grubu tamamen ya da kısmen yok etme kastının somut delillerle ortaya konulması gerekiyor. Mevcut kayıp verileri, etnik cumhuriyetlerin savaşta orantısız biçimde ağır bedel ödediğini gösterse de, bunun hukuki anlamda soykırım teşkil ettiğine ilişkin bağımsız ve kesinleşmiş bir uluslararası yargı kararı bulunmuyor.
Bununla birlikte savaşın bölgesel kayıp haritası, Rusya Federasyonu’ndaki etnik azınlıkların çatışmanın en ağır yükünü taşıdığı yönündeki tartışmaları güçlendirirken, Kremlin’in askere alım politikalarının etnik ve demografik sonuçları önümüzdeki dönemde de uluslararası kamuoyunda tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.





















