Uluslararası sivil toplum kuruluşu CIVICUS’a konuşan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) muhabiri ve Uygur gazeteci Gülçehre Hoca, yeni düzenlemenin “Çinli olmanın yalnızca tek bir kabul edilebilir biçimini dayattığını” belirterek, bunun kültürel çeşitliliği değil, devletin belirlediği ortak kimliği esas aldığını ifade etti.
“Kültür ve Dil Hak Değil, Kontrol Edilecek Unsur Haline Geliyor”
Hoca’ya göre yasa, yalnızca devlet kurumlarını değil, toplumun tamamını tek bir ulusal kimlik oluşturma hedefi doğrultusunda hareket etmeye zorluyor. Mandarin Çincesine eğitim ve kamu yönetiminde öncelik tanınırken, farklı etnik toplulukların dil, kültür ve dini değerleri ise korunması gereken haklar yerine devlet tarafından yönetilecek alanlar olarak görülüyor.
İnsan hakları savunucuları, son yıllarda Uygurca eğitim veren okulların kapatılması, camilerin yıkılması, çok sayıda akademisyen ve kanaat önderinin tutuklanması ile milyonlarca Uygur ve diğer Türk kökenli toplulukların gözaltı kamplarına gönderilmesine yönelik uygulamaların bu yasayla hukuki zemine oturtulduğunu savunuyor.
“Anayasadaki Haklarla Uygulamalar Arasında Büyük Uçurum Var”
Çin Anayasası’nın 4. maddesi etnik grupların kendi dillerini kullanma ve kültürlerini koruma hakkını güvence altına almasına rağmen, uygulamada bunun karşılığının bulunmadığı öne sürülüyor.
Doğu Türkistan olarak da bilinen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden olduğunu belirten Gülçehre Hoca, bölgenin resmi olarak “özerk” kabul edilmesine rağmen gerçek anlamda yerel siyasi katılım, kültürel koruma ve ana dilde eğitim imkanlarının bulunmadığını söyledi. Hoca, “Özerklik yalnızca isimde kaldığında gerçek anlamını yitiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yasa Çin Sınırlarının Ötesine de Uzatılıyor
Uzmanların dikkat çektiği en önemli noktalardan biri ise yasanın yalnızca Çin sınırları içinde yaşayanları değil, yurt dışında yaşayan Çin vatandaşlarını ve hükümet tarafından “ayrılıkçılığı teşvik etmekle” suçlanan kişileri de kapsayabilecek şekilde yorumlanabilmesi.
CIVICUS röportajında, Uygurların yanı sıra Tibetliler, Güney Moğolları, Hong Kong’daki demokrasi yanlısı aktivistler ve çeşitli dini toplulukların da düzenlemeden etkilenebileceği ifade edildi.
Ayrıca güvenlik kurumları, polis teşkilatı, paramiliter yapılar ve üniversitelerin birlikte çalışarak toplumun gözetim altında tutulduğu, özellikle Sincan bölgesindeki güvenlik uygulamalarının eğitim modeli olarak incelendiği belirtiliyor.
“Gerçeği Söylemek Suç Haline Gelebiliyor”
Gazeteci Gülçehre Hoca, Çin yönetimini eleştiren gazetecilerin ağır baskılarla karşılaştığını belirterek, kendisinin de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle “terörist” ilan edildiğini söyledi.
Hoca, Doğu Türkistan’daki gelişmeleri haberleştirmesinin ardından ailesinden 25 kişinin gözaltına alındığını aktarırken, çok sayıda yabancı gazetecinin ülkeden çıkarıldığını, Uygur gazetecilerin yakınlarının ise baskıya maruz kaldığını dile getirdi.
Yeni yasanın, barışçıl hak savunuculuğunu dahi “ulusal birliğe tehdit” olarak göstermeye zemin hazırlayabileceği ve yurt dışında yaşayan Uygurlar üzerinde de baskı oluşturabileceği uyarısı yapıldı.
Uluslararası Topluma Çağrı
CIVICUS röportajında uluslararası topluma da çağrıda bulunularak, yasanın yalnızca isminden değil, sahadaki etkilerinden hareketle değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
İnsan hakları ihlallerinin belgelenmeye devam edilmesi, yurt dışındaki eleştirmenlere yönelik baskıların ortaya çıkarılması, sorumlu görülen yetkililere yaptırım uygulanması ve Uygur gazeteciler ile mültecilerin daha güçlü şekilde korunması gerektiği ifade edildi.
Kaynak: Global Issues’te yayımlanan ve Inter Press Service (IPS) tarafından servis edilen, CIVICUS’un Gülçehre Hoca ile gerçekleştirdiği röportajdan derlenmiştir.
