Communist and Post-Communist Studies dergisinde yayımlanan “If You Fly to the Sky, I Can Catch You by Your Feet: Beijing’s Transnational Authoritarian Control of Uyghur Diaspora Research and Documentation Efforts” başlıklı araştırma, Pekin’in sınır aşan baskı yöntemlerinin yalnızca bireyleri değil, akademik araştırmaları, insan hakları belgelerini ve uluslararası kamuoyunu da etkilemeyi amaçladığını ortaya koyuyor.
Diasporaya yönelik sistematik baskı
Araştırmaya göre Çin Komünist Partisi’nin ulusötesi baskı stratejisi, yurt dışında yaşayan Uygurların siyasi faaliyetlerini, insan hakları savunuculuğunu ve uluslararası kuruluşlarla iş birliğini engellemeyi hedefliyor. Çalışmada bu stratejinin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı olmadığı; psikolojik baskı, aile üyelerinin tehdit edilmesi, dijital gözetim, dezenformasyon kampanyaları ve araştırmacıların itibarsızlaştırılması gibi çok katmanlı yöntemlerden oluştuğu belirtiliyor.
Araştırmacılar, Çin’in özellikle Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin bilgi akışını kontrol etmeye çalıştığını ve bu amaçla diasporadaki tanıkları susturmayı hedeflediğini ifade ediyor.
“Gökyüzüne uçsan da seni ayaklarından yakalarım”
Makalenin başlığında yer alan “If You Fly to the Sky, I Can Catch You by Your Feet” (Gökyüzüne uçsan bile seni ayaklarından yakalarım) ifadesi, Çin güvenlik görevlilerine atfedilen bir tehdidi simgeliyor. Araştırmaya göre bu ifade, Pekin’in sınırlarının ötesinde de etkisini sürdürebileceği yönündeki algıyı güçlendirmek amacıyla kullanılan psikolojik caydırıcılığın sembolü niteliğinde.
Yazarlar, bu tür söylemlerin yalnızca doğrudan tehdit anlamına gelmediğini; aynı zamanda diasporada korku iklimi oluşturarak bireylerin konuşmasını, tanıklık yapmasını ve insan hakları ihlallerini belgelemesini engellediğini vurguluyor.
Araştırmacılar ve insan hakları savunucuları da hedefte
Çalışmanın dikkat çeken yönlerinden biri, yalnızca Uygurların değil, Uygur meselesi üzerine çalışan akademisyenlerin, gazetecilerin ve insan hakları araştırmacılarının da baskı kampanyalarının hedefi hâline geldiğinin belirtilmesi.
Araştırmaya göre bu baskılar arasında:
- Sosyal medya üzerinden koordineli karalama kampanyaları,
- Dijital saldırılar ve siber taciz,
- Akademik çalışmaları itibarsızlaştırmaya yönelik propaganda faaliyetleri,
- Konferans ve etkinliklerin engellenmesi,
- Araştırmacılar hakkında yanlış bilgi yayılması,
- Çalışmaların güvenilirliğini sarsmaya yönelik organize girişimler
yer alıyor.
Yazarlar, bu yöntemlerin yalnızca bireysel yıldırma amacı taşımadığını; aynı zamanda uluslararası akademik üretimi etkilemeyi ve Sincan’daki gelişmelere ilişkin bağımsız bilgi üretimini zayıflatmayı hedeflediğini değerlendiriyor.
Aile bireyleri üzerinden baskı
Araştırmada öne çıkan bulgulardan biri de diasporadaki Uygurların Çin’de yaşayan aile fertlerinin baskı aracı olarak kullanılması.
Buna göre yurt dışında faaliyet gösteren Uygurların yakınları gözaltına alınabiliyor, sorgulanabiliyor veya iletişim kurmaları engellenebiliyor. Böylece diaspora üyeleri üzerinde dolaylı fakat güçlü bir baskı oluşturulduğu ifade ediliyor.
Araştırmacılar, bu yöntemin birçok Uygur’un medya kuruluşlarıyla konuşmaktan, uluslararası mahkemelerde ifade vermekten veya insan hakları örgütleriyle çalışmaktan vazgeçmesine neden olabildiğini belirtiyor.
Dijital gözetim ve bilgi kontrolü
Makalede dijital teknolojilerin ulusötesi baskının önemli araçlarından biri hâline geldiği de vurgulanıyor.
Araştırmaya göre Çin bağlantılı olduğu değerlendirilen çevrim içi faaliyetler kapsamında:
- iletişim kanallarının izlenmesi,
- sosyal medya hesaplarının hedef alınması,
- çevrim içi taciz,
- kimlik avı girişimleri,
- dezenformasyon içeriklerinin yaygınlaştırılması
gibi yöntemlerin kullanıldığı ifade ediliyor.
Araştırmacılar, bu uygulamaların yalnızca bireyleri değil, insan hakları kuruluşlarının belge toplama süreçlerini de olumsuz etkileyebildiğini kaydediyor.
Belgelerin toplanmasını engelleme çabası
Zenz ve Tohti’ye göre Pekin’in temel hedeflerinden biri, Doğu Türkistan’daki hak ihlallerine ilişkin tanıklıkların uluslararası kamuoyuna ulaşmasını engellemek.
Bu nedenle tanıkların konuşmasını önlemeye yönelik baskılar ile araştırmacıları hedef alan kampanyalar aynı stratejinin parçaları olarak değerlendiriliyor.
Araştırmada, bu durumun yalnızca insan hakları belgelerinin toplanmasını zorlaştırmadığı; aynı zamanda gelecekte yürütülebilecek adli süreçler açısından da önemli sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
Uluslararası toplum için uyarı
Araştırmanın sonuç bölümünde, ulusötesi baskının yalnızca Çin-Uygur meselesi olarak görülmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Yazarlar, otoriter yönetimlerin diasporalar üzerindeki sınır aşan baskılarının giderek yaygınlaştığını, demokratik ülkelerin ise akademik özgürlüğü, ifade özgürlüğünü ve insan hakları savunucularını koruyacak daha güçlü mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini ifade ediyor.
Çalışma, uluslararası üniversiteler, insan hakları kuruluşları ve devlet kurumlarının bu tür baskı yöntemlerini tanımasının ve gerekli koruma mekanizmalarını güçlendirmesinin önemine dikkat çekiyor.
Akademik literatüre yeni katkı
Communist and Post-Communist Studies dergisinde yayımlanan çalışma, Çin’in ulusötesi otoriter uygulamalarını özellikle Uygur diasporası bağlamında inceleyen güncel akademik araştırmalar arasında yer alıyor. Araştırma, yalnızca baskı yöntemlerini belgelemekle kalmıyor; aynı zamanda bu yöntemlerin bilgi üretimi, akademik özgürlük ve uluslararası insan hakları çalışmalarına etkilerini de kapsamlı biçimde analiz ediyor.




















