Ancak bu ziyaret, uluslararası kamuoyunda insan hakları sicili ağır şekilde eleştirilen Çin yönetimiyle kurulan hukuki yakınlaşma açısından ciddi soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Hukukun üstünlüğü olmayan bir rejimden hukuk dersi mi?
Çin Halk Cumhuriyeti, bağımsız yargının bulunmadığı, mahkemelerin Çin Komünist Partisinin siyasi kontrolü altında faaliyet gösterdiği bir sistemle yönetiliyor. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında, yargının temel görevinin bireysel hak ve özgürlükleri korumak değil, devlet politikalarını uygulamak olduğu sık sık vurgulanıyor.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi gibi temel görevi hak ve özgürlükleri korumak olan bir yüksek yargı organının, hukukun üstünlüğü endekslerinde alt sıralarda bulunan ve kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemeyen bir ülkenin yargı kurumlarıyla “tecrübe paylaşımı” yapması eleştirilere neden oluyor.
Doğu Türkistan gerçeği görmezden mi geliniyor?
Ziyaretin en dikkat çekici yönlerinden biri ise Çin’in Doğu Türkistan’da yıllardır sürdürdüğü politikalar karşısında herhangi bir insan hakları gündeminin kamuoyuna yansımamış olmasıdır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği başta olmak üzere çok sayıda uluslararası kuruluş, Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri ve diğer Müslüman topluluklara yönelik keyfi gözaltılar, toplama kampı uygulamaları, zorla çalıştırma, dini özgürlüklerin kısıtlanması ve yoğun dijital gözetim uygulamalarının ciddi insan hakları ihlalleri oluşturduğunu raporladı. Bazı parlamentolar ve hükümetler ise bu uygulamaları “soykırım” veya “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirirken, Çin yönetimi bu suçlamaları reddediyor.
İnsan haklarının korunmasını anayasal güvence altına almakla görevli bir yüksek mahkemenin, böylesine ağır iddiaların odağındaki bir rejimin yargı kurumlarıyla ilişkilerini geliştirirken bu tabloya ilişkin herhangi bir kamuoyu mesajı vermemesi dikkat çekiyor.
Yapay zekâ ve dijital mahkemeler insan haklarının yerini tutabilir mi?
Ziyaret kapsamında özellikle Çin’in dijital mahkeme uygulamaları ve yapay zekâ destekli yargı teknolojileri incelendi. Teknolojik gelişmeler elbette yargının etkinliği açısından önem taşıyor.
Ancak eleştirmenlere göre mesele yalnızca teknolojik altyapı değil. Esas soru, teknolojinin bağımsız ve tarafsız bir yargı sisteminde mi, yoksa siyasi iktidarın denetimindeki bir mekanizmada mı kullanıldığıdır. İnsan haklarını güvence altına almayan bir sistemde en gelişmiş dijital altyapının bile adalet üretmeye yetmeyeceği ifade ediliyor.
Türk Anayasa Mahkemesi Hukukun Üstünlüğü Konusunda Çin’den Gerçekten Ne Öğrenebilir?
Devletler arasında diplomatik ve kurumsal temaslar olağan kabul edilebilir. Ancak Anayasa Mahkemesi gibi temel görevi bireyin hak ve özgürlüklerini korumak olan bir kurumun, insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası toplumun yoğun eleştirilerine maruz kalan Çin’in yargı sistemiyle iş birliğini öne çıkarması kamu vicdanında sorgulanmayı hak ediyor.
Özellikle Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur Türkünün temel haklarının ihlal edildiğine ilişkin uluslararası raporların bulunduğu bir dönemde gerçekleştirilen bu ziyaret, “Türk Anayasa Mahkemesi, hukukun üstünlüğü konusunda Çin’den gerçekten ne öğrenebilir?” sorusunu gündeme taşıyor.
Hukukun üstünlüğünün temel ölçüsü gelişmiş dijital mahkemeler değil; bağımsız yargı, adil yargılanma hakkı ve temel insan haklarının etkin biçimde korunmasıdır. Eleştiriler de tam olarak bu noktada yoğunlaşıyor.

















