Site icon Haber Nida

Doğu Türkistan Teşkilatlarının Karşı Karşıya Olduğu Tehlikeler ve Çözüm Yolları

Mir Kamil Kaşgarlı

Bundan yıllar önce, büyük bir tefekkür ve vatan derdiyle kaleme aldığım ve Uluslararası Doğu Türkistan Kardeşlik buluşmalarında defalarca sunmuş olduğum “Doğu Türkistan Teşkilatlarının Karşı Karşıya Olduğu Tehlikeler ve Çözüm Önerileri” başlıklı o yazı, bugün de önümüzde bir pusula gibi duruyor. Bu metin, siyasetçilerin, usta teşkilatçıların ve strateji uzmanlarının yol haritası çizmesi gereken bir konuda, bendeniz sıradan bir Doğu Türkistanlının kalbinden dökülen arzulardı. Onun her satırı, bugün yaşadığımız sorunların köklerine inen birer neşter, sunduğu çözümler ise hâlâ tazeliğini koruyan birer reçete gibi olsa da beni tekrar yazmaya iten şey onun üstünün hala toz duman kaplamış halde durması ve unutulmuş dosya gibi çekmeceden hiç çıkmamasıdır. Dolayısıyla o yazının temeli üzerine, bugünün acımasız dünyasının gerçekleri, yeni stratejik yaklaşımlar ve kanla, gözyaşıyla damıtılmış tecrübelerle yeni bir kat çıkma, o önereleri bir kaleye dönüştürme çabası denebilecek bu güncellenmiş manifestoyu sunmaya çalışacağım.

Çünkü bugün kendimize dürüstçe ve acımasızca sormamız gereken en temel soru şudur: Biz, meşgul olmakla, ilerlemeyi birbirine mi karıştırıyoruz acaba? Yıllardır süren toplantılar, basın açıklamaları, protestolar… Tüm bu yoğun ve yorucu faaliyetler, esaret zincirlerini kırmaya yönelik nihai hedefimize bizi santim santim ne kadar yaklaştırdı? Bir fabrikada makinelerin durmaksızın çalışması, eğer piyasada alıcısı olmayan, defolu bir ürün çıkıyorsa, sadece enerji, zaman ve umut israfıdır. Bu manifesto, faaliyet yorgunluğu içinde kaybolmak yerine, her adımını bilinçli, her hamlesini ölçülebilir ve her nefesini nihai hedefe kilitlenmiş bir ilerlemeye dönüştürme çağrısıdır.

ASIL TEHLİKE: BUZDAĞININ ALTINDAKİ STRATEJİK KÖRLÜK

Yurtdışındaki teşkilatlarımız için en büyük tehlike nedir? Tutuklanma, kapatılma veya sınır dışı edilme mi? Hayır. Faaliyetlerimiz yasal çerçevededir. Çin’in propagandası, içimize sızdırdığı fitneciler veya iç çekişmeler mi? Bunlar da asıl tehlike değil, daha ziyade sağlam bir disiplin ve eğitimle aşılabilecek belirtilerdir.

Asıl ve en büyük tehlike, teşkilatın hedeften yoksun çalışması, bir eylem programının olmaması ve net bir yol gösterici düşünceden mahrum kalarak olduğu yerde saymasıdır. Sorunumuzun adı “Faaliyet Yorgunluğu” ve “Stratejik Sürüklenme”dir (Strategic Drift).

Bir araba örneğini tasavvur edelim: Motoru en son teknoloji, V8 bir motor; samimiyet, fedakârlık ve enerjiyle dolu. Ancak bu güçlü motor, on yıllar öncesinden kalma, tekerlekleri kilitlenmiş, direksiyonu kırık, paslı bir şasiye takılı. Gaz pedalına her bastığımızda motor kükrüyor, muazzam bir gürültü çıkıyor, bolca duman ve yakıt tüketiliyor ama araba doğru viteste olmadığı için olduğu yerde acı acı patinaj yapmaktan başka bir şey yapmıyor. İşte bu, diasporadaki teşkilat yapımızın acı özetidir.
Stratejik sürüklenme, bir organizasyonun, dış dünya ve şartlar kökten değişirken, kendisini güvende hissettiği eski alışkanlıklarını ve konforlu yöntemlerini sürdürerek yavaş yavaş etkisizleşmesi, alakasızlaşması ve nihayetinde yok olmasıdır. Diasporadaki 70 yılı aşan teşkilatlanma tarihimiz, maalesef kısmi başarılar dışında, bu ataletle geçmiştir. Teşkilatlar, belirli bir fikir ve program etrafında değil, şahısların nüfuzu etrafında toplandığı için, kaderleri de o kişilerin kaderine bağlı kalmıştır. Bu tarihî dersten tam manasıyla ibret alınmadığı için bugün dahi birkaç kalıplaşmış faaliyetin dışına çıkamayan yapılar artmaktadır.

En Acımasız Örnek: Kodak’ın İntiharı


Fotoğraf devi Kodak, 1975’te dijital fotoğraf makinesini ilk icat eden firmaydı. Ancak bu devrimsel icadı, kendi yöneticileri tarafından “sevimli bir oyuncak” denilerek rafa kaldırıldı. Neden? Çünkü Kodak yönetimi, kendisini “insanların anılarını ölümsüzleştiren bir teknoloji şirketi” olarak değil, “film ve fotoğraf kağıdı satan kimya şirketi”olarak tanımlıyordu. Vizyonları, ne yaptıklarına (film satmak) takılı kalmış, neden var olduklarını (anılar) unutmuştu. Bu stratejik körlük, yanlış durum analizi ve değişimi reddeden muhafazakar şirket kültürü, onların acı bir iflasla tarihe gömülmesine neden oldu.

Bizim İçin Hayati Soru: Teşkilat Amaç mıdır, Araç mıdır?


Şimdi o acı aynayı kendimize çevirelim. Dünyadaki pek çok teşkilatın düştüğü en büyük tuzak, amacı ile aracını karıştırmasıdır. Belirli bir hedefe hizmet için kurulan teşkilat, zamanla kendisi hizmet bekleyen bir amaca dönüşür. Kaynaklar, zaman ve yetenekler; davayı ilerletmek yerine, teşkilatın mevcut yapısını ve nüfuzunu korumak için harcanmaya başlar.
Bizler, varlık nedenini “protesto düzenlemek, bildiri yayınlamak, anma toplantısı yapmak” olarak tanımlayan faaliyet şirketleri miyiz? Yoksa varlık nedeni “Doğu Türkistan halkının onurunu ve vatanımızın bağımsızlığını sağlamak”olan, nefes alıp veren bir milli kurtuluş hareketi miyiz? Sorumlular daima şu soruyu sormalıdır: “Elimizdeki kaynakların (para, zaman, insan gücü) ne kadarını mevcut yapıyı korumaya, ne kadarını ise davayı ileriye taşımaya harcıyoruz?” Eğer tanımımız ikincisi ise, yaptığımız her faaliyetin bu nihai amaca hizmet edip etmediğini bir cerrah titizliğiyle sorgulamak ve faydası olmayan her şeyi, Kodak’ın modası geçmiş film ruloları gibi, acımadan tarihin çöplüğüne atmak zorundayız.

Stratejik Sürüklenmenin En Tehlikeli Sonucu: Vatandan Kopuş


Bu sürüklenmenin en acı sonucu ise sadece coğrafi bir kopuş değil, ruhsal ve bilgisel bir kopuştur. 70 yılı aşan diaspora tarihinde, coğrafi uzaklık, zamanla psikolojik, kültürel ve en önemlisi bilgisel bir uçuruma dönüştü. Teşkilatlarımızın gündemini, artık Doğu Türkistan’daki bir köyün yakıcı ihtiyacı veya Çin’in yeni bir asimilasyon taktiği değil, diasporanın kendi içindeki dar çekişmeleri ve ev sahibi ülkelerdeki politik iklimin rüzgârları belirliyor. Bir halkı kurtarmayı hedeflerken, o halkın güncel gerçekliğine, umutlarına ve korkularına yabancılaşmaktan daha büyük bir trajedi olamaz.

YOL GÖSTEREN IŞIK: NEBEVÎ FELSEFE VE MODERN STRATEJİ

Çözümün ruhu ve ahlaki pusulası, Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed’in (s.a.v) mücadele metodunun sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda evrensel bir strateji ve liderlik okuması olarak yeniden anlaşılmasıdır. Davanın derdiyle geceleri uykusuz kalmayan, kurtuluş için çareler arayan bir iradeye, tefekkür derinliğine ve fedakârlığa sahip olmadan davayı ilerletmekten söz edemeyiz.

“Neden?” Sorusunun Altın Çemberi

Modern liderlik gurusu Simon Sinek, “Altın Çember” teorisinde ilham veren liderlerin sırrını açıklar. İnsanlar “Ne” yaptığınızı satın almaz, “Neden” yaptığınıza inanır.

Bizim en büyük sorunumuz, sürekli “Ne” yaptığımızı anlatıp, bunu hangi büyük “Neden”e bağladığımızı unutturmamız ve bu yüzden ilham verme gücümüzü kaybetmemizdir.

EYLEM MODELİ: BÜROKRASİDEN ÇEVİK HAREKETE GEÇİŞ

Doğru teşhis ve sağlam bir felsefeden sonra, sıra bu vizyonu hayata geçirecek esnek, akıllı ve sonuç odaklı bir eylem modeline gelir.

1. Liderlik: “Bahçıvan Lider”, Feraset ve Mutlak Sorumluluk

Lider, emirler yağdıran bir komutan değil, bir bahçıvandır. Görevi, sadece hedef göstermek değil, aynı zamanda toplumun her ferdinin kalbine dokunmaktır.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v), kuşu ölen küçük bir çocuğu teselli etmek için evine kadar gitmesi, liderliğin en büyük sırrını barındırır: kalpleri fethetmek ve insani istihbaratın (HUMINT) zirvesine ulaşmak. Lider, sorumlu olduğu bölgedeki en uzaktaki ferdin bile derdiyle dertlenen bir yüreğe sahip olmalıdır.

Bu Nebevî modeli 21. yüzyılda uygulamanın yolu, “Stratejik Bilgi Havuzu” ve güvenli bir “Bilgi Alışveriş Koridoru”kurmaktır. Lider, faaliyet göstereceği toplumun sosyolojik haritasını çıkarmalıdır. Almanya’nın 1970’lerde Kayseri’nin sosyal dokusunu sokak sokak, kişi kişi analiz etmesi gibi, bir bölgeyi yönlendirmek için o bölge hakkında tam bilgi sahibi olmak şarttır. Bu bilgi olmadan atılan her adım, karanlığa sıkılan bir kurşundur. Bu havuz için üç katmanlı bir yaklaşım gerekir:

    Lider aynı zamanda “Her biriniz çobansınız ve her biriniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz” hadis-i şerifini anayasası bilmeli, “Kıyamet günü onun eli yakamda olur” bilinciyle mutlak bir sorumlulukla hareket etmelidir.

    2. Yapı: Hantal Ordudan, Esnek Özel Kuvvetlere

    Mücadeleci bir teşkilatın durağan kalması kabul edilemez. Sürekli gelişen, hedefine ilerleyen dinamik bir yapı şarttır. Bürokrasi yerine, proje bazlı çalışan “özel kuvvetler timleri” gibi esnek birimlere ihtiyacımız var: Bir “Dijital Lobi Timi”, bir “Raporlama Timi”, bir “Tanıklık Arşivleme Timi” ve en önemlisi bir “Sosyal Haritalama ve Analiz Timi”. Bu timler, stratejik çekirdeğin belirlediği “Ne” (Misyon) doğrultusunda, “Nasıl” yapacakları konusunda taktiksel özerkliğe sahip olmalıdır.

    3. Yöntem: Çok Katmanlı Strateji ve İçtihad Ruhu

    Duygusal tepkiler yerine, profesyonel, sabırlı ve sonuç odaklı, çok katmanlı bir stratejiye geçmeliyiz. Her eyleme başlamadan önce şu 4 soru cevaplanmalıdır: Hedef nedir? Strateji nedir? İhtiyaçlar nelerdir? Tedarik nasıl sağlanacak?

      Bu katmanların tamamını besleyecek olan ruh, içtihad ruhudur. İçtihad, sadece liderlere mahsus değil, her üyenin kuşanması gereken, değişen şartlara göre hızla yeni pozisyonlar alma ve faydasız geleneklerden cesaretle vazgeçme kabiliyetidir. Düşmanımız sürekli öğrenirken, biz 20 yıl önceki yöntemlerle savaşamayız. Gücümüz cüssede değil, çeviklikte ve akıldadır.

      4. Kültürel ve Manevi İnşa: Cihad Ruhunu Kuşanmak ve Örnek Olmak

      Dava, kalplere ve zihinlere hitap eden, o davanın ruhunu taşıyan insanlarla kazanılır.

        TARİHİN NESNESİ DEĞİL, ÖZNESİ OLMA VAKTİ

        Bunları konuşmak kolay, uygulamak zor” cümlesi, konfor alanlarımızı korumak için sığındığımız en tehlikeli bahanedir. Evet, tam da bu işi zora sokanlar yüzünden durağan teşkilatlarımızın sayısı artmaktadır.

        İslam ve vatan davasını alkışlar arasında, gül bahçelerinde veya rahat koltuklarda yürütmek isteyenler, ebediyen oldukları yerde oturmaya mahkûmdur. Bu yol, fedakârlık, adanmışlık ve yorulmak bilmeyen bir azim yoludur.

        Önümüzde iki seçenek var: Ya şikâyet ederek, birbirimizi suçlayarak ve zeminle bağımızı tamamen koparıp etkisiz faaliyetlerle kendimizi avutarak tarihin akışında sürüklenen bir “nesne” olmaya devam edeceğiz, ya da aklımızı, imanımızı ve irademizi birleştirerek, bu kutlu davayı zafere taşıyan ve tarihi yeniden yazan bir “özne” olacağız.

        Allah, teşkilatlarımızı pasif ve durağan yapılara dönüşmekten koruyup, her bir dava neferini, sadece Doğu Türkistan’a değil, bütün mazlum insanlığa umut ışığı olacak bir ferasete, basirete ve sarsılmaz bir eylem gücüne kavuştursun.
        Âmin.

        Exit mobile version