DUK tarafından yayınlanan bir basın açıklamasına göre, Adil, insan hakları örgütlerinin Çin hükümeti tarafından sistematik bir zulümle karşı karşıya olduğu belirtilen Doğu Türkistan kökenli bir Uygur olmasına rağmen, 21 Temmuz’da Alman yetkililer tarafından Frankfurt Havalimanı üzerinden Pekin’e sınır dışı edildi.
DUK basın açıklamasında belirtildiği üzere, Adil’in Pekin’e varışının ardından gözaltına alındığı ve sorguya çekildiği bildirildi. Türk diplomatların müdahalesi üzerine daha sonra Çin’den ayrılmasına izin verildi ve 23 Temmuz’da Türkiye’ye ulaştı.
DUK ve STP, zulüm gören topluluklara mensup kişilere ilişkin herhangi bir sınır dışı etme kararı uygulanmadan önce özel bir değerlendirme yapılması gerektiğini savunarak, Almanya’dan Çin’e Uygurların sınır dışı edilmesine kesin bir son verilmesi çağrısında bulundu. Örgütler ayrıca, Almanya’nın Çin’deki Uygurlara yönelik zulmü bizzat kabul etmesine rağmen bu türden üçüncü bir sınır dışı işleminin nasıl gerçekleşebildiğine dair Alman hükümetinden açıklama talep etti.
Basın açıklamasına göre Adil, hem Türk hem de Çin vatandaşlığına sahip. Ailesi 2017 yılında Çin’den kaçmış ve o zamandan beri Türkiye’de yaşıyor. 2024 yılında Türk pasaportu aldı. Almanya’daki sığınma başvurusu reddedilmiş ve işlemler durdurulmuş olsa da, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin sınır dışı edilmesine ilişkin herhangi bir hukuki engel bulmadığı ve varış ülkesi olarak açıkça Çin’i belirlediği bildirildi.
DUK, bu kararın, genel olarak Uygurları Çin’den koruyan Federal Dürüşme Dairesi’nin kendi kılavuzuyla çeliştiği izlenimini verdiğini belirtti. Örgüt ayrıca, Federal Dürüşme Dairesi’nin Uygurlara koruma sağlama konusundaki genel uygulamasına rağmen, Almanya’nın Uygurların Çin’e sınır dışı edilmesine ilişkin resmi bir askıya alma uygulaması bulunmadığını belirten Almanya Federal İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına atıfta bulundu.
STP Soykırım Önleme Komiseri Mirjam Kobold, Almanya’nın Uygurlar için mevcut koruma çerçevesinin “açıkça yetersiz” olduğunu belirterek sınır dışı etme kararını eleştirdi. Kobold, Çin’e geri dönen Uygurların gözaltı, sorgulama ve işkenceyle karşı karşıya kalacağını savunarak, Federal Hükümet’in mevcut politikalarını acilen gözden geçirmesi gerektiğini ifade etti.
Kobold ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve BM İşkenceye Karşı Sözleşme’de yer alan geri göndermeme ilkesinin, sığınma taleplerinin sonucu ne olursa olsun, bireylerin işkence veya insanlık dışı muameleye maruz kalma riski yüksek olan ülkelere sınır dışı edilmesini yasakladığını vurguladı. DUK’ne göre Kobold, son vakayı bu korumanın ihlal edildiği iddia edilen üçüncü örnek olarak nitelendirdi.
DUK ayrıca sınır dışı işleminin gerçekleştirilme şeklini de eleştirdi. Dünya Uygur Kongresi Başkan Yardımcısı Zumretay Arkin, Alman yetkililerin Adil’in avukatını önceden bilgilendirmediğini ve sınır dışı edilmeden önce avukatıyla herhangi bir iletişim kurmasına izin vermediğini iddia etti.
DUK basın açıklamasına göre Arkin, “Alman yetkililerin, avukatını sınır dışı etme işleminden zamanında haberdar etmemesi ve Arafat ile herhangi bir iletişim kurulmasına izin vermemesi kabul edilemez” dedi. Ayrıca, örgütün Uygur halkına karşı devam eden bir soykırım yaşandığını belirttiği Çin’e bir Uygur’un sınır dışı edilmesini “son derece endişe verici” olarak nitelendirdi ve bu kararın itiraz edilmesi çağrısında bulundu.
Basın açıklamasında ayrıca, Doğu Türkistan’daki Uygurlara yönelik zulmün ABD tarafından soykırım, Avrupa Parlamentosu tarafından ise insanlığa karşı suç olarak kabul edildiği belirtiliyor. Açıklamada, yurtdışından dönen Uygurların Çinli yetkililer tarafından zulme maruz kalma riski açısından özellikle savunmasız bir durumda olduğu da vurgulanıyor.
Tutumlarını yineleyen DUK ve STP, sığınma işlemlerinin sonucuna bakılmaksızın, bireylerin işkence veya zulümle karşı karşıya kalacakları ülkelere geri gönderilmesinin yasaklanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM İşkenceye Karşı Sözleşme ve AB Temel Haklar Şartı kapsamında mutlak bir kural olduğunu vurguladı.





















