“Dünya Uygurları Hayal Kırıklığına Uğrattı”

tahir-imin0395

İmin, yaklaşık on yıldır kızından ayrı yaşamak zorunda kaldığını anlatarak başladığı yazısında, Çin yönetiminin Uygur kimliğini sistematik biçimde ortadan kaldırmaya çalıştığını ve dünyanın bu süreçte yeterli tepki göstermediğini ifade etti.

“Kızım Babasız, Halkım Kimliğinden Koparılıyor”

ABD’de sürgünde yaşayan Tahir İmin, Çin’den ayrılmak zorunda kaldığı dönemde kızının henüz altı yaşında olduğunu, aradan geçen yıllarda onu bir daha göremediğini yazdı.

Kızının bugün, Pekin yönetiminin “Xinjiang” olarak adlandırdığı Uygur yurdunda büyüdüğünü belirten İmin, Çin’in uyguladığı politikaların çocukların kendi dillerini, kültürlerini ve dini kimliklerini unutturmayı amaçladığını söyledi.

Makalede, kendi ailesinin yaşadığı dramın aslında milyonlarca Uygur ailesinin ortak hikâyesi olduğu vurgulandı.

Milyonlarca İnsan Baskı Altında

İmin, 2016-2019 yılları arasında yaklaşık bir milyon Uygur ve diğer Türk halklarından kişinin toplama kamplarına gönderildiğini hatırlattı.

Birleşmiş Milletler’in 2022 tarihli raporuna göre Çin’in insanlığa karşı suç işlemiş olabileceğini belirten yazar, birçok ülkenin Pekin’in uygulamalarını “soykırım” olarak tanımladığını, zorla çalıştırma ürünlerine yaptırım uygulandığını ve çeşitli diplomatik adımlar atıldığını hatırlattı.

Ancak tüm bu uluslararası baskıya rağmen Çin’in politikalarını değiştirmediğini belirten İmin, bugün zorla çalıştırma, yaygın dijital gözetim, zorunlu doğum kontrolü ve uzun süreli hapis cezalarının devam ettiğini ifade etti.

“Dünya Bizi Yalnız Bıraktı”

Makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise uluslararası toplumun tutumuna ilişkin değerlendirmeler oldu.

İmin, Uygurların uzun yıllar dünyanın yaşananları durduracağına inandığını ancak bugün bunun büyük bir hayal kırıklığına dönüştüğünü belirterek şu görüşü dile getirdi:

“Uygurlar acı bir gerçekle yüzleşiyor: Dünya bizi hayal kırıklığına uğrattı.”

Yazıda, Çin içinde yaşananları kısa vadede durdurmanın mümkün görünmediği, bu nedenle diasporadaki Uygurların kültürlerini yaşatmasının artık varoluşsal bir mesele hâline geldiği savunuldu.

Trump-Xi Görüşmesine de Dikkat Çekti

İmin, makalesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretine de değinerek, Trump’ın ilk başkanlık döneminde Çin’in Uygurlara yönelik politikalarının “soykırım” olarak tanımlandığını hatırlattı.

Buna karşın son dönemde gerçekleştirilen Trump-Şi Cinping görüşmelerinde Uygur meselesinin gündeme geldiğine dair herhangi bir işaret bulunmadığını belirten yazar, bunun Uygurlar açısından uluslararası ilginin giderek zayıfladığının göstergesi olduğunu ifade etti.

Hedef Sadece İnsanlar Değil, Bir Medeniyet

İmin’e göre Pekin yönetiminin hedefi yalnızca bireyler değil, Uygur medeniyetinin kendisi.

Makalede Uygurların yüzyıllar boyunca Orta Asya’da oluşturduğu köklü medeniyet anlatılırken, Uygur edebiyatı, müziği, mimarisi, felsefesi ve mutfağının insanlığın ortak kültürel mirasının önemli parçaları olduğu vurgulandı.

Özellikle Uygur müziğinin ve sözlü kültürünün kimlik aktarımındaki rolüne dikkat çeken İmin, büyükannesinin “Ruhumuz şarkılarımızda yaşar.” sözünü aktararak kültürel hafızanın önemini anlattı.

Çocuklar Ailelerinden Koparılıyor

Yazar, Financial Times tarafından yayımlanan bir araştırmaya da atıfta bulunarak Çin’in Uygur çocuklarını ailelerinden ayırıp yatılı okullara gönderdiğini belirtti.

Bu okullarda çocukların Uygurca konuşmalarının yasaklandığını, Uygurca yayıncılığın büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını ve yeni neslin kendi tarihinden koparıldığını ifade etti.

İmin’e göre bu politika, kültürel devamlılığı sağlayan en temel mekanizmaları hedef alıyor.

Diasporada Kimlik Mücadelesi

Makalede diasporadaki Uygurların kültürü yaşatmak için yürüttüğü çalışmalar da ayrıntılı biçimde ele alındı.

ABD, Avrupa ve Orta Asya’da gönüllüler tarafından açılan Uygurca okullar, kültürel dernekler ve geleneksel “Meşrep” toplantıları sayesinde dil, müzik ve geleneklerin yeni kuşaklara aktarılmaya çalışıldığı belirtildi.

Ayrıca eski el yazmaları, fotoğraflar, ses kayıtları ve tarihi belgelerin dijital ortama aktarılması için çeşitli girişimlerin sürdüğü ifade edildi.

“Dil Kaybolursa Kimlik de Kaybolur”

İmin, diasporanın karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin dil kaybı olduğunu söyledi.

İlk kuşağın Uygurca konuştuğunu, ikinci kuşağın dili anladığını ancak çoğunlukla yaşadığı ülkenin dilini kullanmaya başladığını belirten yazar, üçüncü ve dördüncü kuşaklarda ise ana dilin büyük ölçüde kaybolduğunu ifade etti.

Bunun yalnızca dilin değil, kültürel hafızanın ve toplumsal bağların da zayıflaması anlamına geldiğini vurguladı.

Uygur Aydınları Susturuluyor

İmin, Çin’de çok sayıda Uygur akademisyen, tarihçi, sanatçı, yazar ve dil bilimcinin tutuklu veya susturulmuş durumda olduğunu belirtti.

Bu nedenle diasporadaki kültürel kurumların gerekli insan kaynağından mahrum kaldığını ifade eden yazar, gönüllü girişimlerin ciddi mali sıkıntılar içinde faaliyet yürüttüğünü anlattı.

Kendisinin kurduğu dijital edebiyat dergisi Tupraq ile haber ve yorum platformu Uyghur Post‘un da küçük bağışlar ve gönüllüler sayesinde ayakta kalabildiğini, zaman zaman kapanma noktasına geldiklerini söyledi.

Çin’in Baskısı Sürgünde de Devam Ediyor

Makaleye göre Çin’in baskısı ülke sınırlarının ötesine de uzanıyor.

İnsan hakları kuruluşlarının raporlarına göre Pekin yönetimi, yurt dışında yaşayan Uygurları susturmaya yönelik sistematik yıldırma faaliyetleri yürütüyor.

Siber güvenlik uzmanlarının değerlendirmelerine göre Çin bağlantılı gruplar Uygur internet sitelerine yönelik saldırılar düzenliyor.

İmin, Uyghur Post’un da çok sayıda siber saldırıya maruz kaldığını, sahte internet siteleri oluşturularak okuyucuların yanıltılmaya çalışıldığını ifade etti.

Uluslararası Topluma Yeni Çağrı

Makalesinin sonunda Tahir İmin, Çin üzerindeki insan hakları baskısının sürdürülmesi gerektiğini belirtirken, artık bunun tek başına yeterli olmadığını savundu.

İmin’e göre hükümetler, üniversiteler, vakıflar ve uluslararası kuruluşlar, kendi ülkelerinde yaşayan Uygur diasporasına kültürel koruma konusunda doğrudan destek vermeli; dil eğitimi, kültür merkezleri, yayıncılık faaliyetleri ve akademik çalışmalara finansman sağlamalıdır.

Çünkü bugün korunamayan kültürel mirasın yarın tamamen yok olabileceğini vurgulayan İmin, mücadelesinin en büyük nedeninin yıllardır göremediği kızı olduğunu şu sözlerle dile getirdi:

“Her sabah kızımın nasıl biri olduğunu, bana söylediğim şarkıları hâlâ hatırlayıp hatırlamadığını düşünüyorum. Belki onu bir daha hiç göremeyeceğim. Ama sürgünde inşa ettiğimiz şeyler, Uygur ruhunun parçalarını yaşatabilir ve bir gün onun gibi gençlerin bunları yeniden sahiplenmesine imkân verebilir.”

Tahir İmin’in The New York Times‘ta yayımlanan bu makalesi, Uygur meselesini yalnızca insan hakları ihlalleri çerçevesinde değil, aynı zamanda yok olma tehlikesi altındaki bir dilin, kültürün ve medeniyetin korunması açısından da yeniden uluslararası gündeme taşıyan önemli bir çağrı niteliği taşıyor.

Kaynak: New York Times
Exit mobile version