(Hükümet kuruluşu olan) Esir ve Serbest Bırakılanlar İşleri Kurumu ile (sivil toplum kuruluşu olan) Filistinli Esirler Kulübü, ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, özellikle ailelerinin ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin ziyaretlerinden mahrum bırakılmaları bağlamında, genel olarak kadın esirlerin ve özellikle de hamile kadın esirlerin içinde bulunduğu durum konusunda uyarıda bulundu.
Mahkumlar Derneği’ne göre, işgal hapishanelerinde bulunan 93 kadın mahkum, aylardır dayanılmaz koşullarda tutuklu bulunuyor ve gözaltı, hüküm ve idari tutuklama gibi çeşitli cezaları çekiyorlar.
Acı verici hikâyeler
Kulübün açıklamasına göre, tutuklu kadınlar şunlardır:
- Batı Şeria’nın kuzeyindeki Kalkilya kentinden 37 yaşındaki Amina Şahir el-Tavil, dördüncü ayında hamile, dört çocuk annesi ve işgal hapishanelerinde toplam 19 yıl geçiren, serbest bırakılmış bir mahkumun eşidir. 18 Mart’ta işgal makamlarının “kışkırtma” iddiasıyla gözaltına alındı ve bugüne kadar tutuklu durumda.
- Nablus şehrinden 35 yaşındaki Dana Enad Jouda, bir çocuk annesi ve beşinci ayında hamile olup, 18 Nisan 2026 tarihinden beri tutuklu bulunmaktadır ve 6 ay süreyle idari gözaltına alınmıştır (suçlama veya yargılama olmaksızın).
- Ramallah’tan Manar İbrahim İbrahim (28 yaşında), iki çocuk annesi ve dördüncü ayında hamile olup, geçtiğimiz 30 Nisan’da tutuklandı ve işgal güçlerinin sosyal medyada “kışkırtma” yaptığı iddiası nedeniyle halen tutuklu bulunuyor.
Mahir Kulübü, kadın tutukluları ziyaret eden hukuk ekiplerinin sürekli gözlemlerine ve serbest bırakılan kadın tutukluların ifadelerine dayanarak, cezaevi sisteminin kadın tutuklulara yönelik aç bırakma uygulamalarını sürdürdüğünü ve son dönemde benzeri görülmemiş bir şekilde tırmanan daha fazla işkence ve intikam amaçlı önlemler uyguladığını belirtti.
Kulüp, “Hamile kadın mahkumlar da işkence türlerinden, sistematik baskıdan ve aşağılayıcı çıplak aramalardan muaf değiller. Bu uygulamalar, hapishanelerdeki soykırım yaklaşımı bağlamında, genel olarak mahkumlara ve aralarında kadın mahkumların da bulunduğu herkese karşı geniş çapta yaygınlaşan en belirgin politikalardan biri haline gelmiştir” dedi.
Mahkumlar Derneği, kadınların sağlık durumlarına hiç aldırış edilmeden sert ve şiddet içeren sorgulamalara maruz kaldıklarını ve “Damun” Hapishanesi’ndeki tutukluluklarının, sorgulama aşamalarını geçtikten ve ardından geçici gözaltı merkezi olarak “Hasharon” Hapishanesi’ne nakledildikten sonra, tutukluluk yerleri açısından son durak olduğunu belirtti.
Daha da kötüsünü haber veren bir felaket
Aynı bağlamda, Tutuklular ve Serbest Bırakılanlar İşleri Kurumu (hükümet kurumu), bugün Salı günü, Damun Hapishanesi’ndeki Filistinli kadın tutukluların, aşırı kalabalık, kasıtlı tıbbi ihmal ve en temel insan haklarından mahrum bırakılma koşulları altında yaşadıkları, kurumun “felaket” olarak nitelendirdiği durumu ortaya koydu.
Kurum, yaptığı açıklamada avukatlarının sözlerine yer vererek, aralarında hamile kadınların da bulunduğu bir dizi kadın mahkumun, acil tedavi ve uzman tıbbi bakım gerektiren zorlu sağlık koşulları altında yaşadığını belirtti; ancak hapishane yönetimi, tıbbi ihmal politikası gereği bu ihtiyaçları karşılamamaktadır. Öte yandan, hamile kadınlar için gerekli tıbbi bakım, hem kendilerinin hem de bebeklerinin güvenliğini garanti altına alacak temel ihtiyaçların karşılanmaması nedeniyle sağlanmamaktadır.
Kurum ve Mahkumlar Kulübü, uluslararası ve yerel insan hakları ve kadın hakları örgütlerini, işgal makamlarına baskı uygulayarak kadın mahkumlara yönelik tecrit, işkence ve tıbbi ihmal politikalarını sona erdirmeleri için “acil harekete geçmeye” çağırırken, hamile mahkumların tutukluluğunun devam etmesinin uluslararası insani hukuk kuralları ve uluslararası insan hakları hukukuna açık bir ihlal teşkil ettiğini vurguladı.
Felaket Rakamlar
Mahkumlar Derneği’ne göre, Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşının başlamasından bu yana 765’ten fazla kadın gözaltına alındı; bunların arasında küçük kızlar, yaşlı kadınlar ve çeşitli sosyal gruplardan ve kesimlerden kadınlar yer alıyor. Bazı kadınlar eşleriyle birlikte gözaltına alındı ve çocukları, hem anne hem de babanın bir arada olmasının mahrum bırakıldı.
Tutuklanan kadınların büyük çoğunluğunun, “gizli dosya” bahanesiyle, yani idari tutuklama yoluyla gözaltına alındığı belirtildi. Buna ek olarak, işgalin “kışkırtma” iddiası üzerine yapılan tutuklamalar da, soykırımın ardından işgalin kullandığı en önemli baskı araçlarından biridir.
Mahkum kuruluşlarının istatistiklerine göre, işgal hapishanelerindeki Filistinli mahkum ve tutukluların sayısı yaklaşık 9.500’e ulaşmıştır; bunların arasında 3.324 idari tutuklu ve yaklaşık 360 çocuk bulunmaktadır.
