1 Temmuz’da yürürlüğe giren ve BM ile AB tarafından kınanan Çin’in yeni kabul edilen “Etnik Birlik Yasası” mercek altına alındı. Bu yasa, etnik azınlıklara Han Çinlilerinin ulusal kültürünü benimsemeleri ve kamusal alanda Mandarin diline öncelik vermeleri yönünde baskı uyguluyor.
Bu ayın başlarında, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, ayrıntılara girmeden, yeni yasanın “hukukun üstünlüğünü güçlendireceğini” ve ülkedeki 56 resmi etnik grubun haklarını “daha iyi koruyacağını” iddia etti.
Ancak yasanın muhalifleri, Pekin’in ülke dışındaki kişileri takip etme hakkını ortaya koyan bir hükmün, Pekin’e siyasi ve ekonomik nüfuzunu kullanarak diğer devletlere baskı uygulayıp, özellikle Çin kökenli ancak şu anda başka yerlerde ikamet eden kişilerin muhalefetini susturmak için bir bahane vereceğini savunuyor.
Kazakistan’da yaşayan ve isminin açıklanmamasını isteyen Çin doğumlu bir insan hakları savunucusu, RFE/RL’ye yaptığı açıklamada, yeni yasa ile Pekin’in yurtdışındaki etnik azınlıklar üzerindeki baskıyı “meşrulaştırmak ve yoğunlaştırmak için [daha büyük bir teşvike] sahip olacağından” endişe duyduğunu söyledi.
İnsan hakları örgütleri, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’da Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar ve çoğunluğu Müslüman olan diğer Türklerin uzun süredir toplu gözaltı ve baskı politikasına maruz bıraktığını belirtiyor.
Gözaltı kamplarına dair ilk kanıtlar, Şi Cinping tarafından başlatılan ÇKP’nin “Şiddetli Terörizme Karşı Sert Mücadele Kampanyası” kapsamında 2017 yılında ortaya çıktı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir raporuna göre, o tarihten bu yana 1 milyondan fazla kişi bu kamplarda keyfi olarak gözaltına alındı.
Nisan 2026’da BM tarafından hazırlanan ve söz konusu yasa ile ilgili özel raporda, yasanın ülkenin “tüm bölgelerinde etnik ilişkilere yönelik tek tip bir yaklaşımı” pekiştirerek Çin’deki azınlık haklarına zarar verme riski taşıdığı sonucuna varıldı.
Çin, BM ve AB’den gelen eleştirilere “kötü niyetli karalama” ve Çin’in iç işlerine müdahale girişimi olarak nitelendirerek sert tepki gösterdi.
Yeni birlik yasası yürürlüğe girmeden önce bile Kazak insan hakları savunucusu, yerel yetkililerin baskısı nedeniyle “[Çin’deki] akrabalarımın benimle iletişime geçmekten korkar hale geldiğini” söyledi. Devlet güvenlik güçlerinin akrabalarını defalarca çağırıp sorguya çektiğini söylüyor.
Şimdi ise, “Çin’deki gerçek insan hakları durumunu uluslararası topluma aktarma kabiliyetimizin” büyük olasılıkla keskin bir şekilde azalacağını, dolayısıyla ihlallerin rapor edilemeyebileceğini ekledi.
Şu anda Kazakistan’da yaşayan ve Doğu Türkistan’daki toplama kamplarından kurtulan Nurlan Kokteubai, Çin’in ana hedefinin “oradaki Müslüman halkların kimliğini, dinini ve dilini silmek ve onları tek bir Çin ulusu içinde asimile etmek” olduğunu söyledi.
Yurtdışında olsa bile Çinli yetkililer tarafından takip edilme korkusunu sürekli yaşadığını belirten Kokteubai, sınırın ötesindeki akrabalarıyla da tüm iletişimini kaybettiğini ifade etti.
Kazakistan’da Çin’in Artan Hakimiyeti
İnsan hakları örgütleri, Kazakistan’da Çin’in artan siyasi ve ekonomik etkisinin son yıllarda sınır ötesi baskı uygulamaları için daha fazla fırsat yarattığını belirtiyor.
Astana, Rusya’dan ekonomik bağlarını çeşitlendirmeye çalışırken Pekin ile ilişkiler hayati önem kazanmıştır. Çin Gümrük Genel İdaresi’ne göre, Ağustos 2025’te ticaret hacmi bir önceki yıla göre yüzde 5,7 artarak 30 milyar doların üzerine çıktı.
Doğu Türkistan’da kayıp kişilerin aileleri için faaliyet gösteren ve kayıtlı olmayan bir savunma grubu olan Atayurt Hareketinr bağlı 19 aktivist, Kasım 2025’te Kazakistan-Çin sınırına yakın Kalzhat köyünde Çin’in gözaltı politikasına karşı düzenlenen gösterilerin ardından bu yıl “etnik gruplar arası uyuşmazlığı kışkırtmak” suçlamasıyla yargılandı.
RFE/RL’nin Almatı’daki Çin Konsolosluğu’ndan elde ettiği ve Kazakistan Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen bir not, davanın temelini oluşturdu. Notta, gösteri Çin’in “haysiyetine yönelik açık bir provokasyon” olarak nitelendirildi ve Kazak yetkililerden “ciddi bir soruşturma yürütmeleri” istendi.
Mahkûm edilen protestoculardan birinin eşi olan Oralhan Aben, yeni yasa hakkında şunları söyledi: “Hâlâ [Doğu Türkistan’da] kalan akrabalarım ve sevdiklerim için büyük endişe duyuyorum. Ayrıca, Çin hükümetinin Kazakistan’da da etkisini sürdürdüğü için şu anda Kazakistan’da yaşayan bizlerin de ciddi risklerle karşı karşıya olduğuna inanıyorum.”
Eşi Tursunbek Kabiuly, Kasım ayındaki protesto nedeniyle beş yıl hapis cezasına çarptırılmış ve üç yıl süreyle siyasi faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştı.
Astana ile Pekin arasındaki ilişkiler yakınlaştıkça, sınır ötesi baskı olasılığının artacağına dair endişeler var.
18 Mayıs’ta Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Orta Asya devletlerini Pekin ile kolluk kuvvetleri işbirliğini güçlendirmeye çağırdı. Orta Asya ve Çin’den içişleri ve kamu güvenliği bakanlarıyla yaptığı toplantıda Toqaev, “aşırıcı fikirlerin yayılmasını engellemek” ve “İnternet üzerinden terörist gruplara üye kazanımını önlemek” için daha derin bir işbirliğinin gerekli olduğunu söyledi.
Bu yeni yasanın etkileri, dünya çapındaki diaspora toplulukları tarafından hissediliyor. Dünya Uygur Kongresi’nin başkan yardımcısı Zumretay Arkin, baskıların bu son aşamasının Çin’in dünya sahnesinde artan özgüvenini vurguladığını söyledi.
Arkin, Çinlilerin “son on yılda uluslararası toplumun Uygurlara nasıl arka çıkmadığını gördükleri için” cezasız bir şekilde hareket edebildiklerini belirterek, diasporadaki “bizim için çok karanlık bir dönem” olduğunu ekledi.
Kaynak: RFE/RL
