UHRP Araştırma Direktörü Dr. Henryk Szadziewski tarafından kaleme alınan “Press Freedom, Uyghurs, and Unquestioned Narratives” başlıklı rapor, bazı medya kuruluşlarının Çin’in resmi söylemlerini sorgulamadan aktardığını ve bunun gazeteciliği işlevsiz hale getirdiğini ortaya koyuyor.
“Gazetecilik değil, propaganda taşıyıcılığı”
Rapora göre, küresel medyanın bir bölümü sahadaki gerçekleri araştırmak yerine, Çin hükümetinin çizdiği çerçeveyi doğrudan kamuoyuna sunuyor. Bu durum, basının denetleyici rolünü ortadan kaldırırken, gazeteciliği “resmi anlatı dağıtımına” indirgediği gerekçesiyle sert şekilde eleştiriliyor.
UHRP, özellikle Doğu Türkistan’daki sıkı bilgi kontrolünün medya için bir bahane haline getirildiğini savunuyor. Ancak rapor, erişim kısıtlarının eleştirel habercilikten vazgeçmenin gerekçesi olamayacağını açıkça vurguluyor.
Erişim uğruna gerçeklerden vazgeçildi mi?
Analizde en çarpıcı iddialardan biri de bazı medya kuruluşlarının Çin’e erişimlerini kaybetmemek adına daha “yumuşak” ve sorgusuz bir dil benimsediği yönünde.
Rapora göre bu yaklaşım, kamuoyuna eksik ve tek taraflı bir gerçeklik sunuyor. UHRP, bu durumu şu ifadeyle özetliyor:
“Erişim uğruna gerçeğin geri plana atıldığı yerde bağımsız gazetecilikten söz edilemez.”
Uygur gazetecilere baskı: Sessizlik dayatılıyor
Rapor, yalnızca uluslararası medyayı değil, doğrudan Uygur gazetecilerin maruz kaldığı baskıyı da gündeme taşıyor. Buna göre hem Çin içinde hem de yurtdışında faaliyet gösteren Uygur gazeteciler sistematik tehdit, baskı ve yıldırma politikalarıyla karşı karşıya.
Bu durumun sadece bireysel hak ihlali olmadığı, aynı zamanda küresel bilgi akışını da bozduğu ifade ediliyor. Susturulan her gazetecinin, gerçeğin biraz daha karartılması anlamına geldiği belirtiliyor.
Tek sesli dünya: Gerçekler nasıl örtülüyor?
UHRP, “tek kaynaklı habercilik” anlayışını da sert şekilde eleştiriyor. Kapalı bilgi rejimlerinde resmi açıklamaların tek referans haline gelmesi, gerçeğin çarpıtılmasına zemin hazırlıyor.
Rapora göre bu durum yalnızca Uygur meselesiyle sınırlı değil. Sorgulanmayan her resmi anlatı, küresel ölçekte basın özgürlüğünü aşındıran tehlikeli bir örnek oluşturuyor.
Tarafsızlık mı, otosansür mü?
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise “tarafsızlık” kavramının yanlış kullanımı. Bazı medya kuruluşlarının tarafsızlık adı altında eleştirel habercilikten kaçındığı ve bu durumun fiilen otosansüre dönüştüğü ifade ediliyor.
UHRP’ye göre gerçek tarafsızlık, tüm tarafları eşit şekilde aktarmak değil; doğrulanabilir gerçekleri ortaya koymakla mümkün.
Açık çağrı: Sorgulamayan medya, gerçeği kaybeder
Raporun sonuç bölümünde medya kuruluşlarına net ve sert bir çağrı yapılıyor:
Resmi açıklamalarla yetinmeyin, alternatif kaynaklara yönelin, sahayı araştırın ve çok boyutlu habercilik yapın.
Özellikle ağır insan hakları ihlallerinin gündemde olduğu konularda yüzeysel haberciliğin kabul edilemez olduğu vurgulanıyor.
Basın özgürlüğü kritik eşikte
UHRP’ye göre Uygur meselesi, yalnızca bir insan hakları krizi değil; aynı zamanda küresel basın özgürlüğünün sınandığı bir alan.
Raporun en net mesajı ise şu:
Medya, güçlü aktörlerin söylemlerini sorgulamayı bırakırsa, gerçeğin yerini propaganda alır.
Ve bu durumda kaybeden yalnızca gazetecilik değil, doğrudan kamuoyunun doğru bilgiye ulaşma hakkı olur.