
Kurum, resmi bir açıklamada, titiz bir mesleki incelemeye tabi tutulmuş soruşturma ve analizlere dayanan güvenilir ve birbirini doğrulayan sonuçlara ulaştığını belirtti; bu da sahadaki gerçeklere dayanan bu sonucu desteklemektedir.
Kurum, hayatta kalanların ve ailelerin bilgi edinme hakkını gözeten insani ve mesleki standartlara uygun olarak, bu sonuçları kamuoyuna açıklamadan önce aile üyelerine bildirdiğini de vurguladı ve ilgili adli ve bilimsel makamlarla koordinasyon içinde cesetlerin yerlerinin tespitine yönelik çabaların sürdüğünü belirtti.
İçişleri Bakanlığı'nın soruşturmaları ve Amjad Yusuf'un olaya karıştığına dair ayrıntılar
Suriye İçişleri Bakanlığı ise, Dr. Rania al-Abbasi'nin çocuklarının kaybolmasıyla ilgili devam eden cezai soruşturmaların, davayla bağlantılı bir dizi tutuklunun ifadesine dayanarak, çocukların eski rejime bağlı gruplar ve milisler tarafından öldürüldüğüne dair kanıt ve bilgiler ortaya çıkardığını açıkladı.
Bakanlık, Ulusal Kayıp Kişiler Kurumu’nun güvenlik birimlerine ilgili video kayıtları ve veriler sağlayarak soruşturma sürecine destek verdiğini ve bu sayede maddi delil yelpazesinin genişlediğini açıkladı. İlk sonuçlar, 2013 yılının Nisan ayında El-Tadamon mahallesinde işlenen katliamın baş şüphelisi olarak tutuklanan Amjad Yusuf'un olaya karıştığını gösterdi. Yetkililer, davayla ilgili işlemleri tamamlamak ve diğer sorumluları bulmak için çalışıyor.
Bu bağlamda, doktor Rania'nın kardeşi Hassan al-Abbasi, resmi bir video kaydında, kız kardeşinin altı çocuğunun öldüğünü doğruladı ve ailenin bunu teyit etmesinin ardından Amjad Yusuf'u onların ölümünden doğrudan sorumlu tuttu.
Aile üyelerinin, sivilleri yakın mesafeden ateş ederek öldürdükten sonra cesetlerini yaktığı suçlamasıyla mahkum edilen sanığa ait kayıtları izlediklerini açıklayan Abbas, bu videolardan birinde kapalı bir odada bulunan çocuklara, hayatları sona ermeden önce askeri suçlamaların yöneltildiğini gösterdiğini ekledi.
Şam'daki "Musharraf" projesine ilişkin davanın tarihsel arka planı
Davanın kökleri, 2013 yılının Mart ayına dayanıyor. O tarihte, eski rejime bağlı güvenlik güçleri, Şam'ın "Musharraf" bölgesinde bulunan ailenin evine baskın düzenledi. O günden bu yana kayıp olan, doktor Rania al-Abbasi, eşi Abdurrahman Yasin ve altı çocukları olan Dima, Intisar, Najah, Alaa, Ahmed ve Layan.
Bu olay, kayıp çocuklarının akıbetini öğrenmeye çalışan binlerce Suriyeli ailenin, özellikle de son yıllarda gözaltı kayıtlarında adı geçen çocukların çektiği acıları simgeleyen bir insan hakları meselesi haline geldi. Çocukların yetimhanelere gönderilmiş olabileceği veya başka aileler tarafından evlat edinilmiş olabileceği yönündeki önceki varsayımlara rağmen, Kurum tarafından yayınlanan yeni raporlar, fiziksel tasfiye sonucu ölüm olasılığını öne sürerek konuyu kesinleştirdi.
İnsan hakları tepkileri ve yürürlükteki siyasi taahhütler
Ailenin kaderine ilişkin duyuru, Suriye'deki insan hakları ve dijital platformlarda geniş yankı buldu. "Sezar" olarak bilinen aktivist Farid el-Muzhan, bu davanın eski rejim tarafından işlenen en iğrenç zorla kayıp suçlarından biri olduğunu belirterek, bu dosyaların sonuçlandırılması ve faillerin hesap vermesinin gerçek bir uzlaşma sürecinin temel koşulu olduğunu vurguladı.
Suriye İnsan Hakları Ağı Direktörü Fadel Abdülgani ise, sonucun çocukları etkileyen sistematik ihlallerin boyutunu ortaya koyduğunu belirtti ve zorla kaybedilenlerin akıbetinin belgelenmesinin ülkedeki geçiş dönemi adaletinin temel bir dayanağı olmaya devam ettiğini vurguladı.
Hükümet tarafında ise Suriye Dışişleri Bakanı Asad el-Şibani, hükümetin adalet ve hesap verebilirlik dosyasını yeni devletin inşasının temeli haline getirme taahhüdünde olduğunu açıkladı ve yetkililerin cezai suçlara karışanları yasal olarak hesap sormak üzere takip etmeye devam edeceğini vurguladı.
Bu tutum, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şer'in 2025 yılının Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı ve sivillere karşı işlenen ihlallere karışanların adalete teslim edileceğini vurguladığı taahhütlerle uyumludur.
Eski rejimin düşüşünden sonra kayıp kişilerin dosyasının boyutları
Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden sonra, tutuklu ve kayıp kişilerin durumu Suriye'deki en karmaşık insani ve hukuki meselelerden biri olarak kabul edilmektedir.
Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu'nun tahminlerine göre, 2011 yılından bu yana resmi kayıp sayısı 130 bini aşarken, aynı komisyon, çatışmalar, göç ve birikmiş ihlalleri hesaba kattığında toplam sayının 300 bine ulaştığını tahmin etmektedir.
Suriye İnsan Hakları Ağı ise aynı dönemde 177 binden fazla kişinin zorla kaybedildiğini belgeliyor.
Son siyasi dönüşümün ardından Suriye yetkilileri, çeşitli bölgelerde keşfedilen ve daha önce işkence sonucu ölen veya insan hakları denetiminden uzak bir şekilde sahada infaz edilen kişilerin gömülmesi için kullanılan toplu mezarların yerlerini belgelemeyi de içeren kapsamlı cezai soruşturmalar başlattı.
Tıbbi ve adli ekipler şu anda DNA verilerini kullanarak cesetlerin kimliklerini tespit etmeye çalışmaktadır. Bu sayede Suriyeli ailelere, on yıllardır süren belirsizliği sona erdirecek resmi ve yasal bilgiler sunulacak ve yürürlükteki uluslararası standartlara uygun şeffaflık ve kurumsal hesap verebilirliğe dayalı yeni bir dönem başlatılacaktır.
