Röportajda özellikle Saha halkının savaşa bakışındaki değişim, olası yeni bir seferberlik ihtimali, Yakutya’nın ekonomik kaynaklarının Moskova tarafından kontrol edilmesi ve bağımsızlık fikrinin toplumdaki karşılığı ele alındı.
“Saha halkının savaşa bakışı değişti”
Raisa Zubareva, Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana Saha toplumunda savaşa yönelik yaklaşımın önemli ölçüde değiştiğini söyledi.
Zubareva’ya göre özellikle savaşta yaşanan kayıplar, esir düşen askerlerle ilgili görüntüler ve cepheden gelen asker videoları toplumun savaşın gerçekliğiyle daha fazla yüzleşmesine neden oldu.
Saha’dan Ukrayna’ya gönderilen askerlerin sayısına ilişkin farklı tahminlerin bulunduğunu belirten Zubareva, gönüllü araştırmacıların yaklaşık 3 bin kayıp tespit ettiğini söyledi. Bununla birlikte, bu rakamın kesin bir resmi bilanço olmadığını vurguladı.
Zubareva, savaşın ilk döneminde bazı ailelerin erkeklerini cepheye göndermeyi gurur meselesi olarak gördüğünü, ancak zaman içinde özellikle kadınların ve annelerin tutumunda değişiklik yaşandığını ifade etti.
Ona göre artık birçok anne oğlunun zorunlu askerliğe gitmesini dahi engellemeye çalışıyor. Bunun temel nedenlerinden biri ise zorunlu askerlik sonrasında gençlerin sözleşmeli askerliğe yönlendirilme ihtimali.
Yeni seferberlik beklentisi
Röportajın önemli başlıklarından biri de Rusya’da yeni bir seferberlik ihtimali oldu.
Zubareva, sonbaharda yeni bir seferberlik yapılabileceğine dair Rus yetkililerden gelen açıklamalara dikkat çekerek böyle bir adımın gerçekleşeceğine inandığını söyledi.
Saha bölgesinin coğrafi koşullarının askerlikten kaçınmaya çalışanlar açısından ayrıca zorluk yarattığını belirten Zubareva, özellikle Arktik ve kuzey bölgelerinde internet erişiminin sınırlı olması nedeniyle insanların güncel gelişmelerden geç haberdar olduğunu aktardı.
2022 yılındaki seferberlik sırasında kuzey yerleşimlerinden çok sayıda kişinin toplandığını ileri süren Zubareva, bazı yerleşimlere gece saatlerinde helikopterlerle gidildiğini ve erkeklerin toplama merkezlerine götürüldüğünü iddia etti.
Bu nedenle Saha’daki muhalif ve bağımsızlık yanlısı çevrelerin savaş ve seferberlik konusunda bilgilendirme çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.
Stalin anıtları neden yeniden gündemde?
Röportajın bir diğer dikkat çekici konusu, Yakutya ve diğer ulusal cumhuriyetlerde Stalin anıtlarının yeniden ortaya çıkması oldu.
Zubareva, Stalin döneminde Saha aydınlarının, din adamlarının ve kültürel çevrelerin ağır baskılara maruz kaldığını hatırlattı. Buna rağmen bölgede Stalin’e yönelik anıt çalışmalarının devam etmesini “hafıza kaybı” olarak nitelendirdi.
Zubareva, 2000’li yılların sonunda Yakutsk’ta Stalin büstünün dikilmesine karşı yürütülen kampanyada yer aldığını anlattı. Büstün kent yönetiminin doğrudan kontrolündeki alan yerine özel bir madencilik şirketine ait arazide kurulmasının önünün açıldığını iddia etti.
Ona göre Stalin dönemine ilişkin tarihsel hafızanın zayıflaması yalnızca toplumsal bir eğilim değil; aynı zamanda devlet destekli propaganda politikalarının da sonucu.
Röportajda Stalin nostaljisi, Vladimir Putin dönemindeki otoriter yönetim anlayışıyla da karşılaştırıldı. Konuşmacılar, Rusya’da Sovyet dönemine ait sembollerin ve Stalin figürünün yeniden öne çıkarılmasının mevcut siyasi sistemin ideolojik meşruiyet arayışının bir parçası olduğunu savundu.
“Ulusal cumhuriyetlerin doğal kaynakları kimin?”
Röportajın ekonomik açıdan en önemli başlıklarından biri ise Yakutya’nın doğal kaynakları ve ALROSA üzerindeki cumhuriyet payı oldu.
Saha Cumhuriyeti’nin ALROSA’da yaklaşık yüzde 25 paya sahip olduğu, ayrıca bazı ulusların da şirket içerisinde hisselerinin bulunduğu hatırlatıldı.
Zubareva, Moskova’nın savaş nedeniyle artan mali yükleri karşılamak için ulusal cumhuriyetlerin stratejik varlıklarının satışına yönelebileceği endişesini dile getirdi.
Yakutya’daki nadir toprak elementleri ve diğer maden kaynaklarının yabancı yatırımcılara açılmasıyla ilgili haber ve iddialara da değinen Zubareva, bu süreçlerin kamuoyuna yeterince şeffaf biçimde açıklanmadığını savundu.
Saha bağımsızlık hareketine göre temel sorun, bölgenin yeraltı kaynaklarının mülkiyeti ve bu kaynaklardan elde edilen gelir üzerinde cumhuriyetin ne ölçüde söz sahibi olduğu.
Zubareva, mevcut sistemde doğal kaynakların fiilen federal merkezin kontrolünde bulunduğunu ve Moskova’nın bölgesel yönetimlerin onayına ihtiyaç duymadan stratejik kararlar alabildiğini ileri sürdü.
Başkurdistan ve Yakutya arasında paralellik
Röportajda Başkurdistan ile Yakutya arasında da dikkat çekici karşılaştırmalar yapıldı.
Ruslan Gabbasov, Başkurdistan’daki Başneft hisselerinin satış sürecini örnek göstererek benzer bir sürecin Yakutya’daki stratejik şirketler açısından da yaşanabileceğini savundu.
Gabbasov’a göre federal merkez tarafından bölgesel yönetimlerin borçlandırılması, savaşın ekonomik maliyetlerinin bölgelere yansıması ve ardından stratejik şirketlerin satışa çıkarılması birbirini tamamlayan bir süreç oluşturuyor.
Gabbasov, bağımsız bir Başkurdistan senaryosunda, geçmişte hukuka aykırı veya siyasi baskı altında devredildiğini düşündükleri şirketlerin mülkiyetinin yeniden inceleneceğini söyledi.
Bununla birlikte, tüm şirketlerin devletleştirilmesi yerine cumhuriyetin kontrol veya blokaj sağlayacak bir hisseyi elinde tutması, kalan payların ise farklı ülkelerden yatırımcılara satılması fikrini savundu.
Bu yaklaşımın Kazakistan gibi ülkelerdeki yabancı yatırım modellerine benzeyebileceğini belirten Gabbasov, stratejik şirketlerde farklı ülkelerden yatırımcıların bulunmasının tek bir güce bağımlılığı azaltabileceğini ileri sürdü.
Rus toplulukları ve Kazak örgütlerinin yükselişi
Röportajda Yakutya’da son dönemde Rus toplulukları ve Kazak örgütlerinin daha görünür hale gelmesi de tartışıldı.
Zubareva, bunun Moskova’nın ulusal cumhuriyetlerde olası toplumsal hareketliliklere karşı geliştirdiği bir güvenlik stratejisinin parçası olduğunu iddia etti.
Saha’daki ulusal hareketlerin geçmişte daha görünür olduğunu, ancak savaş sonrasında bazı örgütlerin kamuoyu önünden çekildiğini belirten Zubareva, buna karşılık Rus toplulukları ve Kazak yapılanmalarının daha fazla öne çıktığını söyledi.
Zubareva’ya göre Kremlin, savaş sonrasında farklı bölgelerde ortaya çıkabilecek siyasi krizleri kontrol etmek için yerel düzeyde yarı askerî nitelikte örgütlenmelere dayanmak isteyebilir.
Bu değerlendirmeler, röportajdaki konuşmacıların siyasi yorumları olup bağımsız kaynaklarca doğrulanmış bir Kremlin stratejisi olarak değerlendirilmemelidir.
Saha bağımsızlığı fikri güçleniyor mu?
Röportajın en önemli siyasi mesajı, Saha halkının bağımsızlık fikrine yönelik desteğin arttığı iddiası oldu.
Zubareva, kendisine ulaştığını söylediği gençlerden ve bazı bölgesel elitlerden gelen mesajların bağımsızlık fikrine yönelik desteğin arttığını gösterdiğini savundu.
Bir gençten geldiğini aktardığı mesajda, kişinin Saha halkının özgürlüğü için hayatını feda etmeye hazır olduğunu söylediğini belirten Zubareva, bunun kendisi açısından bağımsızlık hareketinin toplumdaki etkisinin önemli bir göstergesi olduğunu ifade etti.
Zubareva ayrıca, bazı siyasi, ekonomik ve kültürel elitlerin artık cumhuriyetin geleceği için bağımsızlığın gerekli olduğunu düşündüğünü ileri sürdü.
Ancak bu iddiaların kapsamını ortaya koyan bağımsız ve temsili bir kamuoyu araştırması röportajda sunulmadı.
“Bağımsızlık olursa Çin işgal eder” argümanı
Röportajda Rusya’nın bölünmesi ve ulusal cumhuriyetlerin bağımsızlığına karşı kullanılan argümanlar da tartışıldı.
Gabbasov ve Zubareva, bağımsızlığını kazanacak cumhuriyetlerin Çin tarafından işgal edilebileceği veya ekonomik açıdan yaşayamayacağı yönündeki görüşleri “korku siyaseti” olarak değerlendirdi.
Zubareva, bağımsızlığın ardından Saha’nın ekonomik ve siyasi açıdan başarısız olabileceği yönündeki uyarıların, Rusya’nın bütünlüğünü korumaya yönelik söylemler olduğunu savundu.
Konuşmacılar ayrıca Türkmenistan örneğinin bağımsızlık karşıtı tartışmalarda sık sık kullanıldığını belirtti. Onlara göre Türkmenistan’ın otoriter yapısı, bağımsızlığın kendisinin başarısızlığına kanıt olarak gösterilemez.
Ancak bağımsızlık sonrasında demokratik yönetim, ekonomik sürdürülebilirlik ve güvenlik gibi sorunların nasıl çözüleceği konusunda röportajda ayrıntılı bir ekonomik veya kurumsal model sunulmadı.
“1990’larda olsaydı yeniden Moskova ile anlaşma yapılabilirdi”
Gabbasov, Rusya’daki rejimin hızlı biçimde değişmesi durumunda 1990’lı yıllarda yaşananlara benzer bir sürecin tekrarlanabileceğini öne sürdü.
Ona göre savaşın başlamasından önce toplumların önemli bir bölümü bağımsızlık fikrine hazır değildi. Ancak dört yılı aşkın savaş, ekonomik sorunlar, seferberlik ve insan kayıpları Rusya’nın merkezî yapısına yönelik bakışı değiştirdi.
Zubareva da benzer bir görüş dile getirerek Putin döneminin ilk yıllarında Rusya’nın kendisini daha farklı bir siyasi sistem olarak sunabildiğini, 2014 Kırım ilhakından sonra başlayan göç dalgasının ve özellikle 2022’deki tam kapsamlı işgalin Rus devletinin niteliğine ilişkin algıyı değiştirdiğini söyledi.
Ona göre savaş, Rusya’nın merkezî yönetimi ile ulusal cumhuriyetler arasındaki ilişkilerin yeniden sorgulanmasına yol açtı.
“Bağımsızlık olursa ne olacak?” sorusu
Röportajın ortak noktasını, Rusya’nın geleceği ve ulusal cumhuriyetlerin bu süreçteki konumu oluşturdu.
Gabbasov ve Zubareva, Rusya’nın mevcut siyasi sisteminin sürdürülemez hale geleceğini ve gelecekte ulusal cumhuriyetlerin bağımsızlık ilan edebileceğini savunuyor.
Saha’nın bu süreçte ilk bağımsızlık ilan edecek bölgelerden biri olabileceğini düşünen Zubareva, bunu bölgedeki güçlü ulusal kimliğe ve uzun yıllardır sürdürülen bağımsızlık hareketlerine bağladı.
Bununla birlikte, böyle bir siyasi dönüşümün ne zaman gerçekleşeceği, Moskova’nın buna nasıl karşılık vereceği ve bağımsızlık sonrasında ekonomik ve güvenlik düzeninin nasıl kurulacağı belirsizliğini koruyor.
Saha hareketinin mesajı
Röportajdan çıkan temel mesaj, Saha bağımsızlık hareketinin Rusya’nın mevcut savaş politikası ile federal sistemini birbirinden ayrı görmediği yönünde.
Hareketin temsilcilerine göre savaş, Rusya’nın merkezî yönetim yapısının ekonomik ve siyasi sınırlarını daha görünür hale getirirken, ulusal cumhuriyetlerde kendi kaynakları ve siyasi gelecekleri üzerindeki kontrol tartışmasını da güçlendiriyor.
Ancak röportajdaki değerlendirmelerin önemli bir bölümü konuşmacıların siyasi görüş ve öngörülerinden oluşuyor. Saha halkının tamamının bağımsızlık yanlısı olduğu veya bağımsızlığın kaçınılmaz biçimde gerçekleşeceği sonucuna ulaşmak için bağımsız kamuoyu araştırmaları ve daha geniş veri setlerine ihtiyaç bulunuyor.
Buna rağmen Gabbasov-Zubareva görüşmesi, Rusya’nın ulusal cumhuriyetlerinde savaşın yalnızca askerî ve ekonomik sonuçlarının değil, kimlik, kaynakların mülkiyeti, siyasi egemenlik ve gelecekteki devlet yapısı tartışmalarının da giderek daha fazla gündeme geldiğini gösteriyor.
Yakutya özelinde ise tartışmanın merkezinde üç soru bulunuyor: Saha halkı savaşın maliyetini daha ne kadar taşıyacak, bölgenin devasa doğal kaynakları üzerinde kim söz sahibi olacak ve Rusya’da olası bir siyasi kriz yaşanması halinde Yakutya nasıl bir gelecek tercih edecek?
