24 Haziran 2026’da kaydedilen görüşme ve sonraki takip görüşmeleri, Yuan Li’nin sunumuyla aktarılıyor. Zhang YaboZhang Yabo, Henan’ın kırsal Shangcai ilçesinde doğmuş, 2006’da üniversite sınavından sonra Çin devletinin “Batı Bölgelerini Geliştirme”(¹) politikası çerçevesinde Doğu Türkistan’a gitmiş bir Han Çinlisidir. Öğretmenlikten sonra 2014’te Keriye (Hotan iline bağlı) İlçesi Gözaltı Merkezi’ne girdi, 2016’da resmi polis oldu ve 2023’te istifa ederek 2024’te Çin’den ayrıldı.
Zhang, kendisini “devlet makinesinin küçük bir çarkı” olarak tanımlıyor ve “kimseyi bizzat zulmetmediğini”, yalnızca emirleri uyguladığını söylüyor. Aynı zamanda sistem içinde yaşadığı kontrol, aşağılanma, keyfi alıkoyma ve aile kopukluğunun da gerçek olduğunu vurguluyor. Bu tanıklık, içeriden bir Han Çinli polisin ağzından aktarıldığı için gazetecilik açısından özel bir değer taşıyor: Olaylar, dışarıdan gözlem veya mağdur anlatımlarının ötesinde, sistemin işleyişini doğrudan gören birinin dilinden dökülüyor. Aşağıda, röportajdaki ifadeler kronolojik ve tematik olarak, mümkün olduğunca onun anlatımına sadık kalarak düzenlenmiştir.
Çocukluk, Doğu Türkistan’a Gidiş ve Polis Olma
Zhang Yabo, 1980’ler-90’larda yoksul bir köyde büyüdü. Elektrik geç geldi, et yemek nadirdi, kışın banyo bile zordu. Ailesiyle ilişkisi, özellikle babasıyla, mesafeliydi. Çocukluk hayali asker veya polis olmaktı; ailesi ise doktor olmasını istiyordu. 2006’da Doğu Türkistan’a gitti. “O zamanlar ateşli bir gençtim, vatanseverdim” diyor. Önce önlisans, sonra “Sincan Finans ve Ekonomi” Üniversitesi’ne geçti. Mezuniyet sonrası Bayıngolin Moğol Özerk İli’nde bir köy ilkokulunda matematik öğretmenliği yaptı (maaş başlangıçta 1800 yuan civarı). Müdürle anlaşamadığı, dışarıdan geldiği ve maaşının düşük olduğu için 2014’te kamu sınavına girerek Keriye İlçesi Gözaltı Merkezi’ne geçti.
İlk aylarda memnundu: Üniforma, akrabaların gururu, biraz daha yüksek maaş. Görevleri hücreleri korumak, kamera izlemek, gece devriye gezmek, yemek dağıtmak, dosya düzenlemek ve “ipucu toplamak”tı. Keriye’de nüfusun yüzde 95’inden fazlası Uygur’du; gözaltı merkezindekilerin büyük çoğunluğu da Uygur’du. “Suçlar” genellikle “ulusal güvenliği tehdit etme”, “toplumsal düzeni bozma”, “şiddet ve terör içeren görüntü izleme” gibi siyasi nitelikliydi. Normalde 10-12 kişilik hücreler vardı.
2017’den İtibaren Büyük Ölçekli Tutuklamalar
2017 başında, özellikle Karkaş İlçesi’ndeki saldırı ve önceki olayların ardından (Urumçi tren istasyonu bombalaması vb.) büyük tutuklama dalgası başladı. Zhang o dönemde eğitimdeyken, eğitim yarıda kesilip herkes gözaltı merkezlerine gönderildi. “Gündüz gece yüzlerce kişi geliyordu. Eski merkez 1-2 bin kişilikti; yeni, çok daha büyük bir merkez açıldı. Hücrelerde 10 kişi olması gereken yerde 30’dan fazla kişi vardı. Hepsi Uygur’du” diye anlatıyor.
Gözaltı merkezinde kendisi sorgulamalara katılmadı; farklı birimlerden (özellikle ulusal güvenlik ekiplerinden) gelen polisler yapıyordu. Sesleri sık duyuyordu, ara sıra kapıdan bakıyordu. “Morarmış, sopayla dövülmüş bedenler gördüm. Korkunçtu. İç organlara darbe olup olmadığını kontrol ederdik; ölüm olursa herkes sorumlu olurdu.” İlk başlarda “hükümetin dediği gibi kötü insanlar, teröristler” diye düşündüğünü, biraz acıma duyduğunu ama fazla sorgulamadığını söylüyor: “Ben sıradan bir polistim, gücüm yoktu. İşimi yapıp yemek yerdim.”
Mahkûm Nakilleri ve Zorla Çalıştırma
2017’de sık sık mahkûm nakli yaptı. Hotan ilinden Aksu, Kaşgar, Urumçi, İli’ye kadar konvoylarla (bazen 8-50 araç, bir seferde 3 bine yakın kişi) insan taşıdı. “Kapüşon takılır, kelepçelenirdi. Birbirlerini göremezlerdi. Tuvalet için neredeyse hiç indirmezlerdi; kova kullanırlardı. Yol 10 saatten fazla sürebilirdi. Hiç direniş görmedim.” Araçlarda naan ve su dağıtır, telsizle rapor verirdi. Kontrol noktaları tamamen kapatılır, yeşil koridor açılırdı. “Görevimi yerine getiriyordum. Bu kadar insanın suçu olup olmadığını düşünmüyordum.”
Kasım 2017-Ağustos 2018 arasında Hotan İli “Rehabilitasyon Hastanesi”ne (aslında dönüştürülmüş bir kamp) atandı. Önceden 100-200 gerçek akıl hastası varken, “mümkün olan herkesi yatırın” talimatıyla dolduruldu; zirvede 800-1000 kişiye yaklaştı. “Bazıları hasta değildi, baskıdan dolayı veya sahte hastalık yapıyordu. İlaçları ağızlarına alıp tükürdüklerini gördüm ama söylemedim. Benim işim kaçmalarını ve saldırmalarını engellemekti. Burası diğer yerlere göre daha kolaydı; dövme yoktu.”
2018’de pamuk toplama “zorunlu işgücü”ne eşlik etti. Hotan’dan Aksu’ya 3 bin civarı Uygur gönderildi. “Gitmek istemiyorlardı ama köy komitesi ikna eder, direnenleri ‘eğitim kampına’ gönderebilirlerdi. Kimliklerini ben tutuyordum. Tarlalarda dini faaliyet veya başörtüsü olup olmadığını kontrol ederdik. Han Çinli görmedim; hepsi Uygur’du.”
Köy Polisliği, Gözetim ve “İyi İşler”
2018-2021 arasında köylerde (özellikle Yurunkaş köyü) görev yaptı. Zirve döneminde 1700 kişilik köyde 300’den fazla kişi kampta, 100-200 kişi hapisteydi. Geri kalanlar yaşlılar ve çocuklardı; gençler fabrikalar veya “uydu fabrikalar”a (ayakkabı vs., aylık 800-900 yuan) zorla gönderilmişti. “Seçme şansları yoktu.”
Görevler: Bayrak töreni, her gece (bazen gece 2-3’e kadar) Çince öğrenme ve siyasi eğitim, üç nesil akraba bilgisi toplama (adres, kimlik, WeChat, Douyin vs.), “değerli istihbarat” üretme. KPI’lar vardı: Her hafta/ay tutuklama kotası. “Artık kimse Çince dersine gelmemeye cesaret edemiyordu. Eski suçlar aranırdı: 10 yıl önce peçe takmak, şiddet görüntüsü izlemek, başkalarıyla din eğitimi yapmak. Evde dambıl, el sıkma aleti, fazla kas, özel basketbol oynamak, koşmak bile ‘potansiyel terörist’ şüphesi yaratırdı. Raporlardık, soruşturma ekibi alırdı.”
“Akraba tanıma / eve yerleşme” programı: Her kadro 3-5 Uygur ailesine “akraba” olur, bayramlarda ve hassas dönemlerde evlerinde kalırdı. “Dini kitap, dua yeri, sansürsüz bıçak, İslami süs arardık. Onlar sobayı yakar, temizler, yemek yapardı; ben telefon oynayıp uyurdum. Amaç gözetimdi.” “İyi işler” adı altında (saç kesmek, elektrik teli düzeltmek, masa taşımak) eve girip fotoğraf çekip platforma yüklerlerdi. “Gerçek amaç istihbarattı.”
İstihbarat kaynakları (muhbirler) vardı; değerli bilgi getirmezlerse çıkarılırlardı. Elektrik tüketimi ani artışı, araç yakıt dolumu gibi veriler “entegre platform”dan gelirdi; şüpheli sayılırdı.
Dosya Yakma, Gizlilik Baskısı ve Kendi Yaşadıkları
2019-2020’de kamplar “dış baskı” nedeniyle kademeli kapatılırken (Mayıs’ta bir grup, sonra yavaş yavaş), dosyalar yakıldı. “Üç yıllık kampların dosyaları, aile bilgileri yığınlar halinde yakıldı. Sonra birkaç ay içinde aynı insanlar için yeniden dosya hazırlamak zorunda kaldık. Gizlilik ekipleri sürekli bilgisayarları kontrol ederdi. İki hard disk kullanır, kabloyu çeker, CD’leri tavana saklardık. Sızıntı olursa kadrolar bile tutuklanırdı. Resmi belge yerine telsiz ve sözlü emir kullanıldı.”
Zhang’ın kendi yaşadıkları: 24 saat nöbet, gece 2-3’te form doldurma, aileden 8 yıl ayrı kalma, doğum günü ve Çin Yeni Yılı’nı ailesiyle geçirememe, keyfi alıkoyma. Bir keresinde telsize cevap vermediği için kışın ince kıyafetle 3 gün 3 gece nöbete gönderildi; kamera ve sürekli yoklama vardı. “Polis olduğum halde tutuklu gibi götürüldüm. Konuşmaya cesaret edemezdim.” COVID döneminde köydeki herkesin zorunlu karantinaya alınması, kötü koşullar (yataksız sınıflar, soğuk, tuvaletsiz odalar) onu derinden etkiledi. “Bu, insanlık dışıydı. Ben de karantinaya alınacaktım; ‘köyde güvenlik kalmaz’ diyerek kurtuldum, ama polis merkezinde kilitlendim.”
Savaş hazırlığı seviyeleri (1. seviye: 24 saat hazır, 500 metre dışına çıkmama, kalkan-sopayla uyuma; 2. seviye daha esnek) sürekli gerginlik yaratırdı. “İnsan hayatı değildi. İntihar bile düşündüm.”
İstifa, Kaçış ve Bugün
2023 Eylül’de “annem hasta” bahanesiyle izin alıp geri dönmedi. 2024’te resmi prosedürleri tamamlayıp gizlilik anlaşması imzaladı. Guangzhou’da İngilizce ve kuaförlük kursuna gitti, VPN’le dış haberleri görünce sarsıldı. Hristiyan oldu; İncil’deki “zayıflar için konuş” çağrısıyla harekete geçti. Fransa vizesiyle Almanya’ya geldi, Dünya Uygur Kongresi’ne ulaştı. Ailesi ve akrabaları Çin’de sorguya çekildi, iletişim kesildi.
Bugün Almanya’da röportajlar veriyor, anılarını yazıyor, İngilizce ve Almanca öğrenmeye çalışıyor. “Kimseyi bizzat dövmedim, işkence etmedim. Hatta bazılarının kelepçelerini gizlice çıkardım, yolda iyi yemek yedirdim, bazılarını korudum. Ama sistemin parçasıydım. Hukuken yargılanmaya razıyım. Asıl sorumlu sistemdir; sıradan Han’lar Uygur’lara zulmetmez. Hem Uygurlar hem biz zarar gördük. Ama onlar sadece Uygur oldukları için hedef alındı.”
Zhang, tanıklığının “kapı bekçisi” düzeyinde olduğunu, büyük resmi sadece Doğu Türkistan içinden gördüğünü kabul ediyor. Uzmanlar (Adrian Zenz, Björn Alpermann, Dünya Uygur Kongresi’nden Haiyur Kurban) bu anlatımın belge ve mağdur tanıklıklarını tamamlayan nadir içeriden bir bakış olduğunu belirtiyor. Zhang’ın “sadece emirleri uyguladım” savunması, tarihsel sorumluluk tartışmalarını (Nazi kamplarındaki gardiyanlar örneği dahil) yeniden gündeme getiriyor. O, sistemden çıkıp konuşmanın cesaret gerektirdiğini, ancak kendi rolünü henüz tam yüzleşmeye başladığını gösteriyor.
Bu tanıklık, Doğu Türkistan’daki politikaların günlük işleyişini –kotlar, gözetim, zorla çalışma, dosya imhası, sıradan yaşamın kriminalize edilmesi– bir Çinli polisin ağzından detaylandırıyor. Gazetecilik açısından değeri, “öteki”nin değil, sistemin içinden birinin doğrulamasında yatıyor.
Dipnot:
(1) 西部大开发
