Abdulhakim İdris’in konuşması, foruma damgasını vurdu. Panel boyunca insan hakları, dijital dönüşüm ve platform ekonomisinin bölgede oluşturduğu etkiler tartışılırken, Çin’in Doğu Türkistan’da yürüttüğü ağır hak ihlallerinin gündeme getirilmemesi dikkat çekti. Söz hakkı alarak kürsüye çıkan İdris, panelistlerin sessizliğine tepki göstererek, “Ben Uygurum, Uygur bölgesinden geliyorum. Şu anda bölgede modern kölelik var. 3,3 milyondan fazla insan, zorla çalıştırılarak modern köle hâline getirildi. Uygurlara ait toprakların yüzde 40’ı Çin Komünist Hükümeti tarafından gasp edildi. Burada konuşan panelistlerin bunlara hiç değinmemesi gerçekten şaşırtıcı,” ifadelerini kullandı.
İdris’in bu açıklamaları salonda yoğun dikkatle takip edilirken, yönelttiği temel soru bir anda forumun atmosferini değiştirdi:
“Neden? Acaba Çin Birleşmiş Milletleri mi yoksa tüm Dünya’nın Birleşmiş Milletleri mi?”
Çin’den Beklenen Cevap Yine Gelmedi
İdris’in sorusuna karşılık söz alan Çinli temsilciler, her zamanki gibi Uygur bölgesindeki ihlalleri reddeden iddialarını tekrarladı. Pekin delegasyonunun cevabı, dile getirilen ağır hak ihlallerine dair herhangi bir somut açıklama içermedi. Çin temsilcileri, İdris’in ortaya koyduğu zorla çalıştırma, toprak gaspları ve geniş çaplı baskı politikalarına yönelik iddialar karşısında sessiz kalarak yalnızca “Çin’in toprak bütünlüğü ve iç meselelerine müdahale edilemeyeceği” söylemlerini yineledi.
Bu cevap, uluslararası insan hakları çevreleri tarafından uzun süredir eleştirilen bir durumu bir kez daha görünür kıldı: Çin, Uygur halkına yönelik devlet destekli baskı politikalarına dair iddiaları sistematik şekilde reddederken, pek çok ülke ve kurum diplomatik ve ekonomik baskılar nedeniyle bu ihlalleri açıkça gündeme getirmekte zorlanıyor.
Belgeler, Raporlar ve Gerçekler: Modern Kölelik Sistemi Ortada
Bağımsız araştırmalar, uluslararası insan hakları örgütleri ve gazetecilerin hazırladığı raporlar, Uygur Bölgesi’ndeki zorla çalıştırma sisteminin kapsamını detaylı biçimde ortaya koyuyor. Bu raporlarda, kitlesel gözaltı kampları ile bağlantılı zorunlu işgücü programlarında milyonlarca insanın tehdit, siyasi baskı, gözetim ve ailelerinden koparılma gibi yöntemlerle çalıştırıldığı belgeleniyor.
Özellikle ABD’de yürürlüğe giren Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası, bu sistemin devlet tarafından organize edilen geniş çaplı bir insan hakları ihlali olduğunu uluslararası düzeyde teyit etmiş durumda. Bunun yanı sıra çeşitli akademik araştırmalar, Uygur çiftçilerin topraklarının büyük bölümünün Çin devleti veya Han yerleşimcilere devredildiğini, bazı köylerin tamamen boşaltıldığını ve halkın zorunlu çalışma ya da yeniden yerleşim programlarıyla yaşam alanlarından koparıldığını gösteriyor.
BM Mekanizmalarının Sessizliği Tepki Çekiyor
Tüm bu belgelenmiş ihlallere rağmen, Birleşmiş Milletler mekanizmalarının konuya yaklaşımı uzun süredir tartışma konusu. BM İnsan Hakları Ofisi tarafından 2022 yılında yayımlanan kapsamlı raporda, Çin’in Doğu Türkistan’da “insanlığa karşı suç” niteliği taşıyan uygulamalarda bulunduğu belirtilmişti. Ancak Çin’in yoğun diplomatik baskıları sonucu bu raporun BM İnsan Hakları Konseyi’nde ele alınması için gereken oylama dahi engellenmişti.
Bu durum, BM’nin evrensel insan haklarını koruma misyonu ile fiili tavrı arasındaki kopukluğu yeniden gündeme taşıyor. Eleştirmenlere göre, Birleşmiş Milletler Çin’in küresel ekonomik ve siyasi etkisi nedeniyle Doğu Türkistan’daki ihlallere karşı sessiz kalıyor; bu da kurumun güvenilirliği açısından ciddi bir sorun oluşturuyor.
“Uygur Halkının Adalet Talebi Ertelenemez”
Uygur Araştırmalar Merkezi, Abdulhakim İdris’in forumda dile getirdiği soru üzerinden tüm dünyaya önemli bir çağrıda bulundu:
“Birleşmiş Milletler gerçekten tüm insanlığın sesi mi, yoksa güçlü devletlerin etkisi altında işleyen bir kuruma mı dönüşüyor?”
Merkez, Uygur halkına yönelik toplu gözaltılar, zorla çalıştırma, kültürel ve dini yasaklar, toprak gaspları, ailelerin parçalanması, çocukların yatılı okul sistemi içinde asimilasyona zorlanması ve dijital gözetim yoluyla kimliğin silinmesine yönelik politikaların bir bütün olarak soykırım unsurları taşıdığını vurguluyor.
BM’nin bu gerçekler ortadayken sessiz kalması, Uygur toplumu açısından kabul edilemez bir durum olarak değerlendiriliyor.
Son Soru: “Birleşmiş Milletler Kimin İçin Var?”
Abdulhakim İdris’in BM panelinde yönelttiği soru bugün yalnızca bir aktivistin değil, baskı altındaki milyonlarca Uygur’un sorusu hâline gelmiş durumda:
“Birleşmiş Milletler kimin için vardır ve adalet kim içindir?”
Cevabı beklenen bu soru, uluslararası toplumun Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine yaklaşımının geleceğini belirleyecek nitelikte.

