
Yücel Tanay
Çin tarihi, yalanlarla dolu bir tarihtir. Çin tarihi, Çinli olmayanları her bakımdan kültürsüz ve aşağılık toplumlar olarak görmüştür.
Antik çağlardan beri, Han halkı çevredeki etnik grupları her zaman barbar olarak adlandırmıştır. Hatta şimdi bile, Çinlilerin yabancılara veya hatta farklı eyaletlerden insanlara hakaret içeren isimler taktığını görebilirsiniz.
Tarihsel Han-Çin Nazizmi Konfüçyanizm’in merkezinde yer almıştır. Bundan dolayı Çinlilerin dünya hakimiyet düşüncesinde daima Çin “merkezi” konumda olmuştur. Çin Devleti’nin Çince söylenişi “Zhongguo-中国”nun anlamı ise, “Merkez(i) ülke”dir.
Günümüzün uluslararası ilişkilerinde gücünü, nüfuzunu giderek artıran, evrensel değerler başta olmak üzere birçok uluslararası hukuku göz ardı eden veya çiğneyebilen, sınırlarının içi ve dışındaki farklılıklara karşı agresif ve saldırgan tutum takınan bir Çin vardır.
Çin kültürü ve uygarlığı diğer kültür ve uygarlıklardan farklı olarak genellikle kendisi ile rekabet edebilme ihtimali olan yabancı kültür ve uygarlıklara mesafeli kalmayı başarmış, içindeki veya yakın çevresindeki öteki kültür-uygarlıklara üstünlük kurarak, onların mevcudiyetlerinin daimî olmasını engellemiştir. Bundan ötürü, homojenlik belirgin bir özellik ve önemli değer olarak egemen düşünceleri olan Konfüçyanizm’in merkezinde yer almıştır. Bundan dolayı Çinlilerin dünya hakimiyet düşüncesinde daima Çin “merkezi” konumda olmuştur. Çin Devleti’nin Çince söylenişi “Zhongguo-中国”nun anlamı ise, “Merkez(i) ülke”dir. Bu anlayışın kökleri antik çağlara kadar uzanan bir çeşit Çin merkezci zihniyetten kaynaklanıyordu.
Böyle bir zihniyet ve kültürel değerler temelinde şekillenmiş olan üstünlük anlayışı, 19. yüzyılın sonlarında Batı tarafından yarı sömürge hale getirilene kadar baskınlığını ve yaygınlığını korumuştur. Öyle ki, Batı’nın top ve tüfekleri Mançu-Qing İmparatorluğu’nun kapılarına dayanana ve Çin orduları dağıtılarak, sarayları yakılana kadar Çinliler hala kendilerini dünyanın merkezi ve en güçlü imparatorluğu olarak telakki ediyorlardı.
Daha doğrusu, Çin’in batısında bulunan güçlü medeniyetler 19. yüzyılın ortalarına kadar Çin ile uğraşmamıştır. Bundan dolayı Çinlilerin tahayyülündeki cihanın (Tianxia/天下) merkezinde kendileri çevresinde ise, geri kalmış dört barbar komşu (SiYı/四姨) bulunuyordu. Bundan dolayı, komşu halkların Çin hükûmetinin hükümdarlığını tanıdıkları, haraç ödedikleri müddetçe, Çin uygarlığı ile temaslarından fayda sağlayacaklarını düşünmüşlerdir. Bunu yapmayanlar Barbarlar olarak görülüyordu. Bundan dolayı, Çin imparatoruna itaat etmek ve imparatorluk ritüellerine uymak Çin kültürünün çekirdeğini oluşturmakta idi.
Huaxia veya Çin kökenli yöneticiler, kültürel yapılarından dolayı çoğu zaman günümüz tabiri ile koyu etnik merkezci şuura sahip olabiliyorlardı. “Huaxia” adının kendisi, bu noktayı kanıtlamaktadır.
Bu husus ile ilgili Çin klasiklerinden “Erya Shıgu/而雅释诂”da şöyle bir bilgi vardır (Wang, Ning, 1995: 86): “Huaxia yer yüzündeki en büyük kavimdir. Başka kavimler, onun sınır bölgesinde yaşayanlardır ya da ona bağımlı olan topluluklardır ki, onların hepsi Huaxia’ya itaat etmesi gerekir”. Bu çeşit güçle kendini üstün tutma ve güçlü özgüven duygusu, yönetici sınıfın yabancılar karşısında özellikle, her alanda kendileri ile eşit veya aşağı durumda olanlara karşı daha sert ve hoşgörüsüz olmasına neden olmuştur.
Çin tarihi boyunca, daha sonra Çin kültürüne asimile olan ve zaman zaman Çin medeniyetinin halefi ve destekçisi haline gelen birkaç yabancı halk tarafından istila edilmiştir.
Antik Çin tarihinde, başarısız askeri savaşlarının çoğu kraliyet tarihçileri tarafından bir zafer olarak tasvir edilmiştir. Çin'in uydurma tarihi burada başlamıştır. Çin imparatorları yaşarken hakkında yazılmayı ve ölümünden sonra muzaffer krallar olarak anılmayı istedikleri için tarihçiler gerçek tarihi kaydedemezlerdi. İlginç olan , herhangi bir imparator yenildiğinde, Çin tarihçileri bunu sanki kazanmış gibi kaydederlerdi. Daha sonra, gelecek nesiller bu yalanları, diğer topraklar üzerindeki iddialarını ve askeri yayılmacı seferlerini meşrulaştıran tarihi gerçekler olarak kullandılar.
Çin ruhunda, kendilerinin mükemmel ve hatta üstün ırk olduklarına dair bir öz algı vardır ve diğer ırkları "barbarlar" ve hatta "canavarlar" olarak algılarlar. Bu, dünyadaki diğer ırkçılık versiyonlarından farklı olan Çin ırkçılığının özüdür. Tayvanlı akademisyen Chen Guangxing, "Emperyal şeylerin düzeni: Han Çinli Irkçılığı Üzerine Notlar" adlı makalesinde, Çinlilerin kendilerini dünyanın merkezi olarak gördüklerini ve diğer tüm ulusların bunun etrafında döndüğünü ve bir Çin bakış açısına göre dünyanın bu merkezden yönetilmesi gerektiğini belirtiyor.
Zbigniew Brzezinski, "Büyük Çöküş" adlı kitabında, Çin imparatorunun İngiliz kralına yazdığı mektupta kullandığı tonu, birincisinin ikincisine astlarından biri gibi davrandığını anlatır. Bu tür bir narsisizm, bugün çoğu (Han) Çinlide de görülür ve üstün ırk kavramının DNA'larına derinlemesine yerleşmiş olduğunu, hatta Nazilerin üstün ırk teorisinden bile daha köklü olduğunu, neredeyse doğuştan gelen bir özellik olduğunu gösterir.
Bu tür bir zihniyet, her zaman muzaffer, bilge, büyük ve güçlü olduklarını tasvir eden sahte tarihten kaynaklanır ve Han Çinlilerinde bir üstünlük kompleksine yol açar. Sahte tarih uydurmanın temeli, "Bir kişi yalanı yayar, [ve] on bin kişi bunu gerçek olarak yayar" (一人传虚万人传实) adlı Çin atasözünden alınmıştır; bu, bugün hala geçerli olan köklü ve kadim siyasi kötülüğü ima eder.
Çin, zirve döneminde askeri güçlerini Semerkant'a kadar genişletti. Bu genişleme Çin tarih kitaplarında bir işgal olarak yazılmamıştı; ancak Semerkant da dahil olmak üzere Pasifik Okyanusu, Ural Dağları ve Hazar Denizi arasındaki tüm toprakların Çin'in tarihi toprakları olduğu şeklinde yazılmıştı. Bu kasıtlı olarak uydurulmuş sahte tarih, bugün Çinli genç nesillerin zihnine yerleştiriliyor. Çin, klasik şairlerinden biri olan Li Bai'nin (李白( ) Balkaş Gölü'nün batı kıyısında doğduğunu ve bu gölün yeni nesillerine Merkezi Asya'nın tamamının ve Ural Dağları tarafından tanımlanan Avrasya sınırları boyunca uzanan diğer toprakların Çin'in "tarihi toprakları" olduğunu stratejik olarak aşıladığını iddia ediyor. Bu stratejik aşılamanın ulusal çıkar perspektifinden faydaları, yeni nesillerin bu toprakların kendilerine ait olduğuna inanmasıyla, bu hedefe ulaşacak kadar güçlendiklerinde bu toprakları geri almayı vatanseverlik ve ahlaki görevleri olarak görmeleridir.
Dahası, suçluluk veya utanç duygusu olmadan geri almayı bir istila olarak değil, bunu yapma hakkının tartışılmaz bir hakkı olarak değerlendireceklerdi. Bu nedenle, sahte tarih uydurmaya devam etmek ve bu yalanları tarih kitapları aracılığıyla genç nesillerin ruhuna sokmak Çin ırkçılığının tezahürlerinden biridir. Bu yanlış bilgi daha sonra bir nesilden diğerine aktarılır ve uydurmalar gerçeğe dönüştürülür, Sinocentricism rüyası çok gerçek dışı ve ütopik görünse de.
Bu tarihi "gerçeklerin" geçerliliğini güçlendirmek ve ikna edici güçlerini artırmak için Çinliler "tarihi eser" bulma oyunları oynamakla ünlüdür. Örneğin, Doğu Türkistan'ın her zaman Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğu yönündeki siyasi yalanı güçlendirmek için, Çin yazılarıyla yazılmış, iç veya anakara Çin'den gelen tarihi eserler ve belgeler gizlice Doğu Türkistan'a getirmişler Doğu Türkistan'da eski mezarlıklara ve terk edilmiş antik şehirlere gömmüşlerdi. Sonra bu sahte antik eserleri yabancı uzmanların tanıklığında yeni keşifler olarak çıkartmışlardı.
Dünya üzerinde hiçbir ulus, Çinliler dışında, tek seferlik bir işgalden veya turistik gezilerden kalan izleri toprak iddiası için kanıt olarak kullanmamıştır. Çinliler tarihi yeniden yazma ve yeniden icat etme konusunda son derece yaratıcıdır.
Çin Irkçılığı bugün tarihsel köklerinden beslenen kendilerini yahudiler gibi seçilmiş bir halk olarak gören sapkın saldırgan Han-Nazizmidir.
Kaynaklar:
1)https://cihannumadergi.com/cin-ruyasi-ve-kuresel-hegemonyav-prof-dr-abdurresit-celil-karluk/
2)https://www.kitapyurdu.com/kitap/buyuk-cokus/30325.html
3)https://newsvibesofindia.com/chinese-racism-originates-from-the-subconscious-42713/
