Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Çin’de ‘sosyal yönetim’ adı altında Uygurlara yönelik baskıların normalleşmesi

Asiye Uyghur Son yıllarda, Çinli yetkililer, Çin’in Uygur bölgesi ile

Asiye Uyghur

Son yıllarda, Çinli yetkililer, Çin’in Uygur bölgesi ile ilgili politikaları tanımlamak için giderek daha fazla “sosyal yönetim” (社會管治) terimini kullanmaya başladı. Bu görünüşte tarafsız idari dil, insanların baskı, soykırım, zorla asimilasyon ve sosyal kontrol algılarını sessizce yeniden şekillendiriyor.

Uygurlar, modern tarihte Doğu Türkistan olarak bilinen Uygur bölgesinin (Çin’in kuzeybatısında) yerli halkıdır. Çin Halk Cumhuriyeti nüfusunun yaklaşık yüzde 92’sini oluşturan Han halkından farklı bir dil, etnik köken ve kültüre sahiptirler. On sekizinci yüzyılda bölge, Mançu Qing İmparatorluğu’nun kolonisi haline geldi. Daha sonra Çin Cumhuriyeti tarafından yönetilen bölge, şu anda Çin Halk Cumhuriyeti’nin yönetimindedir. 20. yüzyılda Uygurlar, Çin Cumhuriyeti’nin yönetimine karşı savaşlar vermiş ve 1933’te ve ardından 1944’te bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Uygurlar, onlarca yıldır Çin Halk Cumhuriyeti’nin zulmüne maruz kalmaktadır.

2016 yılından bu yana, Uygurların durumu, toplu gözaltılar, zorla kayıplar, kapsamlı gözetim sistemleri ve dini ve kültürel yaşamdaki kısıtlamalarla ilgili haberler nedeniyle uluslararası alanda büyük ilgi gördü. Sızdırılan hükümet belgeleri, kamptan kurtulanların ifadeleri ve çok sayıda uluslararası soruşturma, bu bölgeyi küresel insan hakları tartışmalarının merkezine taşıdı.

Çinli yetkililer, bu politikaları terörle mücadele ve istikrarı korumak için gerekli önlemler olarak tanımlamaktadır. Ancak Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları ve uluslararası insan hakları örgütleri, baskıların boyutu ve Uygur toplumu üzerindeki etkisi konusunda defalarca ciddi endişelerini dile getirmiştir.

Son yıllarda, bölgeyle ilgili resmi söylem değişmeye başlamıştır. Gözaltı tesisleri devlet medyasında daha az görünür hale gelmiş, bölgenin manzaralarını ve kültürel mirasını öne çıkaran turizm kampanyaları yeniden ortaya çıkmış ve resmi raporlar bölgeyi giderek daha barışçıl, müreffeh ve uyumlu bir yer olarak tasvir etmeye başlamıştır.

Bu gelişen anlatı içinde, bir kavram özellikle öne çıkmıştır: “sosyal yönetim”.

1 Mart’ta devletin yayınladığı Xinjiang Daily gazetesi, “Kalpleri ve Zihinleri Birleştirerek, Yönetimle İlerlemek” (凝心聚力向治而行) başlıklı bir makale yayınladı. Rapor, yönetim uygulamalarını gözden geçiren ve gelecekteki idari öncelikleri planlayan taban yetkilileri arasındaki tartışmaları anlatıyordu. Uygur bölgesini etkili yönetim, sosyal istikrar ve halkın memnuniyeti açısından bir model olarak tasvir ediyordu.

Okumadan Geçme  5 Mayıs Uygur Doppa Günü

Makale boyunca “Parti liderliği”, “kapalı döngü dilekçe sistemleri”, “gönüllü hizmet ağları” ve “taban yönetimi” gibi ifadeler tekrar tekrar kullanılarak düzenli ve verimli bir yönetim imajı oluşturuluyor.

Ancak bu görünüşte tarafsız yönetim dilinde, Uygurların kültürel, dini ve sosyal özerkliği ile ilgili en önemli siyasi endişeler ortadan kalkıyor.

“Sosyal yönetim” etnik ve siyasi endişelerin yerini alıyor

Çin resmi belgelerini deşifre ederken, yetkililerin söylemekten kaçındıkları şeyleri aramak çok önemlidir. Bu belge, etnik haklar, din özgürlüğü, dil kullanımı veya kültürel süreklilikten neredeyse hiç bahsetmemektedir. Uluslararası gözlemcilerin defalarca dile getirdiği endişeleri de kabul etmemektedir.

Uygur bölgesindeki çatışmalar sadece yönetim meselesi değil, aynı zamanda tarih, demografik değişim ve siyasi güç yapılarından da kaynaklanmaktadır.

Çin Ulusal İstatistik Bürosu’nun verilerine göre, 1953 yılında Uygur bölgesinin nüfusu yaklaşık 4,87 milyondu ve bunun yaklaşık 3,64 milyonu (yaklaşık yüzde 75) Uygur, Han Çinliler ise sadece yüzde 6’sını oluşturuyordu. Ancak 2010 yılına gelindiğinde, Han Çinliler nüfusun yaklaşık yüzde 40’ını oluştururken, Uygurların oranı yüzde 46’ya gerilemiştir.

Birçok araştırmacı, bu demografik dönüşümü, Çin’in iç kesimlerinden yerleşimi teşvik eden on yıllardır süren büyük ölçekli göç politikalarıyla ilişkilendirmektedir.

Çin resmi olarak “bölgesel etnik özerklik (民族區域自治制)” sistemini uygulasa da, siyasi yapı farklı bir tablo çiziyor. Bölgedeki en güçlü pozisyon olan Komünist Parti sekreteri merkezi hükümet tarafından atanırken, genellikle Uygur olan bölge başkanı çok daha az gerçek yetkiye sahip.

Böyle bir yapı altında, özerklik genellikle anlamlı bir öz yönetimden çok sembolik bir düzenleme olarak varlığını sürdürüyor.

Sonuç olarak, Uygurlar kendi vatanlarında sadece siyasi olarak değil, eğitim, istihdam ve dil kullanımı gibi alanlarda da giderek marjinalleşmektedir.

Parti liderliği ve bağımsız sosyal alanın daralması

Devlet tarafından yayınlanan makale, asimetrik güç yapısını daha da pekiştiriyor ve “Parti liderliğindeki sosyal yönetimin” etkinliğini defalarca vurguluyor.

Okumadan Geçme  Yazarımız gazeteci Yücel Tanay'a Doğu Türkistan ile ilgili yazısı nedeniyle hapis cezası

Bu retorik altında, iktidar partisi sosyal yaşamın merkezi organizatörü olarak konumlandırılıyor ve bağımsız sosyal örgütlere çok az yer bırakıyor. Dini kurumlar, toplum temelli karşılıklı yardım ağları, geleneksel otorite yapıları ve gayri resmi sosyal örgütler, on yıllık bir dizi güvenlik politikası ile tasarlanmış devlet yönelimli bir yönetim sistemi ile değiştiriliyor.

2016’dan sonra, çok sayıda Uygur, resmi olarak “mesleki eğitim ve öğretim merkezleri” olarak tanımlanan tesislere gönderildi. Uluslararası araştırmacılar, kampanyanın zirve yaptığı dönemde yüz binlerce ila bir milyondan fazla Uygur’un gözaltına alınmış olabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda, yetkililer biyometrik veri toplama, dijital izleme sistemleri ve mahalle düzeyinde ızgara yönetimini içeren kapsamlı bir gözetim altyapısı kurdu.

Büyük ölçekli sosyal kontrol programları da uygulamaya konuldu. Bunun bir örneği, hükümet yetkililerinin Uygur hanelerine yerleştirilerek günlük yaşamı izlemeleri ve siyasi denetimi güçlendirmeleri amaçlanan, “aile olmak için eşleştirme programı” (結對認親) olarak adlandırılan programdır.

Bu politikalar, bölgenin idari yapılarını yeniden şekillendirmekle kalmamış, Uygur topluluklarının günlük yaşamını da derinden etkilemiştir.

Parti liderliğindeki kontrol sisteminin yönetim mantığı, makalede “uzun vadeli barış” ifadesiyle birlikte kullanılan bir başka anahtar kavram olan “istikrar” ile ifade edilmektedir.

İstikrar, en yüksek kamu yararı olarak çerçevelenmekte ve yönetim politikaları, Uygurca konuşmak, dini faaliyetlere katılmak, yurtdışındaki akrabalarla iletişim kurmak, yurtdışında okumak veya seyahat etmek gibi eylemleri kapsayabilecek potansiyel riskleri ortadan kaldırmak için tasarlanmış önleyici tedbirler olarak sunulmaktadır.

Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları, bölgedeki yönetişim biçimini, bireylerin belirli eylemleri nedeniyle değil, kimlikleri, inançları veya sosyal ağları nedeniyle kısıtlamalara maruz kalabilecekleri bir tür önleyici baskı olarak tanımlamıştır.

Makalenin resmi anlatımları, gönüllü hizmet ağlarının genişlemesini sosyal uyum ve sivil katılımın bir başarısı olarak övmektedir.

Ancak gerçekte, giderek tek kabul edilebilir toplu faaliyet biçimi haline gelen parti tarafından organize edilen ağlar, Uygur toplulukları içinde dini hayır işleri ve topluluk temelli karşılıklı yardım ağları da dahil olmak üzere geleneksel sosyal destek biçimlerinin yerini almıştır.

Okumadan Geçme  Doğu Türkistan’daki şiddetli depremde 3 can kaybı bildirildi

Bu süreçte, günlük sosyal yaşam giderek yönetişim yapılarına entegre olmaktadır.

Asimilasyonun yumuşak dili

Resmi makale, “ortak bir Çin ulusal kimlik bilinci” (中華民族共冋體意識) geliştirmenin önemini vurgulayarak sona eriyor. Bu, kültürel farklılıklar olsa da Çin ulusal kimliğinin diğer tüm kimliklerin üzerinde öncelikli olması gerektiğini ima ediyor. 

Bu ilke, bir dizi asimilasyonist siyasi uygulamaya dönüştürülmektedir. Bu uygulamalar genellikle etnik kültürlerin sergilenebileceği, ancak bağımsız olarak örgütlenemeyeceği; etnik dillerin var olabileceği, ancak kamusal yaşamda hakim olamayacağı; dinin icra edilebileceği, ancak yalnızca katı siyasi sınırlar içinde icra edilebileceği anlamına gelmektedir.

Bazı politikalar, etnik gruplar arası evlilikleri teşvik eden kampanyalar ve ebeveynleri gözaltına alınmış çocukların merkezi yönetimi dahil olmak üzere, Uygurların aile yapılarına yöneliktir.

Eleştirenler, bu tür politikaların Uygurların kültürel ve sosyal yaşamını yeniden şekillendirmek için yapılan derin bir girişim olduğunu savunuyorlar.

“Kalpleri ve Zihinleri Birleştirmek, Yönetimle İlerlemek” başlıklı makalenin üslubu ılımlı, rasyonel ve iyimser, dolayısıyla da etkileyicidir.

Makale, kontrolü yönetişim, baskıyı hizmet, asimilasyonu ise entegrasyon olarak yeniden adlandırmıştır. Yapısal zorlama, sorumlu kamu yönetimi olarak sunulmaktadır.

Şiddet sonrası dönemde yönetim

Uygur bölgesinde ortaya çıkan yönetim modeli, çağdaş otoriter siyasetteki daha geniş çaplı dönüşümü de yansıtmaktadır.

Baskı her zaman görünür zorlamaya dayanmaz, çünkü idari sistemler, veri teknolojileri, sosyal mühendislik ve politika dili sosyal gerçekliği kademeli olarak yeniden şekillendirebilir.

Birçok Uygur ailesi için son yılların belirleyici deneyimi açık çatışma değil, kaybolma olmuştur: Uygur diasporası genelinde sayısız insan memleketlerindeki akrabalarıyla iletişimi kaybetmiştir. Birçoğu gözaltına alınmış, hüküm giymiş veya kamu hayatından kaybolmuştur.

Çin resmi söyleminde rasyonel, iyiliksever ve başarılı olarak sunulan sosyal yönetişim sistemi, insanları örgütlenme, kimliklerini ifade etme ve kültürel yaşamlarını sürdürme yeteneklerinden mahrum bırakmak için özenle tasarlanmış ve böylece toplumda baskıyı sessizce normalleştirmiştir.