
Firstpost tarafından yayınlanan bir makaleye göre, bu eylem uluslararası insan hakları örgütleri ve hükümetler tarafından yaygın bir şekilde kınandı ve bu kişilerin Çin'e döndüklerinde güvenlikleri konusunda ciddi endişelere yol açtı. Raporlar, Uygurlar ve Tibetliler de dahil olmak üzere geçmişte ülkelerine geri gönderilen pek çok kişinin hapis ve işkenceyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
Çinli yetkililer, geri gönderilenlere Çin Halk Cumhuriyeti yasalarına göre muamele edileceğini ileri sürerek geri gönderme işlemini savundu. Çin devlet medyası, özellikle de Global Times gibi yayın organları, operasyonun hem Çin hem de uluslararası hukuka uygun olarak yürütüldüğünü vurguladı. Ancak eleştirmenler bu tür iddiaların, bir milyondan fazla kişinin aşırıcılıkla mücadele kisvesi altında sözde yeniden eğitim kamplarında alıkonulduğunun tahmin edildiği Doğu Türkistan’daki Uygurların karşı karşıya kaldığı sert gerçekleri maskelediğini savunuyor.
Başbakan Paetongtarn Shinawatra liderliğindeki Tayland hükümeti, geri gönderilen kişilerin Tayland'a yasadışı yollardan girdiklerini vurgulayarak Batı'dan gelen eleştirileri reddetti. Shinawatra, Uygur kimliklerine dair kanıtlara ve küresel insan hakları savunucularının çağrılarına rağmen başka hiçbir ülkenin bu tutukluları kabul etmeye istekli olmadığını iddia etti.
Bu olay münferit değildir; Tayland daha önce de benzer koşullar altında, genellikle Çin'den gelen önemli ekonomik teşviklerle bağlantılı olarak Uygurları ülkelerine geri göndermiştir. Tayland'ın 2015 yılında, Çin'in önemli yatırımlar vaat etmesinin ardından yaklaşık 109 Uygur'u ülkelerine geri göndermesi, bu kararların arkasındaki ekonomik motivasyonların altını çiziyor. Tayland'ın Çin'in ASEAN'daki en büyük ticaret ortağı olması ve ikili ticaretin 2023 yılında yaklaşık 125 milyar dolara ulaşması, iki ülke arasındaki ekonomik bağları Tayland'ın Uygurlarla ilgili politika kararlarında önemli bir faktör haline getiriyor.
Yakın zamanda 40'tan fazla Uygur'un ülkelerine geri gönderilmesi küresel çapta öfke yarattı, zira raporlar bu kişilerin Soi Suan Phlu göçmenlik bürosunda birkaç yıldır, bazıları 2013'ten beri gözaltında tutulduğunu gösteriyor. İnsan hakları örgütleri, Uygurlar, Tibetliler ve Çin karşıtı unsurlar olarak etiketlenen diğerleri de dahil olmak üzere geçmişte ülkelerine geri gönderilen birçok kişinin Çin'e döndüklerinde ciddi tepkilerle karşılaştıklarını belgelemiştir. BM İnsan Hakları Konseyi, bireylerin işkence veya insanlık dışı muameleyle karşılaşabilecekleri yerlere geri gönderilmelerini yasaklayan geri göndermeme ilkesi konusunda alarm vermiştir.
Dahası, Tayland yargı sistemi, insan hakları gruplarının geri dönüş sürecini durdurmak isteyen dilekçeleriyle karşı karşıya kalmış, ancak bu çabalar sonuçta başarısız olmuştur. Tayland'ın Uygurların geri dönüşü ile ilgili konularda Çin ile işbirliği geçmişine sahip olması durumu daha da karmaşık hale getirmektedir. Örneğin 2015 yılında, Uygurların ülkelerine geri gönderilmesinin ardından Tayland'da yaklaşık 5 milyar dolar tutarında önemli Çin yatırımları yapılmıştır. Bu durum pek çok kişinin Tayland'ın ekonomik ilişkilere insan hakları mülahazalarından daha fazla öncelik verdiğine inanmasına yol açtı.
Sonuç olarak, Uygurların içinde bulunduğu kötü durum jeopolitik ve ekonomik kaygıların gölgesinde kalmaya devam etmekte ve uluslararası toplumun insan haklarına bağlılığı konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır. BM İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar Tayland hükümetinin eylemlerini kınayarak, sınır dışı etme sürecini "hayal edilemeyecek kadar zalimce" ve bireylerin ciddi zarar görme riskiyle karşı karşıya oldukları yerlere geri gönderilmelerini yasaklayan geri göndermeme ilkesinin ihlali olarak nitelendirdi.
