Raporda iki Uygur aktivistin isimleri verilerek yaşadıkları olaylar anlatıldı. Bunlardan biri 37 yaşındaki Abdurahman Tohti. Tohti’ye, 15 Ocak 2026 tarihinde Urumçi’den geldiğini iddia eden bir kişi tarafından telefonla ulaşılmış ve kendisinden Fransa’daki Uygur topluluğunun faaliyetlerini izleyerek bilgi vermesi istenmiş. Tohti’nin yaşadığı bu telefon görüşmesi daha sonra kaydedilerek kamuoyuna açıklandı. Aynı numaradan 19 Ocak’ta bir başka aktivist 42 yaşındaki Mirkamil Turgun ile de bağlantı kuruldu ve Turgun’dan aktivizmine son vermesi talep edildi.
Raporu hazırlayan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Çin araştırmacısı Yalkun Uluyol, “Çin hükümeti Fransa’daki eleştirel Uygur seslerini sindirmek için zorlamaya, yıldırmaya ve gözetlemeye başvuruyor” dedi. Uluyol, Fransız yetkililerin bu olayları kapsamlı şekilde soruşturması ve uygun adımları atarak baskı altındaki birey ve topluluklara destek olmasını istedi. Fransız makamlarının bu çağrıya nasıl yanıt verdiğine dair henüz bir açıklama yapılmadı.
Raporda bahsi geçen European Uyghur Institute (Avrupa Uygur Enstitüsü), Uygur dilini ve kültürünü korumak, insan haklarını savunmak ve Avrupa’daki Uygur toplumuna destek olmak amacıyla faaliyet gösteriyor. Enstitü’nün 20 Ocak’ta Paris’te açılışı planlanan yeni merkezinin törenine Çin Büyükelçiliği’nin dolaylı baskı yaptığı ve törene davet edilen Fransız yetkililerden katılmamaları yönünde talepte bulunduğu iddia edildi.
Yaşananlar sadece telefon çağrılarından ibaret değil. Turgun, Çinli yetkililerin daha önce ailesiyle telefon görüşmeleri yaparak onları ağlatacak şekilde tehdit ettiğini anlattı. Turgun’un ailesi, aktivist mücadelelerini bırakması için psikolojik baskı altında tutulduklarını ifade etmişti. Turgun, ailesiyle yeniden iletişim kurma teklifini reddettiğini belirterek, “Bu psikolojik işkenceye son vermek istiyorum” dedi.
Bu vakalar, Çin’in yurtdışında yaşayan etnik azınlıklara yönelik uyguladığı iddia edilen baskı stratejilerinin yeni örnekleri olarak yorumlanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu tür uygulamaları “transnational repression” — yani sınır ötesi baskı — olarak tanımlıyor. Bu kapsamda devletin kendi sınırları dışındaki hükümet eleştirmenlerini izlediği, sindirmeye çalıştığı ve bazen tehdit ettiği belirtiliyor.
Bu tür baskı vakalarına karşı uluslararası tepkiler de giderek artıyor. 2025 Haziran ayında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, devletlerin bu uygulamaları sistematik şekilde araştırmaları ve etkili mekanizmalar kurmaları gerektiğini bildiren bir rapor yayımladı. Aynı dönemde G7 liderleri de transnational repression konusuna dikkat çekerek dünya çapında dayanışma ve çözüm çerçevesi geliştirme sözü vermişti. Fransa’nın, 2026 Haziran’ında kendi ev sahipliğinde düzenlenecek G7 Zirvesi’nde bu konuda somut adımlar atmayı gündeme getirmesi bekleniyor.
Fransa’da 2025 yılı Ocak ayında yayınlanan bir istihbarat raporu da sınır ötesi baskıyı ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlamıştı. Raporda bu tür uygulamaların Fransa’daki insan haklarını zedelediği ve öncelikli olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çin hükümetinin bu tür uygulamalarına karşı Fransız hükümetinin daha etkin politikalar geliştirmesi ve sorumluların hukuki açıdan hesap vermesini sağlamak için çalışması gerektiğini belirtiyor. Örgüt, aynı zamanda bu baskı politikalarının sadece Uygurları değil, diğer diasporadaki muhalif grupları da etkilediğini ve demokrasiyi savunan ülkeler arasında geniş çaplı bir iş birliği ihtiyacı doğurduğunu savunuyor.

